Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk

Bu kitabı ilk farkettiğimde Yağız daha bebekti. İsminden dolayı yanaşamadım bir türlü. Çok travmatik olacağını düşünerek uzak durdum. Ama sonunda genişletilmiş baskısı sürekli önüme düşmeye başlayınca, okumam gerek diye düşündüm.

Aslında kitabın tam da zamanıymış şimdi. Daha önce okusam belki anlamlandıramazdım. Son zamanlardaki okumalarıma çok uygun düştü içeriği. Travmalar, travma sonrası yaşananlar vs.

Kitap, örnek olaylar üzerinden ilerlemiş. İlki Tina adında 7 yaşındaki bir kız çocuğu. Uzun süre bakıcısının oğlu tarafından tecavüze uğramış ve söylemesi halinde ölümle tehdit edilmiş olan Tina, hayatında hiç güvenilir bir erkek modeli ile karşılaşmamış. Terapiye gelme sebebi ise uyumsuz, kurallara uymamak, dikkati dağınık gibi sebepler. Yazar, bu durumların yaşananlardan dolayı ortaya çıktığını düşünüyor ve öncelikle çocuğun güvenini kazanmaya ve onu tanımaya çalışıyor.

Sandy isimli üç yaşındaki çocuk ise, annesinin tecavüzüne ve öldürülmesine şahit olmuş. Üstelik öldüren kişi onunda boynunu kesmiş ve çocuk saatlerce anneyle baş başa kalmış. Katili gördüğünden hayatı tehdit altında ve mahkemede tanıklık yapması bekleniyor.

Diğer bir grup ise, bir tarikatın elinden kurtarılan, tarikat mensuplarına ait 19 çocuk. İkinci bir baskında çıkan yangınla tüm ailelerini yitirmiş olan bu çocukların yaşadıkları travma.

Bir başka çocuk, Laura. 4 yaşında olan Laura, bir türlü büyüyemiyor ve sebebi de bulunamıyor. Annesi Virginia elinden gelen yardımı yapıyor ama kendisi de bakım evlerinde büyümüş olduğundan, bir bebeğin ihtiyacı olan teması bilmiyor. Duygusal anlamda kopuk bir annelik yapıyor.

16 yaşındaki Leon ise 12 ve 13 yaşlarındaki iki genç kızı (yazar genç kız dese de ben çocuk demek istiyorum) öldürmüş ve ardından tecavüz etmiş. Hayatın ilk senelerinde yaşanan duygusal yoksunluğun nelere sebep olabileceğini gösteren acı bir örnek.

Kitaba da ismini veren 6 yaşındaki Justin, kelimenin tam anlamıyla köpek gibi bir kafeste büyütülmüş. Zatürre teşhisiyle hastaneye gelmiş ama etrafına dışkı ve yemek fırlattığından kimseyi yanına yaklaştırmamış. 15 yaşındaki annesi 2 aylıkken bebeğini annesine bırakarak ortadan kaybolmuş. Anneanne 1 yıl bebeğe güzelce baktıktan sonra kanserden ölmüş ve sevgilisi de, çocuk bakımını hiç bilmeyen bir köpek yetiştiricisi olduğundan, onu köpekleri gibi eğitmiş.

Satanik bir kültün üyeleri tarafından ayinsel olacak taciz edildikleri düşünülen bir grup çocuk da, yazarın ilgilendiği çocuklardan.

17 yaşındaki Amber, birden bayılıp ardından kalbi durduğu için hastaneye getirilen bir çocuk. Annesinin sevgilisi tarafından 9 yaşına kadar birkaç yıl boyunca tecavüze uğrayan Amber, annesi farkedip ayrıldıktan sonra, kollarına kısa kesikler atıyor ve bir gece önce telefonla o adam tarafından arandığından böyle bir sonuç yaşanıyor.

6 yaşındaki James, 1 yaşından önce evlat edinilmiş bir çocuk ve evlat edinen ebeveyni tarafından istismar edildiği düşünülüyor.

7 yaşındaki Peter’de 3 yaşındayken bir Rus yetimhanesinden evlat edinilmiş. Herhangi bir dil konuşamadığını farketmiş aile. Çocuk kendi dilini geliştirmiş. Ancak tüm çabalara rağmen Peter gelişim zorluğu çekiyor.

