Dijital Dünyada Çocuk Büyütmek

Sanırım yeni nesil ebeveynlerin en büyük sorunlarından biri, çocuklarımızın dijital dünya ile ilişkilerinin verebileceği muhtemel zararlar üzerine kaygı duymak. Biz yetişkinlerin bile uzak durmayı başaramadığımız dijital dünyanın çekiciliği yadsınamaz. Günümüzde ondan uzak olmak pek mümkün görünmese de, bir takım önlemler almak ihtiyacı göz ardı edilemez. Bu kitap işte bu ne yapılabilirler üzerine…

Yazar teknolojiyi, çocuk gelişimine dair önemli bulduğu yedi yapı taşı ekseninde incelemiş:

  1. Bağlar ve İlişkiler
  2. Dil Gelişimi
  3. Uyku
  4. Oyun
  5. Fiziksel Hareketlilik
  6. Beslenme
  7. İfa İşlevi Becerileri

Yazar, çocuklarımızın teknolojinin içine doğduklarını ve bunun bizi korkuttuğunu, izin verdiğimiz her teknolojik aletin bize tekno-suçluluk yaşattığını vurguluyor. Bu konuda yapılmış çok fazla araştırma olmadığı vurgulanırken, bir panik haline gerek olmadığı, ancak gene de dikkatli olunması gerektiği belirtiliyor. Öncelikle kendi teknoloji kullanma alışkanlıklarına dikkat etmemiz gerektiği, çocuklar için endişelenirken, ebeveynlerinde dijital ebeveyne dönüştüklerinin üzerinde duruluyor:

Sharenting (Paylaşan ebeveynlik): Çocuklarımızın önemli anlarını internette aşırı paylaşmamız.

Tekno-ihmal: Dijital cihazlarımıza kendimizi kaptırıp çocuklarımıza yeterli dikkati vermememiz.

Anıları kaybetme korkusundan (AKK) mustarip olma: Çocuğumuzun gelişiminin her anını akıllı telefonumuzla çekmek istememiz ve bu sebeple anı dolu dolu yaşayamamamız.

Yakın zamanlarda okuduğum beyin ile ilgili kitaplarda da sıkça bahsedilen ayna nöronlar bu kitapta da karşımıza çıkıyor. Ayna nöronlar sayesinde çocuklar bizim dijital dünya ile olan ilişkimizi kopyalıyorlar. Yani biz ne kadar sık telefonumuzu kontrol ediyor ya da televizyon izliyorsak, çocuklarımızda bizi o şekilde taklit ediyorlar.

Yazar, günümüz teknolojisi üzerine yapılmış kapsamlı araştırmalar henüz bulunmasa da, özellikle erken dönemde çok temkinli yaklaşmak gerektiğini söylüyor. Sebep olabileceği riskleri şu şekilde sıralıyor:

Geleneksel gelişim gidişatının sekteye uğraması

Temel gelişim deneyimlerinin yerini alması

Zararlı içeriğe maruz kalma

Sağlık riskleri

Teknoloji kullanımını tamamen yadsımanın doğru olmadığını belirten yazar, içeriğe vurgu yapıyor ve olumlu özelliklerini de şöyle sıralıyor:

Görsel tercih ihtiyacına cevap verir

Yeni gelişen becerileri dengeler

Seçim yapmaya imkan tanır

Düzenleme yapmak kolaydır

Anında geri bildirim ve memnuniyet sağlar

İnteraktif öğrenmeye olanak sağlar

İçerik yaratma imkanları sağlar

Bilgiye anında erişim sağlar

Farklılaşmayı sağlar

Yani yazar, tetikte olun ama paniğe kapılmayın diyor. Çocuklarımızın teknoloji mentörleri olmamızı ve bir amaç doğrultusunda ve gelişim açısından uygun biçimlerde kullanıldığında, gelişimlerine katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Dikkat etmemiz gereken, yaşaması gereken gerçek deneyimlerin önüne geçmemesi.

Beyin gelişimi için hareket elzemdir ama çocuklar ekranlara tıklayıp onları kaydırarak çok fazla zaman harcarlarsa bu temel fiziksel becerileri geliştirecek yeterli zamana sahip olamazlar. Özellikle iki yaş altı küçük çocuklar için bu endişe verici bir durumdur, çünkü sonraki gelişim ve öğrenmenin olmazsa olmaz öncüleri olan temel hareket becerilerini öğrenmek için ilk yıllar çok önemli zamanlardır.

