Bütün-Beyinli Çocuk

DSC04444Bir yerlerde çocuk gelişimi kitapları okumayı bırakmak istiyorum. Ama öyle bir kitap geçiyor ki elime, okumazsam çok şeyin farkına varmayacakmışım gibi geliyor 🙂 Ve ben kendimi satırların altını çizerken buluyorum.

Bu kitap beynin yapısıyla birlikte, anlattığı şeyleri fiziksel bir temele dayandırdığından, yapılması gerekenleri daha gerekçeleri ile birlikte sunuyor. Böyle olunca acabaları en alt seviyeye indiriyorsunuz.

Beynin işleyişiyle ilgili birkaç basit ve kolay anlaşılır temel ilkeyi tanıyarak, çocuğunuzu daha iyi anlayabilecek, güç durumlara daha etkili çareler bulabilecek ve onun sosyal, duygusal ve zihinsel sağlığı için sağlam temeller oluşturabileceksiniz.

diye başlıyor kitap. Beynimizin farklı görevlere sahip bölümleri olduğundan bahseden yazar, mantıklı davranmamıza ve düşüncelerimizi cümleler haline getirmemize yardım eden sol taraf, duygular yaşamamızı ve sözel olmayan işaretleri algılamamızı sağlayan sağ taraf, sezgisel olarak hareket etmemizi ve hayatta kalabilmek için acil kararlar veren bir sürüngen beyin ve bir de bizi bağlantı ve ilişkilere sürükleyen memeli beyine sahip olduğumuz ifade edilmiş. Başarılı olabilmek için tüm bu alanların entegre olarak çalışabilmesi gerekiyor ve bu da kitabın konusunu oluşturuyor.

Beynin koordineli bir şekilde çalışamaması durumunda, duyguların kontrolden çıkarak öfke nöbetleri, saldırganlık ve çöküş yaşatacağını söyleyen yazar, beynin yeniden şekillenebileceğini ve bunu deneyimler sayesinde yapacağını söylemiş.

Beynin olgunlaşma hızı genellikle miras aldığımız genlere bağlıdır. Ama entegrasyon düzeyi, tamamen anne baba olarak çocuğumuzu her gün ne şekilde etkilediğimizle bağlantılıdır. 

Kitap, beynin iki tarafını birlikte kullanabilmek için 12 strateji belirlemiş ve bunların nasıl uygulanacağını açıklamış:

Strateji #1: Çocuğunuzla bağ kurun ve onu yeniden yönlendirin: Duygu dalgaları üzerinde sörf yapmak

Çocuğunuzun beyninin nasıl çalıştığını anlamanız halinde, daha süratli ve daha az dramatik bir şekilde işbirliği yapabileceğimizi söyleyen yazar, çocuk üzgün olduğunda öncelikle onun sağ beyninin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak yani duygularını anladığımızı belirterek kabul etmek, ardından sol beyinle yeniden yönlendirmek gerektiğini söylüyor.

Strateji #2: Sorunu halletmek için sıkıntının adını koyun: Güçlü duyguları yatıştırmak için hikaye anlatmak

Herhangi bir sorunu halletmek için sıkıntının adını koymak ve bu konuyu hikayeleştirerek anlatmanın, sağ ve sol beynin entegrasyonunu sağlayacağı, olayları duygudan mantığa taşıyacağı ifade edilen kitapta, çocuk anlatmak istemediğinde, kendimiz anlatarak ona boşlukları doldurtmanın ya da resim yaparak veya hikaye yazdırarak çözümlemenin mümkün olacağından bahsederken, bunun için en uygun zamanın ise, çocuk bir şeylerle uğraşırken olduğu söyleniyor:

Bu, günlük tutmanın ve güç bir olay hakkında konuşmanın iyileşmemize neden büyük ölçüde yardımcı olduğunu da açıklar. Gerçekten de araştırmalar, duygularımıza bir ad vermenin veya onları tanımlamanın kelimenin tam anlamıyla, sağ beyindeki duygusal devrelerin aktivitesini yavaşlattığını göstermektedir.

Yazar, çocuklara beynin bölümlerinden bahsetmenin de işe yarayacağını söyleyerek, onlara okunabilecek resimli bir bölüm hazırlamış. Ayrıca onlara öğretebileceğimiz en önemli becerilerden birinin, güçlü duygulara neden olan durumlarda iyi kararlar almalarına yardımcı olmak olarak belirtmiş.