Yazar, yukarıdaki her çocuğun durumu ile ilgili ayrıntılı bölüm hazırlamış. Ben genel olarak özetlemeye çalışacağım.

Yazar, düşünülenin aksine, çocukların travmaya karşı yetişkinlere kıyasla daha savunmasız olduklarını söylüyor. Beyin hassaslaştığında, ufak stres etkenlerinin bile büyük tepkiler verilmesini tetiklediği, buna karşılık toleransın, kişinin bir deneyime karşı verdiği tepkiyi zamanla yumuşattığı belirtiliyor.

Ilımlı, önceden tahmin edilebilir ve örüntülü zorluklar sayesinde, stres yanıt sistemlerimiz ılımlı ölçüde aktive olur. Bu da daha dirençli ve esnek bir stres yanıt kapasitesi oluşturur. Şu anda daha güçlü olan stres yanıt sistemi, geçmişte ılımlı ve örüntülü strese maruz kalmış olan sistemdir.

Yazar, travmaya uğrayan çocuklarla çalışırken, direkt olaylar üzerine konuşmayı tercih etmiyor. İlk öncelik güven sağlamak. Birlikte resim yapmak, oyun oynamak ve onun kendi hikayesini canlandırmasına izin vermek. Travmatik bir olaydan sonra olaya hemen dahil olan ya da çocukları açılmaya veya öfkelerini boşaltmaya zorlamanın işe yaramayacağını vurguluyor.

Yazar, “Kaplanı Uyandırmak” kitabında da sıkça tekrarlanan savaş-kaç ve don tepkilerinden bahsediyor. Disosiyasyon kitapta en çok karşıma çıkan terim. Bir kişinin zihninin ve bedeninin olayın gerçekliğinden kopuk hissetmesi olarak tanımlanıyor.

Kitapta en sık bahsedilen konuların bir diğeri ise, yaşamın ilk yıllarında kurulan güvenli bağlanma. İhtiyaçları karşılanmış, sevilmiş, ilgi gösterilmiş çocukların, yetişkinliklerinde daha sağlıklı oldukları, zorluklarla daha kolay baş edebildikleri çeşitli olaylarda vurgulanmış. Annenin de doğru şekilde büyütülmüş ve sevgi vermeyi öğrenmiş olması gerekiyor.

Bir çocuk ne kadar çok sağlıklı ilişkiye sahipse, travmadan kurtulup sağlıklı bir biçimde hayatına devam etme ihtimalinin de arttığını söyleyen yazar, ilişkilerin değişimin araçları olduğunu ve en güçlü terapinin insan sevgisi olduğunu vurguluyor.

Travmanın ve buna verdiğimiz tepkilerin, insan ilişkileri bağlamı dışında anlaşılması mümkün değildir. İnsanlar bir zelzeleden kurtulsa da, sürekli olarak cinsel istismara uğrasa da, en önemlisi bu deneyimlerin ilişkilerine, yani sevdiklerine, kendilerine ve dünyaya nasıl etki ettiğidir. Tüm felaketlerin en travmatik unsurları insan bağlarının yıkılmasıyla ilişkilidir. Bu da özellikle çocuklar için geçerlidir. Sizi sevmesi gereken kişiler tarafından incitilmek, onlar tarafından terk edilmek, güvende olmanızı, değer verilmenizi ve insancıl olmanızı sağlayan teke tek ilişkilerden mahrum bırakılmak… En müthiş yıkıcı etkileri olan deneyimler bunlardır. İnsanlar kaçınılmaz bir biçimde sosyal varlıklar olduklarından, başımıza gelen en büyük felaketler de kaçınılmaz bir biçimde ilişkisel kayıplarla ilgilidir.

Yazar en iyi ilaçlar kullanmanın ya da terapiye gitmenin, kalıcı ve sevgi dolu bağlar kurmadıkça işe yaramayacağı konusunda da uyarıyor.

Akıl sağlığı uzmanları insanlara senelerce, sosyal destek olmadan psikolojik açıdan sağlıklı olabileceklerini, “siz kendinizi sevmezseniz, kimse sizi sevmez” fikrini öğretmiştir. Kadınlara erkeklere, erkeklere de kadınlara ihtiyaçları olmadığı söylenmiştir. İlişkileri olmayan kişilerin çok ilişkisi olan kişiler kadar sağlıklı olduğuna inanılmıştır. Bu görüşler insan türünün en temek biyolojisine ters düşüyor: Bizler memeli hayvanlarız, o yüzden de derinden ilişkili ve birbirine bağlı insan teması olmadan hiçbirimiz hayatta kalamazdık. İşin gerçeği, sevilmiş olmadan ve sevilmeden kendinizi sevemezsiniz. Sevme kapasitesi tek başınalıkla inşa edilemez.

Küçük çocuklara ve yeni ebeveynlere nasıl davranmamız gerektiğini de şöyle ifade etmiş yazar:

Bebeklerin normal bir biçimde gelişebilmesi için kendilerini onlara adamış bir ya da iki esas ve sürekli olarak orada olacak bakıcıya ihtiyacı vardır ve bu bakıcılar yeni ebeveyn olmanın insanı tüketen taleplerini bilen ve bunları gideren sevecen bir toplumun günlük desteğine ihtiyaç duyar.

İnsanları bebeklerin eğitimleri konusunda bilgilendirmenin öneminden bahseden yazar, çok ağlayan bir bebek kadar, hiç ağlamayan bir bebeğin de endişe yaratması gerektiğini, yaşa uygun davranışların farkında olmanın önemini vurgulamış.

Günümüzde giderek maddi başarının vurgulanması ve rekabet ortamlarının arttırılması sonucu, insanların akıl sağlığı ve sosyal bağlılık için gerekli olan işbirliği dersleri, empati ve fedakarlığı köreltmekte olduğu konusunda uyarıda bulunan yazar, bir çocuğun iyi yürekli, verici ve empatik olabilmesi için, ona öyle davranılmış olması gerektiğini de belirtmiş.

Travma geçirmiş çocuklarla çalışırken en önemli unsurların zaman ve sabır olduğu söylenmiş ve şu şekilde çalışma yöntemi tariflenmiş:

Travma geçirmiş çocuklar aşırı aktif stres yanıtları vermeye meyillidir ve bunlar gördüğümüz gibi onları saldırgan, dürtüsel ve muhtaç yapabilir. Bu çocuklar zordur, kolaylıkla üzülürler ve hemen sakinleşmeleri mümkün değildir; en ufak bir yeniliğe veya değişime aşırı tepkiler verebilirler ve genellikle eyleme geçmeden önce düşünmezler. Bu çocukların davranışlarında kalıcı bir değişim yapmayı başarmadan önce, güvende olduklarını ve sevildiklerini hissetmeleri gerekir. Ancak ne yazık ki onlara yönelik birçok tedavi programı ve diğer müdahaleler işi tersinden ele alırlar: Yani cezalandırıcı bir yaklaşım izlerler ve onları sırf “iyi davranmaya” başladıklarında sevgi ve güvenli bir ortam sağlama yöntemini uygulayarak iyi davranmaya çekebileceklerini umarlar. Bu tür yaklaşımlar çocukları geçici olarak yetişkinlerin istediğini yapmaya zorlayabilse de, en sonunda kendilerini daha iyi kontrol etmelerine ve başkalarının yanında daha sevecen olmalarına yardımcı olan uzun vadeli ve içsel motivasyonu onlara sunamazlar.

Yazar, uyguladıkları yöntemleri Nöroardışık Tedavi Modeli (NTM) adı altında sistemleştirdiklerini ve bir sertifika programı oluşturduklarını söylüyor. Ve bu NTM’nin dört temel bileşenden oluştuğunu söyleyerek aşağıdaki şekilde maddelendiriyor:

1- Gelişimsel Geçmiş: Travmanın zamanlaması, tabiatı ve şiddeti, ters etkiler ve ihmalin yanı sıra dirençle ilişkilendirilen ilişkisel deneyimler ve ‘bağ kurabilme’ konusunda bir tarihçe edinmek.

2- Mevcut İşlevsellik: Mevcut işlevselliği şunlara odaklanarak değerlendirmek: a) Bireyin duyusal entegrasyon, regülasyon (stres, duyu ve duyguları ‘aşırı yük’ altında kalmadan veya içine kapanmadan yönetme becerisi), ilişkisel beceriler (sosyal beceriler ve genel ilişki kurma kapasitesi) ve bilişsel işlev gibi birden fazla alanda güçlü ve zayıf yönleri; b) bireyin ailesiyle, arkadaşlarıyla, toplumuyla ve kültürüyle gerçek anlamda bağ kurabilmesi Bunlara ‘tedavisel ağ’ diyoruz.

3- Tedavinin Planlanması: Bireyin gelişimsel ihtiyaçlarına dayalı eğitimsel, zenginleştirici ve tedavisel deneyimlerini seçmek ve sıralamak.

4- Uygulama: Planın uygulanışını ve etkisini izlemek ve uygun değişiklikleri yapmak. Bu süreç seneler boyunca geliştirildi ve işlendi. Büyük zorluklardan biri de en önemli değerlendirme ve tedavi unsurlarını dahil ederken, tedavi sürecini raydan çıkaracak fazla veya gereksiz unsurlardan kaçınmaktı. (Örneğin, kliniğe ilk ziyaretini yapan birine, “Nasıl ödeme yapacaksınız?” diye sorulması… Sonra da kafası karışmış, bocalayan ebeveyni fatura kesmek için bir sürü formun başına oturtmak gibi şeyler.)

Kitabın sonradan eklenen bölümlerinde, kitapta sözü edilen çocukların yıllar sonraki durumları konu edilmiş. Ayrıca, bu konuda çalışanlara yardımcı olmak adına, olaylarla ilgili tartışma soruları verilmiş ve muhtemel yanıtlar üzerinde durulmuş.

Gelelim ben bu kitaptan neler aldım da cebime koydum kısmına 🙂

  • Tabi ki burada verilen örnekler oldukça travmatik. Öncelikle böyle durumlar yaşamadan çocuğumu büyütüyor olmanın ne kadar değerli olduğunu farkettim.
  • Peter Levine’in “Kaplanı Uyandırmak” kitabında, Medusa mitinden bahsedilir. Travmaya doğrudan bakmamak gerektiği vurgulanır. Burada da o yönde bir tavsiye var. Çocuğa travmasını yeniden yaşatmaktan başka bir işe yaramayan, yeniden canlandırma yöntemlerinden uzak durmak gerektiğin bir kere daha görmüş oldum.
  • Az bilmek tehlikelidir, diyor yazar. Özellikle çocuklarla çalışılırken, bilginin, donanımın ne kadar önemli olduğunu gördüm.
  • Hastalık yok hasta vardır sözünü doğrulayan bir yaklaşım geliştirmiş yazar. Tek bir standarda indirmek zor. Genel hatlar çizilmiş ama her çocuk kendine özel.
  • Travmadan çok, travmaya yaklaşım biçimi, çocuğun etrafındaki ilişki biçimleri ve kalitesi, çocuğun etkilenme oranını etkileyen şeyler. Sevgiyle sarmalanmak en gerçek ilaç.
  • Bir bebeğin hayatının ilk yılları oldukça değerli. Konuşmuyor diye bu zamanı es geçmemek, bolca sarılmak ve sevgiyle yaklaşmak gerekiyor.

Sonuç itibariyle her şey gene güvenli bağlanmada, çocuğun duygusunu anlamada şekilleniyor. Buradaki örneklerdeki kadar ciddi boyutlarda olmasa da, travmasız çocuk büyütmek neredeyse imkansız. Önemli olan bu travmalardan çıkabilecek donanımı, güveni, sevgiyi, kabulü verebilmekte. Tabi ki bunlar her zaman kolay olmuyor. Ama en azından çaba göstermek, sanırım, bu yazıyı buraya kadar okumuş olan herkesin yapmak istediği…

Kitabın Künyesi:
Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk
Yazan : Dr. Bruce D. Perry & Mala Szalavitz
Çeviren: Belgin Selen Haktanır
Yayınevi : Koridor 
Sayfa Sayısı : 456

İlgili Yazılar :

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s