Çocukların gelişiminin yüzde 70 inin yaşanan deneyimlerle, yüzde 30 unun ise genlere bağlı olduğunun tahmin edildiğini söyleyen yazar, dolayısıyla erken yaşta yaşadıkları deneyimlerin beynin yapısını biçimlendirmekte etkili olacağını belirtiyor. Bazı zamanlarda endişelenmemiz gereken şeyin çocukların ekran başında geçirdiği zaman değil, kendimizin geçirdiği zaman olduğunu söyleyen yazar tekno-ihmal konusunda ebeveynleri uyarıyor.

Çocuklardan çok, günümüz ebeveynlerinin yaşadığı anıları kaybetme korkusu konusunda da uyarıyor yazar. Anı kaydedelim derken, mevcut deneyimi özümseyip, ondan gereken zevki alamıyoruz. Çocuğumuzda alkış yerine telefon kameralarımızı görüyor.

Sosyal medya kullanırken, çocukların siber-zorbalık konusunda, olayları anında anlayamamaktan dolayı fail durumuna geçebileceklerinin söylendiği kitapta, bir mesajı yayınlamadan önce biraz durmaya teşvik etmemiz söyleniyor. Eğer tam aksi şekilde siber zorbalığa maruz kalırlarsa da şunları yapmaları salık verilmiş:

Dur: Zorbalık eden kişiye yanıt yazma.

Engelle: Zorbalığı yapan kişiyi engelle (ama olayın kanıtlarını tut)

Bildir: Bu olayı internet sitesinin yöneticisine ya da okula bildir.

Destekle: Tüm bu süreç boyunca çocuğun yanında ol.

Yazar şiddet içeren bilgisayar oyunları ve pornografi konusunda ebeveynleri uyarmış. Cinsellik konusunda, ergenlikten önce çocuklarla sohbet etmenin, karşılaşabilecekleri pornografik içeriklerden korunma konusunda yarar sağlayacağı belirtilmiş. Uygunsuz içerikten nasıl korunulacağı ile ilgili ipuçları da verilmiş ancak bunlar yabancı kaynaklar olduğu için, bizim işimize yaramıyor maalesef.

Bebek ve küçük çocukların, ekranlarımızdan yansıyan ışığın aydınlattığı görüntümüze değil, doğrudan bakışımıza ihtiyacı olduğunu söyleyen yazar, Anderson ve Pempek’in yaptığı bir araştırmada, dokunmatik ekran kullandıklarında bebeklerin ve küçük çocukların normalin yarısı kadar öğrendiklerini, ve bunları daha kısa sürelerde hatırladıklarını belirtiyor. Bu sonuç oldukça etkileyici. Ayrıca yazar dil gelişimi açısından, arka planda açık televizyon konusunda da ebeveynleri uyarıyor ve ortamda içilen sigara dumanının yarattığı pasif içiciliğe benzer olumsuz bir etki yaptığını vurguluyor.

Kitapta uykunun öneminden de bahsediliyor. Teknolojik aletler yüzünden azalan uyku süresi tehlikesine yer verilmiş. Yapılan bir araştırmaya göre, ilkokul çocuklarının gecede sadece bir saatlik uyku kaybının, onların bilişsel becerisini iki sınıf seviyesinde aşağı indirmeye denk olduğunu göstermiştir. Yazar, yatmadan önceki 90 dakikalık sürede ekranlardan uzak durarak mavi ışığa maruz kalmayı azaltmak gerektiği ve çocukların mobil cihazları yüzlerinden en az 40 cm ötede tutmaları konusunda uyarıda bulunmuş.

Çocuk gelişiminin yapı taşlarından bir diğeri de fiziksel hareket. Yazar, beyin gelişimi açısından fiziksel hareketin öneminden bahsederken, bir çocuğun yuvarlanarak, sallanarak ve takla atarak yeterince zaman geçirmemesi halinde, iyi bir denge duygusu (az gelişmiş vestibüler sistem) geliştiremeyeceği ve bu da yerde ya da sınıftaki sıralarda oturmayı güçleştireceğinden bahsetmiş. Bu bana son zamanlarda okuduğum duyusal bütünleme problemlerini hatırlattı.

Ekran başında yenilen atıştırmalıklar ve sağlıksız besin reklamları konusunda da uyarılarda bulunmuş yazar.

Tablet cihazlara nasıl sınırlandırma getireceği bilgisi, kitapta en çok işime yarayacak bilgi oldu 🙂 Yasakçı bir zihnim var anlaşılan 🙂

Çocuklarla bir tablet cihaz kullanırken, ayarlardan Denetimli Erişim’i (İOS Cihazlar) ya da Ebeveyn Denetimi’ni (Android Cihazlar) açın. Bu fonksiyon, ebeveynlerin ve eğitimcilerin çocukları bir uygulamaya kilitlemesini sağlar. Bu da onların bir uygulamayı açıp bir kaç dakika sonra daha cazip gelen başka bir şeye atlamalarına mani olur. Bu fonksiyon çocuklara her seferinde bir şeye odaklanmaları ve bir işi sonuna dek tamamlamaları (dikkatleri azaldıkça uygulamadan uygulamaya sıçramamaları) gerektiğini öğretir.

Kitapta, teknolojinin yönlendirdiği çoklu görevlerden bahsedilmiş. Aynı anda pek çok işin bir arada yapılmaya çalışılmasının verdiği negatiflikler şu şekilde ifade edilmiş:

Çoklu görev performansa zarar verir, özellikle de ağır biçimde birden fazla işi aynı anda yapmaya çalışanlarda çoklu görevin bilişsel bedeli olur. -dikkati dağılır, hata oranlarının artmasına ve akademik performansın düşmesine neden olur. Ayrıca çoklu görev, prefrontal korteksteki glukoz depolarını tüketip stres hormonu kortizolun üretimini artırdığı için yorgunluğa yol açar. Bu yüzden çocuklar çoklu görevin ardından sık sık kendilerini bitkin ve kafası karışık hisseder.

Çocuklar görev geçişi yaparken, hipokampus (beynin hafızadan sorumlu kısmı) uygun biçimde çalışmaz ve öğrenmeden (özellikle de kısadan uzun vadeli hafızaya bilgi takviyesi bakımından) taviz verir. Örneğin, çoklu görev yerine getirirken yeni bilgi öğrenildiğinde, bu bilgi çocukların striyatumuna (beynin, fikirleri ve gerçeğe dayalı bilgiyi değil de süreçleri ve becerileri depoladığı kısmı) gider. Buna karşılık, çocuklar çoklu görevden uzak durduğunda, bilgi hipokampuslarına (daha sonra hatırlamak için düzenleyip kategorilere ayırdığı kısmı) gider.

Yazar ayrıca, bir başka yazar olan, Nicholas Carr’ın, “Yüzeysellik-İnternet Bizi Aptal mı Yapıyor?” kitabında, bilgiyi internette, kitapta ya da kağıt üstünde (durağan medya) okumamızdan farklı biçimlerde okuyup işlediğimizi öne sürdüğünü belirtiyor. Çocuklarımızın derin düşünme becerilerini arttırmak için, bilgiyi ekranlardan değil, yazıcıdan bastırıp öyle okumalarını sağlamamızı öneriyor.

Dijital çağda, interneti bir bellek ortağı gibi kullandığımızı, yani okuduğumuz bilgiden çok, ona ulaşılabilecek anahtar kelimeleri hatırladığımızı söyleyen araştırmalardan bahsedilen kitapta, bunun önüne geçebilmek için, çocukların işler bellek becerilerini artırıcı önerilerde bulunulmuş. Ben sadece teşvik etmemiz önerilenlerin başlıklarını yazıp geçeceğim:

  • Bilgiye karşılık vermeye
  • Müziğin, şarkı söylemenin ve dansın keyfini çıkarmaya
  • Yapboz oynamaya
  • Fiziksel, masa üstü, kart ya da bilgisayar oyunlarına
  • Hikayeler anlatmaya
  • Gerçek kitaplar okumaya
  • Plansız programsız oyun oynamaya, özellikle de açık havada
  • Zihinde listeler yapmaya
  • Organik aramalar yapmaya
  • Fiziksel aktiviteye katılmaya
  • Yeni bir dil ya da enstrüman öğrenmeye
  • Farkındalık ve/veya meditasyon öğrenip uygulamaya

Çocukların sağlıksız dijital alışkanlıklar kazanmasının, ebeveynler tarafından çoğunlukla bağımlılık olarak nitelendiğini ama her zaman böyle olmadığını söyleyen yazar, ebeveynlerin sorumluluğunu, çocuklarının teknolojiyi nasıl idare edeceklerini anladıklarından emin olmak olarak ifade etmiş. Ebeveyn olarak bizler sağlıklı alışkanlıklar kuruyor muyuz ki öğretelim diye düşünmeden edemiyorum 🙂

Bu konuda endişelenmemiz gereken durumları şöyle sıralamış yazar ve endişeli ebeveynlerin bir haftalık sürede çocukların medya tüketiminin ne kadar olduğunu not etmelerini önermiş:

  • Teknolojiye kendini kaptırmış halde çok fazla zaman geçiriyor.
  • Kafası sürekli teknolojiyle meşgul.
  • Sosyal durumlarda geri çekiliyor.
  • Teknolojiyi aşırı kullanmaktan kaynaklanan yetersiz uyku yüzünden yorgun ve sinirli.
  • Daha önce sevdiği geleneksel aktivitelerden uzak duruyor ya da artık bunlardan keyif almıyor.
  • Teknoloji aktivitelerini azaltma ya da kesme girişimi olduğunda huzursuz, kaprisli, depresif ya da sinirli.
  • Teknoloji kullanımının süresini ebeveynlerden, öğretmenlerden ya da terapistlerden gizlemeye çalışıyor veya bu konuda onlara yalan söylüyor.
  • Aynı seviyede tatmine ulaşmak için gittikçe artan sürelerle teknoloji kullanıyor.
  • Okuldaki performanslarını bozacak seviyede teknoloji kullanıyor.

Teknolojiden mahrum kalma durumunda tekno-öfke yaşanabileceğini, bunun çeşitli sebepleri olabileceğini, bunun tam olarak önlenemese de azaltılabileceğini söyleyen yazar, bazı önerilerde bulunmuş:

  • Katı kurallar belirleyip uygulayın
  • Süreye değil miktara odaklanın
  • Zamanlayıcı kullanın
  • Ekrandan uzakta dönüşmeye ihtiyaçları olduğuna dair ipuçları sunun
  • Cihazları kendilerinin kapaması konusunda çocukları teşvik edin
  • Yedek planınız olsun
  • Kötü polisi oynayın

Yazar, ekran süresinin çocuktan çocuğa değişeceğini, her ailenin kendi uygun sürelerini tespit edebileceklerini söyleyerek bunu şöyle formülize etmiş:

24 saat – uyku saatleri (kısa kestirmeler dahil) – okul/bakım zamanı (varsa) – oyun zamanı (ilişkiler+ dil+ ifa işlevi) – hareket zamanı – yeme zamanı

Bu formül ile çıkan sonucun, gelişim ve sağlık açısından sorunlara yol açma ihtimali düşük olan maksimum süre hakkında bir fikir vereceği belirtiliyor.

Kitapta, teknolojinin oluşturabileceği sağlık risklerinden de bahsedilmiş. Elektromanyetik Radyasyon risklerinden (EMR) söz edilmiş. Cihazların vücudumuzdan en az 40 cm uzakta bulunmalarını önerirken, mavi ışığın zararlarına da değinmiş. Gözün arkasına işleyebilecekleri sebebiyle, çocukların gözlerinin halen gelişmekte olduklarından, zararlı mavi ışığın bir kısmını filtrelemeye imkan veren koruyucu pigmentlerin henüz oluşmadığından, yapılan araştırmalara göre yapay kaynaklara üst üste maruz kalışın hücresel hasara yol açabileceğinden ve bunun da uzun vadede sarı nokta ve katarakt gibi sorunlar yaratabileceğinden bahsedilmiş.

Ekran karşısında çok uzun zaman geçirme de, Ekrana Bakma Sendromu (EBS) olarak adlandırılmış ve baş ağrısı, bulanık görme, yorgunluk, göz kuruluğu ve çocuklarda asabi davranışlar oluşturabileceği ifade edilmiş.

Görme hususunda 20-20-20-20 kuralından bahsetmiş. Göz yorgunluğunu azaltmak için 20 dakikada bir (en az) 20 saniye bilgisayar başından kalkmayı, 20 kez gözlerini kırpıştırmayı, bir şeye en az 6 metre uzaktan bakmayı ve 20 saniye süresince fiziksel bir şey yapmayı (kollarını açıp sıçramak, olduğu yerde koşmak, gerinmek) önermiş.

Görme yanında, muhtemel işitme ve kas-iskelet problemlerine de yer verilmiş.

Kitabın son kısmında, yaşlar itibariyle teknolojik ipuçlarına yer verilmiş.

Aslına bakarsanız kitabı elime aldığımda daha sert sınırlar bulacağımı düşünmüştüm. Bu nedenle birazcık hayal kırıklığına uğramış olabilirim 🙂 Kitap genel olarak daha serbest bırakan bir yol izliyor ama bunda içeriğe çok değiniyor. Aslında çevreme baktığımda, dijital dünya ile sağlıklı ilişki kuran çok fazla çocuk da göremiyorum. Genelde bilgisayar oyunu ve anlamsız (tabi bana göre :-)) youtube videoları izliyor çocuklar. Belki bununda bir doyum noktası vardır kim bilir. Peki ben bu kitaptan neler öğrendim bir bakalım:

  • Oğlum artık 10 yaşında olduğundan çok panik yapmama gerek yok.
  • Ne kadar süreyi dijitalde geçirdiğine değil, oradayken ne yaptığına odaklanmalıyım.
  • İnternette tüketici değil, üretici olmaya yönlendirmeliyim. (Ah bir de bunu nasıl yapabileceğimi bilsem)
  • Gelişimsel ihtiyaçlarını yerine getirdikten sonra, kalan sürede dijitalde olması konusunda uyarmalı ve takip etmeliyim.
  • Ekrandan okuma ile kitaptan okumanın aynı şey olmadığını ve kalıcı olması için en azından not tutmasını ya da o konuda sohbet etmeyi sağlamalıyım.
  • Çoklu görev yapmasının önüne geçmeliyim.
  • Vücut sağlığını bozmaması konusuna dikkat etmeliyim.
  • Sosyal medya kullanımı ne kadar geç o kadar iyi.

Her ne kadar kitabı bitirmiş olsam da tatmin olmadığım alanlar mevcut. Bu belki kitabında dediği gibi teknolojinin içine doğmadığımızdan, ondan korkmamız yüzünden hissettiklerim. Ancak beyne olan etkisi ve subcriminal mesajlar konusunda endişem baki. Öyle ya, artık her teknolojiyi kullandıklarında yanlarında olmamız mümkün değil. Devamlı yasaklayarak yaşamakta. Sürekli meşgul olmalarını sağlamalı ve fazla vakit bulamamalarını ummalıyız sanırım 🙂

Yani gene iş başa düşecek 🙂

Not : Çocuklar için internet güvenliği açısından, twitter’da yer alan şu flood u da eklemek istedim. https://twitter.com/zetlorento/status/1163725967031984128?s=21

Şurada bu kitaptan esinlenerek yapılmış “Dijital Ebeveynlik: Sosyal Medyada Anne-Baba Olmak” başlıklı bir podcast var.

Şurada da Psikolog Tülay Kök’ün “Bilgisayar Oyunları ve Telefon Bağımlılığı” ile ilgili podcast’i mevcut.

Bir de Umut Kısa ile yapılan televizyon programını ekleyeyim Dijital Dünyanın Zararlarından Çocukları Korumanın Yolları

Kitabın Künyesi:  
Dijital Dünyada Çocuk Büyütmek  
Yazan : Dr. Kristy Goodwin   
Yayınevi : Aganta Kitap  
Çeviri : Tülin Er  
Sayfa Sayısı : 296  

İlgili Yazılar :

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to Dijital Dünyada Çocuk Büyütmek

  1. Geri bildirim: Çocuğunuzun Beynine Hoş Geldiniz | Oğlumu Büyütürken

  2. Geri bildirim: Yetişin Çocuklar | Oğlumu Büyütürken

  3. Geri bildirim: Duyulmak İstiyorum | Oğlumu Büyütürken

  4. Geri bildirim: Kabil’i Yetiştirmek | Oğlumu Büyütürken

  5. Geri bildirim: Ebeveynler İçin Farkındalık | Oğlumu Büyütürken

  6. Geri bildirim: Ebeveynlikte Altın Saatler | Oğlumu Büyütürken

  7. Geri bildirim: Evet Beyinli Çocuk | Oğlumu Büyütürken

  8. Geri bildirim: Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk | Oğlumu Büyütürken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s