Beyni, üst ve alt beyin olarak da ayıran yazar, ikisini entegre edebilmek adına akıl merdiveninden bahsetmiş. Alt beyin temel fonksiyonlar (nefes alma, göz kırpma vs), doğuştan gelen tepki ve dürtüler (dövüşme, kaçma vs) ve güçlü duygulardan (öfke, korku vs) sorumluyken üst beyinin evrimleşmiş olup daha kapsamlı bir bakış açısına sahip olarak, düşünme, hayal etme, empati kurma, ahlaklı davranma ve plan yapma gibi daha karmaşık zihinsel işlemlerden sorumlu olduğu belirtilmiş. Bu iki beyin arasında entegrasyon yapabilmeyi de merdiven motifiyle açıklamaya çalışmış. Alt beyin doğduğumuz anda bile iyi gelişmiş olmasına rağmen, üst beyinin yetişkin olana kadar gelişimini sürdürmektedir.

Alt beynimizde yer alan Amigdalanın görevinin, özellikle öfke ve korku gibi duygularımızı süratle işlemden geçirip ifade edilmelerini sağladığı, bu anlamda beynimizin bekçi köpeği konumunda olduğunun söylendiği kitapta, tehlike anında duruma el koyarak üst beyni gasp ettiği ve böylece ani tepkiler verebilmemizi sağladığı, bu durumda merdiven korumasına geçtiği, aslolanın en kısa sürede merdivenin yeniden işler duruma getirilerek sakinleşmenin başlatılmasının gerekliliği anlatılmış.

Çocuklardaki öfke nöbetlerini de beynin bölümlerine göre ayırmış yazar. Üst beynin öfke nöbetinin, tamamen çocuğun istediği şeyi yaptırabilmek için planlı olarak çıkardığı bir kriz olup, buna boyun eğilmemesi gerektiği; ancak alt beynin öfke nöbetinin çocuğun çok mutsuz olduğu ve üst beynini kullanamadığı durumlarda gerçekleştiği söylenmiş. Üst beyin nöbetinde hemen katı sınırlar konulması gerektiği söylenirken, alt beyin nöbetinde şefkatli ve rahatlatıcı bir tutumun gerekliliği, kendine, başka birine ya da eşyaya zarar verme eğiliminde olması halinde sıkıca sarılma ve sakince konuşarak olay yerinden uzaklaşma önerilmiş. Çocuk daha kabul edici bir ruh haline geldiğinde davranışlar ya da sonuçları üzerine konuşulabileceği belirtilmiş.

ANNE KİTAP12

Strateji #3: Hangisini devreye sokmalı veya sokmamalı: Beynin üst katına (üst beyne) hitap etmek

Kitapta bir olayda çocuğumuzun hangi beyine hitap edeceğimizi seçebileceğimizden bahsederken, üst beyne hitap ederek çalıştırma becerisini güçlendirebileceğimizi söylüyor. “Beni ikna et” ya da “her ikimizin de işine yarayacak bir çözüm bul” diyerek, karar verme ve çözüm yolu bulma konusunda şans tanımamızın işe yarayacağı söyleniyor.

Strateji #4: Onu kullanın veya kaybedin: Beynin üst katını (üst beyni) çalıştırmak

Beynin üst bölümünün bir adale gibi olduğu ve ancak çalıştırılırsa gelişip güçleneceği ve daha iyi performans göstereceğini söyleyen yazar bunun yapılabilme yollarından bahsetmiş:

  • Sağlıklı karar vermek: Mümkün olduğu kadar sıklıkla kendi kararlarını almalarına izin vermek sayesinde, karşısına çıkan alternatifleri değerlendirmek ve sonuçlarını görebilmek neticesinde üst beyin çalışıp güçlenir. Kararlarının mükemmel olması gerekmez, düzeltmemek ve sonuçlarını görmelerine izin vermek gerekir.
  • Duygulara ve bedene hakim olmak: Üzgün olduklarında bile karar almayı onlara bırakmak, nefes, sayma, duygularını ifade etmek şeklinde yönlendirmek, birine zarar vermek yerine alternatifleri sonuna kadar denemek için yönlendirmek gerekir.
  • Kendini anlamak: Kendilerini anlamalarını sağlamak için anladıklarının ötesini görebilecekleri sorular sormak gerekir. “Bu tercihi neden yaptığın hakkında fikrin var mı?” gibi.
  • Empati kurmak: Başkalarının duygularını önemsemesini sağlayacak sorular sormak empati yeteneğini güçlendirir. Gün içinde başkalarının duygularına dikkat çekmek, şefkat katmanları oluşması ve üst beynin çalışmasına neden olur.
  • Ahlaklı davranmak: Kendini kontrol edebilen, empati kurabilen çocuklar güçlü bir ahlak duygusu geliştirerek sadece neyin doğru neyin yanlış olduğunu değil, kendi kişisel ihtiyaçlarının ötesinde nelerin çoğunluğun iyiliği için olduğunu kavrama becerisine sahip olurlar. Tabi burada iyi model olmakta önemlidir.

Strateji #5: Hareket ettirin veya kaybedin: Aklı kaçırmamak için bedeni hareket ettirmek

Araştırmalara göre bedensel hareketlerin beyin kimyasını doğrudan etkilediğini söyleyen yazar, aslında duyguların bedenimizde başladığını, midemizin guruldaması, omuzlarımızın kasılması gibi beynimize fiziksel mesajlar ulaştırması, gülümsemeye çalışarak daha mutlu olduğumuz, nefes hızımızı değiştirerek sakinleştiğimiz gibi, tüm bunların fiziksel durumumuzdaki değişikliklerin duygu durumumuzu değiştirdiğini gösterdiğini söylüyor.

Çocuklar büyürken yaşadığımız korkunç olaylar, onlara asla başkalarının yapmasına izin vermeyeceğimiz şekilde kontrolden çıktığımız durumlar olabileceği konusunda örnekler verilen kitapta, bu anların gelişme ve entegrasyon açısından açılan kapılar olarak kullanabileceğimiz ve model oluşturabileceğimiz belirtilmiş:

Öyleyse, alt beyniniz hakimiyeti ele aldığı ve kendinizi çıldıracak gibi hissettiğiniz vakit ne yapmalısınız? İlk yapacağınız iş, kimseye zarar vermemektir. Ağzınızı sıkı sıkı kapatın ve sonradan pişman olacağınız bir şey söylemekten kaçının. Ellerinizi arkanızda kavuşturun ve biriyle sert bir fiziksel temasta bulunmamaya çalışın. Bir alt beyin anı yaşıyorsanız, ne pahasına olursa olsun çocuğunuzu korumalısınız. 

Devamında bir mola alınmasını, hareket edilmesini, sakinleşince de ilişkinizi onarmak için çocuğunuzla bağ kurmanızı önermiş yazar.

Kitapta bellek hakkındaki iki mitten bahsedilmiş.

Mit #1: Bellek zihinsel bir dosya dolabıdır. İlk randevumuzu veya çocuğunuzun doğduğu günü düşündüğünüz vakit, beyninizdeki uygun olan çekmeceyi açar ve o anıyı dışarıya çıkarırsınız.

Yazar belleğin bu şekilde çalışmadığını, tamamen çağrışımlar üzerinden gittiğini söylüyor. Her deneyimde beynimizdeki nöronların ateşlendiğini, bunların diğer nöronlarla bağlantılar oluşturduğunu ve bu bağlantıların çağrışımları yarattığını, birlikte ateş alan nöronların birbiriyle bağlantılandığını belirten yazar bunu da çeşitli örneklerle açıklamış. Mesela ilk bale deneyiminde ciklet verilen bir çocuk, bu ikisini bağlantıladığı için, her bale sonrasında ciklet beklentisine girer.

Şimdiki anımız ve geleceğimiz kesinlikle geçmişimiz tarafından şekillendirilmektedir. Ve bu da beynin içinde oluşan çağrışımlar vasıtasıyla gerçekleşmektedir.

Mit #2: Bellek fotokopi makinası gibidir. Anılarınızı çağırdığınız vakit, geçmişteki olayların aslına uygun, birebir röprodüksüyonlarını görürsünüz. Kendinizi ilk randevunuza gittiğiniz vakit giydiğiniz o komik giysilerle ve saç kesimiyle hatırlarsınız, o an hissettiğiniz tedirginliği hatırlamak sizi gülümsetir. Veya doktorun yeni doğan çocuğunuzu havaya kaldırdığını görür ve onun sizde yarattığı yoğun duyguları yeniden yaşarsınız. 

Yazar bunun da doğru olmadığını söylerken benim açımdan çok ilginç bir bilgi veriyor. Anılarımızı geri çağırdığımızda onları bir miktar değiştiriyormuşuz. Böyle bir bilgiyi daha önce Erdal iNÖNÜ’nün hatıralarında okumuştum ve o zamanda dikkatimi çekmişti.

Bir anıyı kodladığınız anki ruh haliniz ile o anıyı hatırladığınız anki ruh haliniz anının kendisini etkiler ve değiştirir. Yani, söylediğiniz hikaye tarih olmaktan çok, tarihsel bir kurmacadır.  

