Mio, Benim Mio’m

Astrid Lindgren kitaplarını ne kadar sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır sanırım. Daha önce bahsettiğim “Aslanyürekli Kardeşler” kitabını sevdiyseniz, “Mio, Benim Mio’m” da aynı tarz, içinde fantastik öğeler taşıyan, macera dolu bir kitap.

Bo Vilhelm Olsson, kısa adıyla Bosse, bir yaşındayken evlat edinilmiş ama pek de sevilmeyen 9 yaşında bir çocuk. En yakın arkadaşı Benka’nın ki gibi bir babası olmasını diliyor, bu yüzden bazı geceler ağlayarak uyuyor. Derken bir gün, ona hep iyi davranan manav Lundin Teyze, ona atması için bir kartpostal, yemesi için de bir elma verir. Kartta şöyle yazıyordur:

Uzak Ülke’nin Kralına,

Uzun süredir aradığın, yolda. Gece gündüz yol aldı.

İşaretini elinde taşıyor: Altın Elma.

Bosse elindeki elmanın altın olduğunu görünce kafası karışır. Az sonra yerde bulduğu şişenin tıpasını açtığında ise içinde kocaman bir cin çıkar. Cin uzak ülkeden gelmekte ve onu aramaktadır. Dile benden ne dilersen dediğinde ise Bosse, onu da Uzak Ülke’ye götürmesini diler. Yeşillikler içindeki Uzak Ülke’ye vardıklarında, büyük beyaz şatoya inerler. Orada onlara doğru koşup gelen kişi ise Kral olan babasıdır. Ona sıkı sıkı sarılır.

“Seni dokuz yıl boyunca aradım”, diyor babam. “Geceleri uyuyamadım, seni düşündüm: “Mio, benim Mio’m” dedim. Sana bu adı uygun buldum.”

Okumaya devam et
Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kabil’i Yetiştirmek

Bu kitap, genellikle erkek çocuklarla çalışan iki uzman tarafından yazılmış. Oğlan çocukları ile ilgili toplumdaki algıyı değiştirmek isteyen yazarlar, “Oğlanların Duygusal Yaşamını Korumak” alt başlığını koymuşlar.

Kitabı benim için ilginç kılan şeylerden biri, yazarlarından Michael’in kendi babası ile ilgili olarak yazdıkları:

Empati yeteneğimi borçlu olduğum annem -sürekli büyük üzüntü çeken, derin bir duygu insanı- “Michael ile babasını hep ayrı tutmak gerekiyordu çünkü durmadan kavga ederlerdi”, derdi. Keşke müdahale etmeseydi ve ilişkimizi bu şekilde yönetmeseydi. Aramızdaki rekabeti, çatışmayı ve birbirimize girme ihtiyacımızı anlamadı. Babam ölene dek onunla sürekli yakınlık kurma girişiminde bulunduk. O artık aramızda değil. Bu kitabın yazımı sırasında öldü. Yine de Geoffrey Wolff’un The Duke of Deception (Aldatmacanın Şahı) kitabında dediği gibi, “babam aklımdan hiçbir zaman tamamen çıkmıyor.”

Bir okulda sıkıntı yaşayan oğlan çocuklarıyla görüşen yazar, hepsinin farklı hikayesi olsa da, yaşananların aslında soyutlanmışlık ve yetersiz duygusal bilinç yüzünden olduğunu ifade ediyor. Yapmaya çalıştıklarının, oğlanlara duygusal okuryazarlığı öğretmek olduğu söylenilen kitapta, duyguyu tanıma, onu adlandırma ve kaynağını bulmasına yardımcı olmanın öneminden bahsediliyor. Duygusal okuryazarlığın üç aşamada inşa edilebileceğini söyleyen yazar, bunları şu şekilde sıralıyor:

  1. Duygularımızı tanımak ve isimlendirmek
  2. Sesin, yüz ifadesinin veya beden dilinin duygusal içeriğini ayırt etmek
  3. Duygu halini yaratan tepkiler ve durumları anlamak
Okumaya devam et
Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Atlas

Bazı kitaplar var ki, çocuğunuz olmasından bağımsız olarak mutlaka kitaplığınızda olmasını istersiniz. Bu da o kitaplardan biri.

Aslında Atlas konusunda çok şanslıyız. Pek çok güzel atlasımız var evde. En önemlisi ise Gizli Dünya Atlası. Ancak onda sadece kıtalar olarak tanıtılıyor. Bu Atlas ise çok ayrıntılı. İçinde pek çok ülke barındırıyor. Ayrıca kıtaları içeren sayfaları da mevcut. Böyle bir atlası bize kazandırdığı için Domingo Yayınları’na kendi adıma minnettarım 🙂

Yalnız uyarmadan edemeyeceğim. Boyutu o kadar büyük ki, kitaplıkta yer bulmak zor olacak. Ancak tam da bu yüzden çok keyifli olabilmiş.

Ben küçükken de evimizde büyük bir atlas vardı. Böyle sevimli olmasa da, bir hayli vakit geçirirdim onun başında. Sanırım çocuk kısmı atlasları seviyor 🙂

Atlas, çok sevimli çizimler içeriyor. Önce bir dünya atlası ile başlıyor. Sonrasında kıta ve ülkeler geliyor. Hangi ülkelerden bahsedildiğini yazacağım.

Okumaya devam et
Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kutu ve Ders Oyunları

Korona günlerinde evlere kapanıp kalmışken, Yağız’ın oyunlarını bir toparlamak istedim. Aslında bahsetmek istediklerim ders oyunları. Ders çalışmayı biraz eğlenceli hale getirmek işe yarar belki bugünlerde. Hazır başlamışken de, biriken oyunları da toparlayayım, bu süreçte oyun arayanlara fikir vereyim dedim.

Ne yazık ki, etrafımda gördüğüm pek çok çocuk gibi Yağız’ın da ilgisini daha çok dijital oyunlar çekiyor. Ama gene de ben ona iyi oyunlar seçmekte ısrar ediyorum. Belki de sadece kendimi rahatlatıyorumdur kim bilir. Ne de olsa onlar Dijital Yerli. Çok uzak tutmamız mümkün olmayacak bilgisayardan.

Okumaya devam et
oyun, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Duyulmak İstiyorum

Duyu bütünleme kavramını ilk duyduğum kişi, bu kitabın yazarı olan Ebru Albayrak Sidar. Kendisini uzun zamandır gerek facebook gerek instagram hesaplarından takip ediyorum. Nam-ı diğer @therapist.mom. İşte bu kitapta, o hesapta anlatılanların ete kemiğe bürünmüş hali. Bir fizyoterapist olan yazar, almış olduğu duyu bütünleme eğitimlerinden sonra bu alana yönelmiş. Şuan İstanbul, Ankara ve Londra’da klinik çalışmalarını sürdürmekte ve bu konuda eğitimler vermektedir.

Gelelim kitabı anlatmaya. Açıkçası bu konuda ne kadar başarılı olabilirim bilemiyorum. Kitapta o kadar çok latince kelime var ki, bende hepsine vakıf olamadım. Belki özetlerken yeniden göz attığımda, kafamda yerli yerine oturur bilgiler. Kitabın arkasında da, tüm bu kelimeler için bir sözlük mevut. Çok işe yaradığını söylemeliyim.

Yazar kitaba başlarken, değişen epigenetiğimizden bahsediyor. Beslenme, yaşam şekli, fiziksel aktivite seviyesi, stres gibi çevresel faktörlerin, “epigenetik faktörler” olarak, insan biyolojisi üzerinde DNA dizilimini ve yapısını değiştirmeden, DNA’daki milyonlarca genden hangisinin aktif veya pasif olacağını etkileyebildiğini ve değiştirebildiğini açıklayan bilimsel görüşlere yer veriyor. Bununla birlikte, aktif ya da pasif olmasını sağladığımız özelliklerimizi, bizden sonraki kuşaklara da aktardığımız belirtiliyor. Bu değişen ve aktardığımız ekranlar şu ana başlıklar altında anlatılmış: Doğa, Fiziksel Aktivite, Ekran, Uyku, Beslenme. Bu ana başlıklarla ilgili bir-iki örnek vererek geçeyim.

Okumaya devam et
Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 5 Yorum