Duygusal Zekası Yüksek Çocuklar Yetiştirmek

DSC05634-001Son zamanlarda okuduğum kitaplar, çocukları eğitmek, onlar üzerinde otorite kurmak yerine, onların duygularına kulak vermenin öneminden bahsediyor hep. Böyle olunca otorite figürü ortadan kalksa bile, çocuğun davranışlarında geri adımlar olmadığı vurgulanmak isteniyor. Sanırım bu akımın kurucusu Haim Ginott. Bu kitap da, Haim Ginott’un “Anne Baba Çocuk Arasında” kitabından yola çıkarak, orada bahsedilenlerle ilgili araştırma sonuçları üzerine hazırlanmış iyi bir rehber niteliğinde.

Kitap, çoğu ebeveynin çocuklarına adalet, saygı ve sabırla muamele etmek istediklerinden, ancak istemekle başarabilmek için gerekli donanıma sahip olmanın farklı şeyler olduğundan bahsederek başlıyor. İyi ebeveynin duygudan yararlandığını söylerken, Duygu Koçu ebeveyni şöyle tanımlıyor:

Çocukların öfke, üzüntü veya korku ifadelerine itiraz etmezler. Onları görmezden gelmeyi de seçmezler. Daha ziyade, olumsuz duyguları yaşamın bir gerçeği olarak kabullenirler ve duyguların ön plana çıktığı anları da önemli yaşam dersleri verme ve daha yakın ilişkiler kurma fırsatı olarak kullanırlar.

Çocuklarına duygusal zeka kazandıramayan ebeveynleri üç gruba ayırmış yazar:

 1. Duyguları dikkate almayan ebeveynler, çocukların olumsuz duygularını yok sayar veya önemsiz bulurlar.

2. Duyguları onaylamayan ebeveynler, olumsuz duyguları dışa vuran çocukları eleştirirler, bazen de duygu ifadeleri yüzünden azarlar veya cezalandırırlar.

3. Duygulara müdahale etmeyen, gereğinden hoşgörülü ebeveynler, çocukların duygularını kabul eder ve empati kurarlar, ama rehberlik etmekte veya davranışa sınır getirmekte yetersiz kalırlar.

Duygu koçluğu sürecini ise beş adımda belirlemiş:

  1. Çocuğun duygusunun farkına varır;

  2. Duyguyu bir yakınlaşma ve öğretme fırsatı olarak görür;

  3. Empati kurarak dinler ve duyguların geçerliliğini onaylar;

  4. Çocuğun, duyguyu adlandırmasını sağlayacak doğru sözcükleri bulmasına yardım eder;

  5. Çocuğun sorunu çözmesine yardımcı olurken bir yandan da sınırlar belirler.

Yapılan araştırmalarda, düzenli olarak duyguları konusunda rehberlik alan çocukların daha başarılı ve sağlıklı olduğu belirtilmiş. Araştırma sonuçlarının ilginç tarafı, babaların duygu koçluğu yaptığında çocukların duygusal gelişiminde devasa farklar yarattığının görüldüğü imiş. Ancak duygu koçluğu uygulamanın, tüm sorunları çözeceği anlamına gelmediği, stres ve üzüntünün her zaman olabileceği, çatışmanın aile yaşamının bir gerçeği olduğunun da belirtildiği kitapta, duygu koçluğu uygulanan ailelerde oluşan yakınlıkla sorunların daha kolay üstesinden gelinebileceği belirtilmiş.

Kitapta ebeveynlik tarzınızı belirlemek üzere bir de test bulunuyor. Bu teste göre ben Duygu Koçu Ebeveyn çıktım 🙂 Bu muhtemelen doğruları zaten bildiğimden kaynaklandı. Oysa bildiğini uygulayabilmek esas zor olan.

Bu sonuçlara göre dört ebeveynlik tipinden ayrıntılı olarak bahsedilmiş. Bende kısaca söz edeyim:

Dikkate Almayan Ebeveyn: Olumsuz duyguları “zehirli” olarak bellemişlerdir. Çocukları zarar görecekleri hiçbir şeye “maruz” bırakmak istemezler. Duygulara “takılıp kalmayı”da sağlıksız bulurlar. Çocuklarla birlikte sorun çözmeye kalktıklarında ise duyguya değil, onun “üstesinden gelmek” için ne yapılması gerektiğine odaklanırlar. 

Onaylamayan Ebeveyn: Onaylamayan ebeveyn belirgin biçimde eleştireldir ve çocukların duygusal deneyimlerini irdelerken empati kurmayı başaramazlar. Yaptıkları yalnızca, çocukların olumsuz duygularını yok saymak, reddetmek veya küçümsemek değildir; bu duyguları tasvip de etmezler. Bunun sonucunda ise çocukları üzüntü, öfke veya korku ifadelerinden ötürü sürekli azarlar, cezalandırır veya başka yöntemlerle disipline etmeye uğraşırlar. Onaylamayan ebeveynler duyguyu anlamaya çalışmak yerine duygu çevresinde oluşan davranışa odaklanırlar.

Müdahale Etmeyen Ebeveyn: Dikkate Almayan ve Onaylamayan ebeveynlerin aksine, çocuk duygularını kabul ediyor, dışa vurulan duyguları (niteliği ne olursa olsun) koşulsuzca kucaklıyorlardı. Her şeye empati ile yaklaşıyorlardı ve çocuk son derece sıkıntılı bir dönemden geçiyor olsa da bu durumun kendileri için sorun teşkil etmediğini söylüyorlardı. Bu ebeveynlerin tutumundaki eksiklik, olumsuz duyguların yönetimi konusunda çocuklara rehberlik sunmak istememeleri veya bunu yapacak donanıma sahip olmamalarıdır. Çocuk duygularına uzaktan bakarlar. Öfke ve üzüntüyü bir çeşit sinir atma yöntemi olarak görürler. 

Duygu Koçu Ebeveyn: Çocuk duygularını koşulsuzca kabul ederler. Onları görmezden gelmeye veya reddetmeye kalkmazlar. Çocuğun duygusal dışavurumlarını küçümsemeye veya alaya almaya meyil de etmezler. Duygu Koçu duyguyu kabul ederken uygunsuz davranışa sınırlama getirir. Dahası, çocuğa duyguları dengelemeyi ve düzenlemeyi, uygun ifade kanalları bulmayı ve sorunları çözmeyi öğretir. Duygu Koçu ebeveynler, duygunun yaşamdaki değerini ve amacını anladıkları için kendi duygularını göstermekten korkmazlar. Üzüldükleri zaman çocukların önünde ağlarlar; öfkelenip neye kızdıklarını çocuklarına söylerler.

Ebevenynlerin kontrolü yitirmiş gibi hissettiklerinde neler yaşandığından bahsedilen kitapta, bu ebeveynlerin (ki bir tanesi de ben oluyorum) öfkelerini tanıyıp kabul etmekte güçlük çektiklerinden ve herşeyin kontrolden çıkmasından çekindiklerinden, kendilerine hissetme izni vermeye korktuklarından bahsediliyor. Çocuğu kendilerinden uzaklaştıracaklarından, çocuğun kendi tarzlarını benimseyip zaman zaman kontrolü kaybedeceğinden ya da fiziksel veya psikolojik olarak incitmekten korktuklarını dile getirirken, aşağıdaki şu özelliklerden bir ya da daha fazlasını taşıdıklarından söz ediyor:

  • Duyguyu (öfke, üzüntü veya korku) sıklıkla deneyimler.
  • Çok yoğun ve şiddetli deneyimlediğine inanır.
  • Yoğun duygular deneyimledikten sonra sakinleşmekte zorlanır.
  • Duyguyu deneyimlediği sırada altüst olur ve işlev görmekte güçlük çeker.
  • Duyguyu deneyimlediği sırada bulunduğu davranışlardan hoşnutsuzluk duyar.
  • Duyguya karşı sürekli savunma halindedir.
  • Yansız davranışlar belirler (sakin kalır, anlayış gösterir) ama aslında rol yapmaktadır.
  • Söz konusu duygunun yıkıcı, hatta ahlaksızca olduğunu düşünür.
  • Bu duygu konusunda yardım alması gerektiğine inanır.

Tüm bunları sıraladıktan sonra yazar, çocuğunuz sizi kızdırdığında, bu kızgınlığı ifade etmekte bir sakınca olmadığını, önemli olanın duyguları ifade ederken ilişkilere zarar vermeden dışa vurmak olduğunu söylüyor. Bu durumda alay etmekten, kınamaktan ve aşağılamaktan kaçınmanın gerekliliğinden de bahsediyor. Bunun yanında sıklıkla çocuğu fiziksel ya da psikolojik olarak incitme sınırına gelmeniz halinde psikolojik destek almanın gerekliliğini de belirtiyor. Olay sonrasında duygu değişimlerinden bahsetmenin de, çocuğa duygularını nasıl yöneteceği hususunda fikir vereceği için öneriliyor.

Kitapta öfke ve üzüntüye nasıl yaklaştığınızı anlayabilmeniz açısından bir duygu farkındalığı testi de yer alıyor. Sonrasında ise farkındalığı artıracak ipuçlarına yer veriliyor. Bir duygu defteri ya da günlüğü tutmanın, duygusal farkındalık geliştirme için iyi bir yöntem olduğundan bahsedilen kitapta, bir duyguyu adlandırmanın ve onunla ilgili yazılar yazmanın, tanımlanması ve kontrol altına alınmasına olanak verdiği ifade ediliyor.

Çocuğun küçük bir olay yüzünden kızdığını ya da üzüldüğünü gördüğümüzde, biraz geriye çekilerek büyük resme bakmamızı ve hayatında neler olup bittiğini hesaba katarak bir değerlendirme yapmamızı öğütleyen yazar, çocuğumuz duygularını paylaştığında onun duygularını biz de hissediyorsak empatiyi deneyimlediğimiz anlamına geldiğini ve bunun da Duygu Koçluğunun temelini oluşturduğunu söylemiş. Duyguyu canlı tutabildiğimiz takdirde bir sonraki aşamaya, güven inşa etme ve rehberlik sunmaya geçebileceğimizi belirtmiş. Bu aşamadaki bağ kurma ebeveyni de özgürleştiren, çocuğun kızgınlığının otoritemize başkaldırı olduğu, korkularının yetersiz ebeveyn olduğumuzu, üzüntüsünün yola konulması gereken bir sorun olduğunu düşünmemizden de öteye geçtiğini ve bir fırsata dönüştüğünü anlatmış. Duyguların kendi kendine yok olmayacağının da altı çizilmiş. O yüzden henüz zayıf haldeyken ve büyük bir krize dönüşmeden müdahale edilmesi gerektiği belirtilmiş.

Çocuğun duygularını yakalayabilmek için beden diline dikkat etmek, anlattıklarını dinlerken mantık kuralı uygulamadan dinlemek, yalın gözlemlerde bulunmak, duygularını adlandıracak ortam sağlamak duygu koçluğunun yapabileceklerinden bazıları.

Kendilerini küçük yaşlardan itibaren dinginleştirebilen çocuklar, duygusal zekanın pek çok işaretini verirler: Daha iyi yoğunlaşırlar, yaşıtlarıyla daha iyi ilişkiler kurarlar, yüksek akademik başarı düzeyi tuttururlar ve sağlıklı olurlar.

Çocuğun sorunu çözmesinin aşamalarını beşe ayırmış yazar:

  1. Sınır Koyma
  2. Hedef Belirleme
  3. Çözümler Üretme
  4. Çözüm Önerilerini Ailevi Değerler Temelinde İrdeleme
  5. Çocuğun Çözüm Önerileri Arasından Seçim Yapmasına Yardımcı Olma

Ağır eleştirilerde bulunmak, aşağılayıcı görüşler belirtmek ve çocukla dalga geçmek kaçınılması gereken davranışlar olarak belirtilen kitapta, üzgün veya kızgın olan bir çocuğa, onun yerinde olsanız ne yapacağınızı söylememeyi salık vermiş.

Duygu Koçluğu konusunda pek çok ek strateji verilen kitapta beni en mutlu eden (belki de gerçekten yaptığımı bildiğim tek madde olduğundan), birlikte çocuk kitapları okumak oldu:

Çocuğunun kendi başına okuduğunu gören çoğu ebeveyn ne yazık ki birlikte okuma etkinliğini bitirir. Küçük bir grup ebeveyn ise bunu ergenlik yıllarına dek (hatta ergenlikte de) sürdürür. (Örneğin gittikçe karmaşıklaşan kitapları sırayla okurlar.) Böylesi alışkanlıklar, tıpkı aile yemekleri gibi, ebeveyn ile çocuğun düzenli olarak bir araya gelip keyifli bir şeyi paylaşacağına dair kalıcı güvencelerdir. 

Kitapta ayrıca sabır göstermenin öneminden de bahsedilmiş. Duygu Koçluğunun duyguları bastırmayı değil, onları incelemeyi ve anlamayı hedeflediği, ihmal edilen duyguların ileride daha zor meselelere dönüşeceği belirtilmiş.

Bir ebeveynin çocuğa sınır getirmesinde kullandığı gücün kaynağının tehdit, aşağılama ve tokattan almasının çok sağlıklı olmadığı, esasen alınması gereken güç kaynağının sevgi ve saygıya dayalı duygusal bağ olduğu belirtilirken kuralların saygılı tartışma ve uzlaşmalarla belirlenmesi önerilmiş.

Kitapta duygu koçluğunun uygulanamayacağı durumlar olduğundan da bahsedilmiş. Zamanın kısıtlı olduğu, çevrede başka insanlar olduğu, yorgun veya kızgın olunduğu gibi durumlarda duygu koçluğunun etkin olamayacağı belirtilmiş.

Evlilik, boşanma ve çocuğun duygusal sağlığı üzerine geniş bir bölüm ayrılan kitapta, ağacın, ortamdaki toprak, hava ve su kalitesinden etkilenmesi gibi, çocuğun duygusal sağlığının da çevresindeki ilişki kalitesinden etkilendiği söylenmiş. Çocuklara asıl zarar verenin çatışma değil, ebeveynlerin anlaşmazlıkları nasıl yönettikleri olduğu belirtilmiş. Ebeveynlerin ayrılması ve boşanma süreci (takip eden iki yıl da dahil) ebeveyn-çocuk ilişkilerinin ciddi şekilde aksadığı bir dönem olduğu ifade edilirken, ebeveyn çatışmasının, bebeğin otonom sinir sistemi gelişimini dahi olumsuz etkilemekte olduğunu, sonucunda ise çocuğun duygularla baş etme becerisinin zayıf kalacağını belirtmiş. Friedman’ın yaptığı bir araştırmaya göre ebeveynlerin boşanmasının, çocuk yaşamının sosyal dokusuna işlenmiş kilit bir öğe olduğu ve yarattığı sosyal etkilerle erken ölüm nedenlerinden birini teşkil ettiği belirtilmiş.

Kitapta, mutsuz evlilikleri boşanmaya götüren dört evreden bahsedilmiş. Buna “Mahşerin dört atlısı” adı verilmiş ve bunlardan kaçınılması öğütlenmiş. Bunlar ilişkiye verdikleri zarara göre, Eleştiri, Horgörü, Savunmacılık ve Duvar Örme.

Eleştiri: Şikayetler belli bir davranışa yönelik ve gerçekleri ifade ettiği halde, eleştirinin karaktere saldırı olduğu ve “yapılması ve yapılmaması” gerektiğini dayattığı söylenen kitapta bu durum örnekle açıklanmış:

ŞİKAYET: Keşke çıkardığın giysileri yerlere atıp gitmesen. Oda karman çorman görünüyor.

ELEŞTİRİ: Arkandan eşya toplamaktan bıktım. Hem dağınıksın hem de düşüncesiz.

İşin püf noktasının ise, öfkenin eleştiriye dönmeden kabul edilmesi ve yanıt verilmesi olduğu söylenmiş.

Horgörü: Bir evliliğin horgörü illetine tutulduğunu gösteren en temel belirtilerin hakaret etme, sıfatlar yakıştırma ve alaya alma olduğunu söyleyen yazar, eşin davranışlarını olumlu nedenlere mi yoksa olumsuz nedenlere mi bağladığınızın kendi seçiminiz olduğunu söylüyor.

OLUMLU: Çöpün dolduğunu farketmedi herhalde. Kafası meşgul olmalı. Belki biraz sonra farkeder.

OLUMSUZ: Çöpü çıkarmanın kendisini küçülteceğini sanıyor. E, assolist olduğu için herkes peşinden koşup yayıntılarını toplamalı zaten.

Savunmacılık: Hor gören ve aşağılayan ifadelere maruz kalanların savunmaya geçmesinin gayet doğal olduğu ancak bunun evliliği kurtarma amacıma hizmet etmeyeceğini söyleyen yazar, böyle bir saldırı ile karşılaşıldığında savunmaya geçmek yerine gerçeklik payı olabileceğini düşünerek: “Bundan o kadar nefret ettiğini bilmiyordum. Bunu biraz konuşalım” tarzı bir cevabın karşı tarafı şaşırtarak silah bırakma olarak algılanabileceğinden bahsediyor.

Duvar Çekme: Tartışmanın en yoğun halinde eşlerden birinin, kendini tamamen kapatarak, eşle tüm bağlantıyı kesmesi olarak tarif edilen duvar çekme, genelde erkeklerin gösterdiği bir davranış biçimi olarak belirtilmiş. Bunu farkeden ve değişmek isteyen bireylerin, tartışmalar sırasında eşlerine daha fazla geri bildirimde bulunmak için bilinçli çaba göstermesi önerilmiş.

Eşlerin çatışmaları yönetebilmesinin ve bu sayede çocukları bu çatışmaların parçası haline getirmemek ya da sorumlu olduklarını düşünmeye sevk etmemenin gerekliliği vurgulanan kitapta bazı önerilerde bulunulmuş. Özellikle yetişkinlerin birbirinden özür dilediğini veya orta yol bulmaya çalıştığını gören çocukların daha olumlu tepkiler verdiği, ama bir yetişkinin tartışmadan çekildiğini veya herhangi bir çözüm bulunmadan konunun değiştirildiğini gören çocukların verdiği tepkilerin o denli olumlu olmadığını söyleyen yazar, yetişkinlerin sessiz kalması veya tartışmaya şiddetli biçimde devam etmesinin ise çocuklardan en olumsuz tepkileri aldığını söylemiş. Ben sadece başlıklarını yazmakla yetineceğim :

  • Çocuklarınızı silah olarak kullanmayın.
  • Çocukların araya girmesine izin vermeyin.
  • Çatışmalar ve anlaşmazlıklar giderilince bunu çocuklara söyleyin.
  • Çocuklar için duygusal destek ağları kurun.
  • Evlilikteki çatışmalardan bahsederken duygu koçluğundan yararlanın.
  • Çocukların günlük yaşamındaki ayrıntılarla hep meşgul olun.

Kitapta, -belki de yazarı bir baba olduğundandır- babanın rolü üzerinde çok duruluyor. Hatta bunun için ayrı bir bölüm bile hazırlanmış. Bilimsel verilere göre çocukla ilgilenen, özellikle duygusal bağlantı kurabilen babaların, onların esenliğine eşsiz bir katkıda bulundukları, arkadaş ilişkileri ve okul başarıları başta olmak üzere, çocuğu anneden çok farklı biçimde etkiledikleri söylenmiş:

Gereksinim duyulan kişi herhangi bir baba değildir. Çocuk yaşamını zenginleştiren baba, duygusal bağlantı kurabildiğiniz, duygularınızın geçerliliğini ve yerindeliğini onaylayan, huzursuzluk yaşadığınız anlarda sizi avutup dinginleştirebilen biridir. Benzer biçimde, çocuklara en zararlı olan babalar da istismarcı, eleştirici, aşağılayıcı veya duygusal açıdan soğuk kimselerdir.

Yapılan araştırmalarda, babalarıyla yoğun şekilde fiziksel oyun oynayan çocukların, arkadaşları arasında popüler olduklarından bahsedilirken, bu oyunlar sırasında babaların hiçbir şeye zorlamadan ve yönlerdirmede bulunmadan oynamasının etkin olduğu belirtilmiş. Çocuk ile baba arasındaki bağların, günlük yaşamın akışı içinde kurulacağından da bahsedilen kitapta, babanın bir takım bilinçli seçimlerle -yıkama, uyutma gibi- birlikte geçirilen saatlerin artırılabileceğinden söz edilmiş.

Çocukların farklı yaş gruplarında istekleri ve ihtiyaçlarının değişeceği, ancak, ilgili ve sevecen yetişkinlerle duygusal bağ kurma arzusunun hep sabit kalacağının söylendiği kitapta, bebeklik, 1-3 yaş, erken çocukluk (4-7 yaş), orta çocukluk (8-12 yaş) ve ergenlik gruplarına özel, duygu ihtiyaçları ve öneriler belirtilmiş:

Size önerim, çocuğun yaşamında olup bitenlerden hep haberdar kalmanızdır. Çocuğunuzun duygusal deneyimlerini kabul edin ve onaylayın. Bir sorun varsa kulak verin ve yargılamadan, yalnızca empati kurarak dinleyin. Çözüm aramak için size gelirse sıkı bir müttefik olun. Bunlar çok basit öneriler gibi görünseler de aslında büyük önem taşırlar, çünkü ebeveyn ile çocuk arasında bir ömür boyu sürecek duygusal dayanışmanın temelini oluştururlar.

Kitabın son bölümü çocuk kitaplarına ayrılmış. Yüksek sesle kitap okumanın, bebeklikten ergenliğin sonlarına kadar geçirilecek olan en harika etkinliklerden biri olduğunu vurgulayan yazar, çocuğun bu durumda kendisiyle ilgilenildiğini, ona başbaşa zaman geçirecek kadar önem verdiğinizi hissedeceğini ve dahası kitapların duygu temalı konuşmaların başlangıç noktası olabileceğini belirtmiş. Öfke, korku ve üzüntü gibi zor duyguların işlendiği iyi kitap önerilerinde de bulunulmuş. Ancak bunların çok azı Türkçeye çevrilmiş durumda. Erken çocukluk dönemi için önerilen “Berenstain Ayıları” bunlardan biri. Gene erken çocukluk dönemi için “Vahşi Şeyler Ülkesinde”, orta çocukluk dönemi için, “Yüz Elbisenin Sırrı” ve “Matilda”, yaşı büyük çocuklar için ise “Orada mısın? Benim Margaret” Türkçeye çevrilmiş olan diğer kitaplar.

Çocukların duygularını anlayıp kabul edebilmeleri için, biz de olan birkaç kitabın adını da ben vereyim:

Kitap isimlerini vermişken, bu konu da ulaşabileceğiniz oyunları da yazmıştım daha önce. O da burada dursun 🙂 Duygu Oyunları

Bu kitabı okurken, doğru bildiğim bazı yanlışlar olduğunu farkettim. Hem onları hem de kısaca neler öğrendiğimi özetlemeye çalışayım:

  • Her ne kadar her duyguyu kabul etmenin önemini bilsem de, daha çok duyguları reddeden tarzında davrandığımızı farkettim. Aslında tam olarak kendime haksızlık da etmek istemiyorum. Daha çok belirgin bir ebeveyn kalıbına uymak yerine, o anki ruh halime göre değişken davrandığımın farkına vardım demek daha doğru olur sanırım.
  • Kendi duygumu bastırıp, hep sakin kalmam gerektiği yönünde olan inancımın çok da gerçekçi ve de doğru olmadığını farkettim. Sonuçta bende duyguları olan bir insanım değil mi ama 🙂 Aslında bunu ilk OSHO‘da okumuştum ama onun ifadeleriyle çok da inandırıcı gelmemişti bana. Önemli olan o öfkeyi bastırmak değil, öfkeli haldeyken çocuğa zarar vermemek.
  • Alay etmek, aşağılamak ve kınamak asla yapılmaması gereken durumlar. Neyse ki bunlar çok dikkat ettiğim konular.
  • Duyguların gelip geçici olmadığını bir kere daha hatırlattı bu kitap bana. Yani öfkesi geçti bitti değil durum. Sonrasında bu duyguyla ilgili konuşmalı, konuşturmalı.
  • En sevdiğim önerisi, çocuğuma ergenliğin sonuna kadar kitap okumamı salık vermesi sanırım 🙂
  • Babanın yapacağı duygu koçluğunun, arkadaş ilişkileri ve okul başarısı gibi durumlarda anneninkinden daha etkili olduğunu hayretler içinde gördüm 🙂

Aslında bu kitap da diğerleri gibi, özünde çocuğa duyulan sevgi ve saygıyı barındırıyor. Kendimizi konumlandırdığımız o yüksek yerden inip göz seviyelerine gelirsek ve çocuğumuzu gerçekten merak duygusu ile dinlersek, sanırım çok daha güvene dayalı bir ilişki kurmuş oluruz.

Yolumuz uzun. Daha yaşayacağımız bir ergenlik dönemi var. Esasen bu yıllarda atıyoruz onun temellerini de. Umarım okuduklarımı hayata geçirme gücünü bulurum kendimde. Ama sanırım temel de yapmam gereken, önce kendi duygularımı kabul etmek ve onlara şefkat göstermek. Sonra nasılsa bu etrafıma kelebek etkisi olarak yansıyacaktır…

DSC05634-001Kitabın Künyesi :

Yazan :John Gottman 
Çeviren: Yiğit Ataman
Yayınevi : Görünmez Adam Yayınları
Sayfa Sayısı : 255

İlgili Yazılar :

 

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Duygusal Zekası Yüksek Çocuklar Yetiştirmek

  1. Senem dedi ki:

    Şu aralar o kadar ihtiyaç duyduğum bir kitap incelemesi olmuş ki 🙏🙏🙏Bu aralar 7 yaşındaki oğlumun duygularını anlamlandırması, duygu/benlik kontrolü üzerine çalışıyoruz.Çok teşekkür ederim 💙💙

    Beğen

    • yagizlahayat dedi ki:

      Senem Hanım umarım ihtiyacınız olan tüyoları bulursunuz bu kitapta. Duygu temelli yazdığım birkaç kitap önerisi daha var arşivimde Onlara da göz atmanızı tavsiye ederim. Kolaylıklar diliyorum.

      Beğen

  2. Geri bildirim: Çocuklar Nasıl Başarır? | Oğlumu Büyütürken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s