Kitapta ayrıca belleğin iki farklı türü olduğundan bahsedilmiş. Birincisi farkında bile olmadan hatırladığımız olaylar. Örneğin bebek bezi değiştirme. Bunu örtük bellek olarak adlandırmış. Ancak belirli bir anı-mesela ilk bez değiştirdiğiniz anı-hatırlama yeteneği ise açık bellek olarak ifade edilmiş. Hayatın ilk on sekiz ayında anıların sadece örtük olarak kodlandığını belirten yazar, örtük anıların bizde geçmiş deneyimlere dayalı beklentiler oluşturduğu ve özünde bizi emniyette ve güvende tutan evrimsel bir süreç olduğunu belirtmiş. Ebeveyn olarak bunun bizim için anlamı ise şöyle ifade edilmiş:

Çocuklarımız olağandışı bir şekilde mantıksız davrandıkları vakit, örtük bir anının onlarda zihinsel bir model yaratıp yaratmadığını düşünmemiz ve bunu anlamaları için onlara yardımcı olmamız gerekir.

Örtük ve açık belleğin entegrasyonunun sağlanması, yapboz gibi parçaların bir araya getirilmesi gerektiği belirtilen kitapta, örtük anıların genellikle olumlu olduğu ama bazı durumlarda acı ve olumsuz deneyimlerden de kaynaklanabileceği, çocukların bundan bir anlam çıkaramazlarsa, uyku bozuklukları, fobiler ve başka sorunlarla karşı karşıya kalacakları söylenmiş ve yardımcı olabilme şekli aşağıdaki şekilde belirtilmiş:

Yapacağımız şey, örtük anılarının üzerine farkındalık ışığını tutarak onları açık bir hale getirmek ve çocuğumuzun onların farkına varmasını ve onlarla istemli ve bilinçli bir şekilde baş etmesini sağlamak olmalıdır.

Beynimizin içinde örtük ve açık anıları entegre ederek içinde yaşadığımız dünyayı daha iyi algılamamızı sağlayan, adeta “arama motoru” işlemini gören bölümün hipokampus olduğunu belirten yazar bunu şöyle tanımlamış:

Hipokampus örtük belleğe ait tüm imgeleri, duyguları ve algıları almak ve onları geçmiş deneyimlerimize ait “resmi” bir bütün halinde algılamamızı sağlamak üzere beynimizin farklı bölgeleriyle işbirliği içinde çalışır.

Çocuklarımıza yaşadıkları olaylardan sonra duygularını ifade etme ve olanları hatırlama imkanı tanımadığımız takdirde, örtük anılarının parçalara ayrılmış halde dağınık kalacağını ve yaşadıklarına anlam veremeyeceğini söyleyen yazar,  bellek entegrasyonuna yardımcı olabilirsek içlerinde olanları daha iyi anlamlandırabileceklerini ifade ediyor.

Strateji #6: Çocuğunuza aklın uzaktan kumandasını kullandırın: Anıları yeniden canlandırmak

Hikaye anlatmanın, örtük ve açık bellek entegrasyonundaki önemini vurgulayan yazar, çocukların yaşadıkları olayların acı veren etkilerini çok derinden hissettiklerinde, olayın tamamını hatırlamakta hazır olmayabilecekleri, bu nedenle içlerindeki DVD ile tanıştırılmalarının iyi olacağını söylemiş. Hatırlamak istemediği alanları durdurup, geri ya da ileri sararak kontrol edebilecekleri öğretildiğinde, hikaye anlatmaya daha istekli olacaklar ve deneye deneye hikayenin tamamını anlatıyor olabildiklerinde rahatlayacaklar.

Strateji #7: Çocuğunuza hatırlatmayı hatırlayın: Yeniden hatırlamayı ailenizin günlük hayatının bir parçası yapmak

Çocuklara deneyimlerini hatırlatıp onlara tekrar tekrar anlattırdığınızda, örtük ve açık anılarını entegre etme yeteneklerini geliştireceğinizi söyleyen yazar, bir olayı günlük tutarak hatırlama ve sözcüklerle ifade etmenin , kişinin genel anlamda kendisini iyi hissetmesini sağladığı gibi, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve kalbin düzgün işlemesine yardım ettiğini açık ve net şekilde gösteren çalışmalar olduğundan bahsetmiş. Çocukları konuşturabilmek adına tahmin oyunu oynamayı önermiş:

“Bana bugün gerçekten olan iki şey ve olmayan bir şey söyle. Ben de bunlardan hangi iki tanesinin doğru olduğunu tahmin etmeye çalışayım.”

Başka bir öneri ise şöyle:

“Bana gününüzü anlatın. Bir tane size mutluluk veren bir olay, bir tane de moralinizi bozan bir olay anlatın ve birisi için bugün yaptığınız nazik bir eylemden bahsedin.”

Yazar, sadece kendi zihnimizi değil, başkalarının da zihnini anlamak olarak tanımladığı “Akıl Gözü” teriminin ilk kısmında bahsedilen, zihnimizi anlama konusunu daha iyi kavrayabilmek için “farkındalık çarkı” diye bir modelden bahsetmiş. Bisiklet tekerine benzetilen bu çarkın çemberinde, dikkatimizi verdiğimiz ya da farkında olduğumuz, duygu ve düşüncelerimiz, hayallerimiz ve arzularımız, anılarımız, dış dünyayla ilgili algılarımız ve bedenimizden gelen duyularımızın yer aldığı, göbeğinin ise, zihnimizin daha iç bölümünü temsil ettiği, bu bölümde etrafımızda ya da içimizde olup bitenin farkına vardığımızı söylemiş. Üst beyni kontrol eden bu bölüme “orta prefrontal korteks” denildiği ve en iyi kararların burada alındığından bahsetmiş.

ANNE KİTAP13

Hissetmek ile gerçekten olmak arasındaki farka da değinilen kitapta, örneğin “kendimi yalnız hissediyorum” yerine “yalnızım” dediklerinde, geçici ruh halini kimliklerinin kalıcı özelliği olarak algıladıklarını ve bunu kendilerini tanımlarken kullanarak ruh hallerini özellikleriymiş gibi kabullenme tehlikesine düştüklerini belirtmiş.

Odaklanmış dikkatin öneminden bahseden yazar, yeni deneyimlerin beyinde oluşturduğu fiziksel değişikliklerin ne anlama geldiğini şöyle ifade etmiş:

Bizler isteyerek ve çaba göstererek yeni zihinsel yetenekler geliştirebiliriz. Daha da ötesi, dikkatimizi farklı bir şekilde odakladığımız takdirde, beynimizin hem yapısını, hem de faaliyetlerini değiştirebilecek yeni bir deneyim yaratmış oluruz. 

Burada önemli olan hususun ise, beynimizin fiziksel mimarisinin dikkatimizi nereye odakladığımıza ve ne yaptığımıza bağlı olarak değiştiği, örneğin keskin görüşleri nedeniyle ödüllendirilen hayvanların, beyinlerindeki görme alanlarının diğerlerine göre daha çok geliştiği belirtilmiş.

Dikkatimizi yönlendirerek etrafımızdaki faktörlerin etkisi altında kalmaktan kurtulabilir ve onlara etki eder bir duruma geçebiliriz. Çevremizde ve içimizde sürekli değişmekte olan bir dizi duyguyu ve gücü fark edersek, onları onaylayabilir, hatta bizim birer parçamız olduklarını kabul ederek onları bağrımıza basabilir ve bize zorbalıkla hükmetmelerine veya bizi tanımlamalarına izin vermeyiz. Dikkatimizi farkındalık çarkının üzerindeki diğer noktalara odaklar ve bizim kontrolümüz dışında gibi görünen güçlerin kurbanı olmaktan çıkar, nasıl düşündüğümüzü ve hissettiğimize karar verme sürecinin aktif katılımcısı haline gelebiliriz.

Strateji #8: Duygu bulutlarının geçip gitmesine izin verin: Çocuklarınıza duyguların gelip geçici olduğunu öğretmek

Duyguların oldukları gibi tanınmasını, yani onların geçici ve değişken olduğunun kabul edilmesini söyleyen yazar, bunların ruh halleri olduğunu, karakter özelliği olmadıklarını belirtirken, ortalama olarak bir duygunun gelip geçmesinin doksan saniye sürdüğünü söylemiş.

Çocuklar duyguların geçici olduğunu anladıkça, farkındalık çarkının belirli noktalarına daha az saplanacaklar ve hayatlarını o çarkın merkezinden yaşamaya ve kararlarını yine o merkezden alma eğilimi içine daha çok gireceklerdir.

Strateji #9: ELEME (SIFT): İçimizde neler olup bittiğine dikkat etmek

Çocuklarımızı farkındalık çarkının çemberindeki noktalara yönlendirmeye başlamanın en iyi yollarından birinin onları etkileyen tüm algılara, imgelere, duygulara ve düşüncelere dikkat etmeyi öğrenmelerine yardımcı olmak olduğunu söyleyen kitapta, dikkatlerini örneğin fiziksel olarak hissettikleri şeylere verirlerse, bedenlerinde olup bitenlerin de daha çok farkına vardıkları söylenmiş.

Midelerinde uçuşan kelebeklerin endişe belirtisi olduğunu, birine vurma arzusunun öfke ve hüsran belirtisi olduğunu, ağırlaşan omuzların üzüntüyü anlattığını anlarlar. Tedirgin oldukları vakit bedenlerindeki gerilimi teşhis edebilirler ve daha sonra da omuzlarını gevşetmeyi ve sakinleşmek için derin nefes almayı öğrenebilirler. Öfke, açlık, yorgunluk, heyecan ve hırçınlık gibi farklı algıları tanımlamak çocuklara önemli bir kavrama gücü verir ve onların duygularını önemli ölçüde etkiler. 

Yazar ayrıca, çocuklara kendilerini nasıl hissettiklerini sormak ve kesin sözcükler kullanmaları konusunda yardımcı olmak için vakit ayırmayı önermiş. İyi-kötü yerine, hayal kırıklığına uğramış, endişeli gibi…

ELEME yöntemi, bedensel algılarımızın duygularımıza ve duygularımızın da sadece düşüncelerimize değil, zihnimizdeki imgelere de şekil verdiğini anlamamızı sağlar.

Burada bir oyun önerisinde bulunmuş yazar. ELEME oyunu: O an bedeninde neler oluyor (örneğin karnım aç), herhangi bir imge görüyor musun? (örneğin filmin fragmanı), şuan hangi duyguyu hissediyorsun? (örneğin heyecanlıyım), şuan ne düşünüyorsun? (örneğin evde süt yok, süt almalıyız).

Strateji #10: Çocuğunuzun akılgözünü çalıştırın: Ana istasyona geri dönmek

Çocuklara farkındalık çarkının göbeğine geri dönmelerini öğretmemiz gerektiğini söyleyen yazar, çemberin üzerindeki duygu ve düşüncelerinin farkına varmalarının, dikkatlerini yoğunlaştırmalarına ve odaklanmalarına yardımcı olacağını söylemiş. Kitapta bunu nasıl yapacağına ilişkin örnekler de verilmiş. Uzanmak, etrafındaki nesnelere odaklanmak, gözlerini kapayıp seslere odaklanmak, duygu ve düşüncelerine odaklanmak, nefes alıp vermek…

Akılgözü egzersizleri küçük çocukların endişeleriyle, hayal kırıklıklarıyla ve daha büyük yaşlarda olanların da yoğun öfkeleriyle baş etmelerini ve ayakta kalmalarını sağlar.

Ayrıca kitapta, çocuklara zaman zaman sakin durmayı öğretmenin, içlerinde kopan fırtınaları daha kolaylıkla atlatabilmeleri ve yetişkinliğe giden yolda duygusal, psikolojik ve sosyal anlamda başarılı olma şanslarını arttıracağı söylenmiş.

Kişinin başka biriyle entegrasyonunun öneminde de bahseden yazar, başka birinin duyduğu acıyı hissedememenin, öğrenme güçlüğü çekmek gibi zihinsel bir sorun olduğu, sinirlerle ilgili bir durum olduğundan ille de bir karakter sorunu olmasının gerekmediğini vurgulamış. Özgün kimliğini kaybetmeden başkalarıyla bağ kurabilmenin, mutluluk ve tatmin duygusu vereceğini de ilave etmiş. İçgörü ve empatiyi geliştirebilirsek, başkalarıyla bağ kurmalarını sağlayabileceğimizi söyleyen yazar bunun önemini şu şekilde açıklamış:

Mutluluk ve bilgelik üzerine yapılan araştırmalar, kişinin kendisini iyi hissetmesindeki temel unsurun, dikkatini ve tutkularını kendi öz kimliğinin ilgi alanları yerine, başkalarının yararına olacak şekilde odaklamak olduğunu göstermektedir. Yani “ben” mutluluğu ve hayatın anlamını, “biz” ile birleştiği ve ona ait olduğu vakit keşfetmektedir.

Kitapta ayna nöronlara da geniş yer verilmiş. Birinin su içtiğini gördüğünüz de sizinde susadığınızı hissetmeniz gibi. Bu nöronların sadece bilinçli olarak yapılan, yani tahmin edilebilir olan ya da belirli bir amaç içeren eylemlere tepki veriyor olduğunu söyleyen yazar, sürecin işleyişini şöyle ifade etmiş:

Ayna nöronlar kültürün doğasını ve bazı ortak davranışların bizi birbirimizle, örneğin çocuklarla ebeveynlerini, arkadaşlarını ve yetişkinlerin de eşlerini nasıl birbirine bağladığını anlamamızı sağlar.

Sadece davranışları değil duyguları da aynaladığımızın söylendiği kitapta, davranış, niyet ve duyguları sünger gibi çektiğimiz için, bu özel nöral hücrelere “sünger nöronlar” adının verildiği belirtilmiş.  Örneğin gülen bir gruba yaklaştığında gülümsemek, ya da tedirgin ve stresli olduğumuzda çocuğumuzun da bizim gibi olduğu ve bu duruma “duygu bulaşması” denildiği belirtilmiş.

Çocukların akılgözlerini “biz”in parçası olmak için ne kadar maharetle kullanacakları ve uzun vadede başkalarıyla nasıl birleşecekleri, onları büyütenlerle (anne, baba, bakıcı, öğretmen, büyük ebeveyn, akranlar vs.) olan bağlarının kalitesine  bağlı olduğu belirtilirken, bu ilişkilerin nesiller boyu süreceği, bu nedenle , değer verdiğimiz ve onların da normal olduğunu düşünmelerini arzu ettiğimiz ilişki türlerini bilinçli olarak çocuklarımıza verebilirsek, dünyanın geleceğini de etkileyebileyeceğimiz ifade edilmiş.

Sözcüklerin gücünden bahseden kitapta “evet” ve “hayır” için bedenin verdiği tepkiler üzerinde durulurken, çocuklarımızla etkileşim içindeyken, onların tepkisel mi yoksa kabul edici ruh halinde mi olduklarını çözmenin son derece yararlı olabileceği belirtilmiş. Tepkisel durumdayken, sözel olmayan  yaklaşımların (sarılmak, empatik yüz ifadesi gibi) daha etkili olacağı bildirilmiş.

İyi işleyen bir “biz”in bir parçası olmak için bir insanın bireysel bir “ben” olarak kalabilmesi gerekir. Nasıl ki çocuklarımızın sadece sağ-beyinli veya sadece sol-beyinli olmasını istemiyorsak, ne onları bencilliğe ve izolasyona götürecek kadar bireysel olmalarını, ne de sağlıksız ve zararlı ilişkilere karşı savunmasız, muhtaç ve bağımlı kılacak kadar ilişkisel olmalarını isteriz. Bizim istediğimiz onların Bütün-Beyinli olmaları ve entegre ilişkiler yaşamalarıdır.

Strateji #11: Aile içi eğlence faktörünü geliştirin: Birbirinizden keyif almanın önemini vurgulamak 

Çocukların, bizimle ve ailenin diğer fertleriyle birlikte geçirdikleri zamandan ne kadar keyif alırlarsa, insan ilişkilerine o kadar değer verecekleri ve gelecekte daha sağlıklı ve olumlu ilişkisel deneyimler aşamayı arzu edeceklerini söyleyen yazar, bunun salgılanan dopamin hormonuyla ilişkisinden bahsetmiş. Bu nedenle aile ilişkilerini sıcak tutmanın yöntemlerinden bahsedilmiş.

Strateji #12: Çatışmaları bağ kurmak için kullanın: Çocuğunuza “biz” sözcüğünü hatırda tutarak tartışmayı öğretmek

Akılgözünü devreye sokmak adına üç yöntem önerisinde bulunulmuş. Bunlardan ilki olaya diğer kişinin gözüyle bakmak. Çocukların başka bakış açılarını kabul etmelerine yardımcı olmak gerektiğinin belirtildiği kitapta şöyle söylenmiş:

Başka birinin zihnini önemseme eylemi üst beynimizi ve beynimizin sağ yarım küresini kullanmamızı gerektirir. Bunların ikisi de bizim olgun ve doyurucu ilişkiler yaşamanın keyfine varmamıza izin veren sosyal devre sisteminin birer parçalarıdır.

İkinci yöntem ise söylenmeyen şeylere de kulak vermek. Sözel olmayan işaretlerin bazen sözcüklerden çok daha fazlasını söylediğini belirten yazar, zaten ayna nöronları devrede olan çocuğumuza, bu ayna nöronların ne demek istediğini anlamaları için yardımcı olmamızı öğütlüyor.

Üçüncü yöntem ise onarmak. Çocuklarımıza bir çatışmadan sonra işleri düzeltmeyi öğretmemizi öğütleyen yazar, işleri düzeltmeyi samimi bir şekilde istemesi için, diğer kişinin duygularını anlaması gerektiğini söylemiş.

Ebeveynler bir çocuğun ilk akılgözü öğretmenleridir, zorlu anları çocuğun kendi düşünce devrelerinin ortak iç dünyalarımızı görmesi için kullanırlar. Çocuklar bu akılgözünü geliştirdikleri vakit, kendi iç dünyalarını başkalarınınkilerle dengelemeyi öğrenirler. Bu beceriler ayrıca, etraflarındaki insanların duygusal hayatlarını anlamaya çalışan çocukların bir yandan da kendi duygularını dengede tutmayı öğrenmeleri için çok önemlidir. Akılgözü hem duygusal ve hem de sosyal zekanın temelidir. Çocukların, duygulara önem verilen ve kurulan bağların da bir ödül, anlam ve keyif kaynağı olduğu, ilişkilerden oluşan daha büyük bir dünyanın parçası olduklarını görmelerine izin verir. 

Çocuklarımızla olan ilişkimizi ve çocuklarımızın gelecekteki başarısını en fazla etkileyen şeyler, kendi ebeveynlerimizle ne ölçüde anlamlı ilişkiler yaşadığımız ve çocuklarımıza karşı ne kadar duyarlı olduğumuzdur diyen yazar, hayat hikayemizin, yani kim olduğumuza bakıp bu kimliğe nasıl kavuştuğumuzu anlatırken söylediğimiz hikayemiz tutarlıysa, geçmişimizin bizim kim olduğumuza ve neler yaptığımıza ne gibi katkıları olduğunu anlamış olacağımızı ifade ediyor.

Duygusal hayatımızı, iyi veya kötü yönleriyle birlikte ayna nöronlar ve örtük bellek kanalıyla olduğu gibi çocuklarımıza geçirdiğimiz için, hayat hikayenizi açığa çıkarmanız çok büyük bir önem taşır.

Bütün Beyinli Çocuk yetiştirmenin, onların sadece şuan nasıl olduklarıyla değil, gelecekte nasıl olacaklarıyla ilgili olduğunu söyleyen yazar, tarih sayfalarının basit bir yazmanı olmaktan vazgeçip, hayat hikayemizin etkin yazarı konumuna geçtiğimizde, kendimize sevdiğimiz türden bir hayat yaratmaya başlamış olacağımızı belirtmiş.

Kitabın son bölümünde, tüm bu stratejilerin farklı yaş gruplarında ne şekilde uygulanacağına ilişkin öneriler yer alıyor. Bir tane örnek yazayım:

Okul Öncesi Dönem (3-6 Yaş)

ENTEGRASYON TÜRÜ: Üst Beyin ile Alt Beynin Entegrasyonu

BÜTÜN BEYİN STRATEJİSİ : #3: Hangisini devreye sokmalı ya da sokmamalı? Aşırı stresli durumlarda, çocuğunuzun düşünme eylemiyle daha az ama tepki göstermekle daha çok ilgili olan alt beynini tetiklemek yerine, ona düşünmesini, plan yapmasını ve seçmesini söyleyerek üst beynini devreye sokun.

STRATEJİNİN UYGULANMASI: Açık ve net sınırlamalar getirmek önemlidir, ama genellikle söylememiz gerekenden fazlasını söylemeyiz. Çocuğunuz üzgünse yaratıcı olun. Böyle davranılmaz demek yerine, ona Bu konuyla baş etmek için farklı bir şey yapabilir miydin? diye sorun. Bu konuşma tarzından hiç hoşlanmıyorum demek yerine, Bunu ifade etmek için başka bir yol bulabilir misin, örneğin daha terbiyeli bir yanıt? demeyi deneyin. Sonra, farklı alternatifler bulma çabasını gösterdiği ve üst beynini kullandığı için onu övün. Güç mücadelesini engellemek için sorulacak en güzel sorulardan biri de şudur: Her ikimizin de istediğinin olabilmesi için aklına değişik bir fikir geliyor mu?

Bu kitap, insan beynine bakmadığım bir yerden bakmamı sağladı. Bilmediğim yeni şeyler öğrendim. Peki aklımda ne kaldı:

  • Bir olay anında çocuğumun ilk önce alt beynine hitap etmeliyim. Yani onu anladığımı hissettirmeliyim.
  • Sakinleşince üst beynine yani mantığına yönelmeli, sorularla çözümleri kendi bulmasına yardım etmeliyim.
  • Olayları hikayeleştirmesini sağlamalıyım ki alt ve üst beyin entegrasyonu sağlanabilsin. Beynin bir kas olduğunu ve çalıştırdıkça güçleneceğini unutmamalıyım.
  • En uzun duygu 90 saniye sürdüğünden beklemeyi öğretmeliyim. İllaki geçecektir.
  • Hareket etmenin duygu değiştirme gücünü kullanmalıyım.
  • Farkındalık çarkını, vücudunu dinlemeyi, empati kurmayı öğretmeliyim.
  • Ayna nöronların önemini bilip ona göre davranmalıyım.
  • Ailemize eğlence faktörünü sokmalıyım.

Umarım bu okuduklarım, suya yazılan cümleler gibi kaybolmaz zihnimden. Artık anne olmanın omzuma yüklediklerinden özgürleşmek, anneliğin getirdiği hediyeleri kabullenmek istiyorum. Bana yaşattığı dönüşümlerin keyfine varmak istiyorum.

Çünkü ben dönüşüyorum. Bunun farkındayım…

 

Bu kitaptan fikir alınarak yazılmış güzel bir yazı da şu linkte: http://www.sdoakademi.com/cocuklara-beyinlerinde-olanlari-nasil-ogretirsiniz/ 

İlgili Yazılar :

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s