Evet Beyinli Çocuk

Bazen, ne yaparsan yap, olmuyor bazen… diye başlayan Teoman’ın şarkısı var ya, hayatım bu dize gibi son yıllarda. Tabi oradaki gibi bir aşk hikayesi değil olmayan, iyi yaşama gayreti bahsettiğim. Ama gene de vazgeçmemeye çalışıyorum çabalamaktan. Yoksa hayatın elimde kalan parçasının da bir anlamı kalmayacak gibi. Bu blogda o vazgeçmemeye çalıştıklarımdan. Ne kadar zorlansam da, gayret et, iyi gelecek diyorum kendime. Gene kendimi en iyi hissettiğim yer kitap sayfaları. O yüzden yeni bir kitabı daha özetledim, az gelen zamanımdan zaman çalarak…

Dan Siegel kitaplarını çok seviyorum. Daha önce, Tina Payne Bryson ile birlikte kaleme aldığı Bütün Beyinli Çocuk ve Dramsız Disiplin kitaplarını okumuş ve özetlemiştim. Daha yetişkin bir yerden baktığı için bloğa yazmadığım Akıl ve Akılgözü kitapları da ufuk açıcı kitaplar. Bir de elimde okunmayı bekleyen Ergen Beyin Rehberi var ama ergenliğe ilişkin kitapları okumaktan henüz kaçıyorum sanırım 🙂

Yazarın bakış açısı, zaman içinde evrildiğim bir yerden olduğu için bana iyi geliyor. Bloğa ilk yazdığım ebeveyn kitaplarından bu yana bende çok değiştim. Ama hepsinin bugünkü bende katkısı var muhakkak. Bunları yazarken bir kaç yıl sonra hayata nereden bakarım diye de merak ediyorum. İnsan değişiyor ve bu değişimi farkındalıkla takip edebilmek bana iyi hissettiriyor.

Okumaya devam et
Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ebeveynlikte Altın Saatler

Uzun zaman olmuş bloğu güncellemeyeli. Aslında yazmak istediğim çok şey birikti ama ne enerjim var ne de vaktim. Gene de bloğu yaşatmak için kendimi zorluyorum. Umarım faydalanan birileri vardır hala.

Bu kitabı alırken, kitabın içeriğini çok daha başka düşünmüştüm. Gün içinde geçirilen özel bir zamanın, ergenliğe yaklaşmakta olan oğlumla duygusal bağımızı güçlendirmeye yönelik önerileri olacağını varsaymıştım. Halbuki kitap, daha çok çalışan ebeveynlerin günlerini planlamalarına yönelik bir rehber niteliğinde. Açıkçası çok da gerçekçi bulmadım verilen zaman dilimlerini ama gene de alınabilecek fikirler olduğunu düşündüğümden özetlemek istedim.

Kitap 13 yaş altındaki çocuklara yönelik hazırlanmış. Çoğu ebeveynin 18.00 den sonra ikinci mesaisinin başladığı ve bunların da şu başlıkları içerdiğini söyleyerek başlamış kitap:

  • Akşam yemeğinin hazırlanması
  • Akşam yemeğinin yenmesi
  • Çocuklarınızın ödevlerini kontrol etme
  • Çocukların yıkanması
  • Çocuklarla okuma yapma
  • Çocukları yatırma

Bu plana göre uyku saati 20.00 ya da en geç 20.30. Olsa süper olur tabi ama ortaokul için çok gerçekçi bir yaklaşım gibi gelmedi bana 🙂 Yazar uyku saatlerindeki kaymanın nedenini ekranlara bağlıyor. Mavi ışığın etkileri sebebiyle melatonin hormonunun baskılanmasından bahsediyor. Bu yüzden yatmadan iki saat önce ekranlara veda etmeyi öneriyor. Yani bu da akşam 18.00 demek oluyor. Bu iki saat, çocuklara içtenlikle ayrıldığında, ebeveynlere vaadedilen ise, yalnız ya da başka bir yetişkinle geçirilebilecek kendine ait zaman 🙂

Okumaya devam et
Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Ebeveynler İçin Farkındalık

Bu kitap, daha çok anne babalığın ilk yıllarında, bebeğe/çocuğa farkındalıkla yaklaşmanın ipuçlarını veriyor. Yani benim için biraz geç kalınmış bir durum. Ama bunun ötesinde daha çok meditasyon ve inziva üzerinde duruluyor. Meditasyon yapmayı hep isteyen ve ara ara yapma denemeleri yapan benim için ilgi çekici oldu bu anlamda. Bu kitabın ne kadar etkisi oldu bilemesem de, bir süredir meditasyonu düzenli yapmaya başladım bende.

Bir ebeveyn olarak farkındalığın ne işimize yarayacağını sıralayarak başlamış yazar:

  • Kriz anında soğukkanlılığımızı korumak
  • Çocuklarımıza ve diğer insanlara daha fazla ilgi duymak
  • Sabırlı olmak
  • Atılgan olmak
  • Pişman olabileceğimiz şeyler söylememek
  • Bir perspektif duygusuna sahip olmak

Tüm ebeveynlerin, duymamış olsalar bile farkındalığı kullandıklarını söyleyen yazar, bu kitabın farkındalığı ortaya çıktığı anda farketmemizi ve böylece farkındalığın gerçekten ne kadar güçlü olduğunu görmeye başlamamıza yardımcı olacağını söylüyor.

Farkındalığın uyguladıkça gelişebileceği, herşeyi her yönüyle deneyimlememize ve kendimizi insanlarla, çevremizdeki dünyayla daha ilgili hissetmemize neden olacağı belirtiliyor.

Günlük yaşantımızda farkındalığı ne şekilde uygulayacağımızı anlatan kitap, bir defada bir tek işe yoğunlaşmanın öneminden bahsederken, budizmin, aklın aslında herhangi bir anda sadece bir nesneyi dikkate alma kapasitesinde olduğunu öğrettiğini vurguluyor.

Yeni annelerin sürekli bir farkındalık içinde olarak, kendilerini tamamen bebeğin yüzüne, nefesine odakladıklarını söyleyen yazar, öfke gibi zor duygular hissettiğimizde de, bize bu duyguları farkındalıkla tutmayı öneriyor. Tıpkı ağlayan bebeğini şefkatle tutan anne gibi.

Okumaya devam et
Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

11 Yaş…

Yağız 11 yaşını bitirirken, biz de çok farklı bir yılı geride bıraktık. Sevdiklerine sarılamamanın insana acı verdiğini, sokağa çıkabilmenin mutluluk kaynağı olabileceğini, kendi kendine yetebiliyor olmanın önemini, nefes alabilmenin değerini gördük ülkece, hatta dünyaca. Anladınız sanırım, covid 19’dan bahsediyorum. Ama önce son bir yılı sırayla ele alıp, Yağız’ın kişisel tarihine yerleştireyim 🙂

Okumaya devam et
Ay Ay Gelişim, Uncategorized içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Mio, Benim Mio’m

Astrid Lindgren kitaplarını ne kadar sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır sanırım. Daha önce bahsettiğim “Aslanyürekli Kardeşler” kitabını sevdiyseniz, “Mio, Benim Mio’m” da aynı tarz, içinde fantastik öğeler taşıyan, macera dolu bir kitap.

Bo Vilhelm Olsson, kısa adıyla Bosse, bir yaşındayken evlat edinilmiş ama pek de sevilmeyen 9 yaşında bir çocuk. En yakın arkadaşı Benka’nın ki gibi bir babası olmasını diliyor, bu yüzden bazı geceler ağlayarak uyuyor. Derken bir gün, ona hep iyi davranan manav Lundin Teyze, ona atması için bir kartpostal, yemesi için de bir elma verir. Kartta şöyle yazıyordur:

Uzak Ülke’nin Kralına,

Uzun süredir aradığın, yolda. Gece gündüz yol aldı.

İşaretini elinde taşıyor: Altın Elma.

Bosse elindeki elmanın altın olduğunu görünce kafası karışır. Az sonra yerde bulduğu şişenin tıpasını açtığında ise içinde kocaman bir cin çıkar. Cin uzak ülkeden gelmekte ve onu aramaktadır. Dile benden ne dilersen dediğinde ise Bosse, onu da Uzak Ülke’ye götürmesini diler. Yeşillikler içindeki Uzak Ülke’ye vardıklarında, büyük beyaz şatoya inerler. Orada onlara doğru koşup gelen kişi ise Kral olan babasıdır. Ona sıkı sıkı sarılır.

“Seni dokuz yıl boyunca aradım”, diyor babam. “Geceleri uyuyamadım, seni düşündüm: “Mio, benim Mio’m” dedim. Sana bu adı uygun buldum.”

Okumaya devam et
Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın