1,2,3 Hooop! Çin’de

Kitap597Daha önce Brezilya kitabını aldığımız bu seriyi sonunda tamamladık. Hatta iki tanesini bulamamıştık da Yağız okula gelen kitap satışından bulup aldı 🙂 Ülkeleri tanımak açısından çok başarılı bir seri bu.

Kitabın kahramanı Martin adında bir çocuk. Bir gezgin olan büyükbabası, 8 yaşına geldiğinde Martin’e, gizli deposunun anahtarını verir. Depoda, albümler, haritalar, ve de ilginç bir kolye vardır. Kolyenin üzerinde ise bir talimat yazar.

Deponun anahtarını kolyeye bağla. Kolyeyi boynuna tak. Gözlerini kapat. Gitmek istediğin yerin adını yüksek sesle söyle.

Okumaya devam et

Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Yağız Anıtkabir’de…

93-96 AY

Bu kadar yakında olmamıza rağmen, bir türlü fırsat bulup götürememiştik Yağız’ı Anıtkabir’e. Okulla gittiklerinde de katılamamıştı oğlum ve çok istiyordu görmeyi. Yol boyunca Zülfü Livaneli’nin “Arkadaşıma Veda” kitabını okuyarak gelmemizin de etkisinden olsa gerek, Yağız’a “Anıtkabir’e gitmek ister misin?” dediğimizde çok mutlu oldu. Biz de rotamızı çevirdik Atamızın huzuruna. Okumaya devam et

Gezi, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Beni Ödülle Cezalandırma

img_9046-001Köşe yazılarını düzenli olarak takip ettiğim Özgür BOLAT’ın bu kitabını alırken, aslında bildiğimden farklı bir şey okuyacağımı düşünmüyordum. Elimde basılı olarak kalsın diyerek almıştım. Her ne kadar yazılanlar bana yabancı olmasa da, tekrar okumak ve örnekleri görmek, düşüncelerimi toparlamak adına iyi geldi bana. Ödül ve cezayı kullanırken, işin kolayına kaçmanın yanında, vermiş olduğum zararı da farketmeme neden oldu.

Kitap sadece çocuk eğitimi üzerine değil, işçi ve işveren ilişkilerinde de ödül ve ceza durumlarını irdelemiş. Bir objeyi ödül yapanın, ona ulaşmanın bir koşula bağlı olmasıdır diyen yazar tamamen içinizden geldiği için alınan tabletin hediye olacağı, ancak sınıfını geçince alınanın ödül olacağını söylemiş. Bunun yanında en doğru seçeneğin ise, emek verilerek, kendi parasını biriktirmesi sonucunda almasının olacağını belirtmiş.

Ödül verilerek bir çocuk motive edilse de, ödül ortadan kalkınca işinde yapılmayacağı, ödülü sürekli artırmak gerekeceği, ödüle alıştıktan sonra ise artık zevk vermediğinden farklılaştırmak gerekeceği ve sorumluluğuna giren işleri bile ödül karşılığında yapmayı isteyeceğini söyleyen Bolat şöyle ifade etmiş:

Çocuğa dışarıdan sürekli ödül (dış motivasyon) verilirse, isteği (iç motivasyon) azalır. Bir süre sonra kendi başına karar verme ve harekete geçme (motive etme) becerisini de kaybeder. Dahası aynı seviyede motivasyon üretmek için sizinde ödülü mütemadiyen artırmanız gerekir.

Okumaya devam et

Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Bugün Bir Kova Doldurdun mu?

Kitap588Bazı kitaplar var ki, Yağız için küçük olduğunu düşünsem de almadan edemiyorum. Bu da onlardan biri. Mutluluğun, birilerini mutlu etmenin aslında ne kadar kolay olduğunu gösteren, gündelik mutluluğu öğretmek üzere yazılmış bir kitap bu. Anlatım kolaylığı için de bir sembol belirlenmiş. Kova doldurma.

Kitapta herkesin görünmez bir kova taşıdığı söylenmiş.

Kova tek bir amaca hizmet eder. Bu amaç kendin hakkındaki iyi duygularını ve düşüncelerini içinde tutmaktır. Kovan doluysa kendini çok mutlu ve iyi hissedersin. Başkaları da aynı şekilde hisseder.

Okumaya devam et

Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ejderhalar Pişirilmez

kitap550Son zamanlarda okuduğumuz kitapların çoğunda kahramanlar hep kız çocuğu. Bir oğlan annesi olarak isyan edesim geliyor ama öyle tatlılar ki bir şey diyemiyorum 🙂 Neyse ki Yağız’da hiç takılmıyor bu duruma.

Bu kitabın kahramanı da Prenses Kunigunde. Kalesinin adı Patırtı, Kralın adı Fındıkıdık, ejderhalarının adı ise Jaromir. Bir gün bir devenin sırtında bir haberci gelir kaleye. Kral, dostu Pastanya Kralı’ndan kendisine geldiğini düşünmüştür ama mektup Jaromir’edir.

Pastanya Kalesinin ejderhası -aynı zamanda Jaromir’in bilmediği kuzeni- Barnabas’tandır mektup.

Sevgili büyük kuzenim Jaromir,

Sana çok zor durumda yazıyorum. Duyduğuma göre sen çok güçlüymüşsün. Aşçı beni pişirmek istiyor. Kral da beni yemek istiyor. Çabuk gel imdat!

Küçük kuzenin, Barnabas.

Okumaya devam et

Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir Kurbağa Gibi Sakin ve Dikkatli

dsc04849Bir süredir öfke kontrolü üzerine okumalar yapıyorum. Bunu yaparken de yolum sürekli farkındalıkla kesişiyor. Bunu kendim daha tam oturtamamışken, Yağız’a nasıl uygulatırım bilemiyorum ama bu kitapta güzel öneriler mevcut. Ayrıca bir meditasyon cd si de var içerisinde.

“Farkındalık” basitçe ifade etmek gerekirse, açık ve sevgi dolu bir tutumla yaşadığımız anın içinde neler olduğunu bilinçli bir şekilde anlama halidir. Yargılamadan, olup biteni reddetmeden, kendini gündelik hayatın hızına kaptırmadan burada, bu anın içinde olmaktır. Şimdi olup bitenler üzerinde düşünmek değil ama şimdide ve burada olmaktır. 

şeklinde tanımlanmış. Ayrıca her anın içinde sevgiyle var olmak demek olduğu söylenen bu kitap 5-12 yaş arası çocuklar için hazırlanmış. Farkındalık alıştırmalarının çocuklara, durmayı, nefesinin farkına varmayı öğrettiği ve ihtiyaçları olan şeyin şimdiki zamanda olduğunu hissettireceği; böylece otomatik pilottan çıkıp içgüdülerini idrak ederek, hayatta hoş olmayan şeylerinde olabileceğini kabul etmeyi öğreteceği ifade edilmiş.

Denizi kontrol edemezsiniz. Dalgaları engelleyemezsiniz ama sörf yapmayı öğrenebilirsiniz.

diyen yazar, aslında her şeyi bu cümle ile özetlemiş. Okumaya devam et

Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Vesta-Linnea Ayışığında- #5

kitap585Vesta Linnea’nın son kitabı olan Vesta Linnea Ayışığında’da bir önceki kitapta olduğu gibi göl evinde geçiyor. Yani muhteşem bir görsel şölen sizi bekliyor 🙂 Bu sefer ki kitapta Vesta Linnea üzüntü hakkında düşünüyor ve nasıl başa çıkabileceğini keşfediyor.

Vesta Linnea o sabah yatağından çıkmayı hiç istemiyor. Neden böyle hissettiğini anlamasa da, kendini çok güçsüz hissediyor. Onunla oynamak isteyen Wendia, onu kaldırmaya çalışırken, annesi ve kardeşleri bahçenin tadını çıkarıyor. Sonunda Wendia ona paskalyadan beri sakladığı yumurtayı verince, kalkmak o kadar da zor gelmiyor ve birlikte ağaç evlerine gidiyorlar. Wendia, neden bazı günler ablasının böyle üzgün olduğunu anlayamadığını söylerken, Vesta Linnea’da öyle anlarda içinde hissettiği boşluğu düşünüyor. Akşam küçükler yatınca bunu Paul-Axel’e soruyor:

“İnsan ne kadar üzülebilir?” diye sordu Vesta Linnea. Paul-Axel omuzlarını silkti. “Bir sınırı yok sanırım” dedi. “Sinirleri bozulur, üzülür. Hasta olduğunda üzülür. Sonra biri destek olmazsa da neşesi yerine gelmez. Ama birisi destek olursa eski haline döner.”

Okumaya devam et

Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum