Bir Kurbağa Gibi Sakin ve Dikkatli

dsc04849Bir süredir öfke kontrolü üzerine okumalar yapıyorum. Bunu yaparken de yolum sürekli farkındalıkla kesişiyor. Bunu kendim daha tam oturtamamışken, Yağız’a nasıl uygulatırım bilemiyorum ama bu kitapta güzel öneriler mevcut. Ayrıca bir meditasyon cd si de var içerisinde.

“Farkındalık” basitçe ifade etmek gerekirse, açık ve sevgi dolu bir tutumla yaşadığımız anın içinde neler olduğunu bilinçli bir şekilde anlama halidir. Yargılamadan, olup biteni reddetmeden, kendini gündelik hayatın hızına kaptırmadan burada, bu anın içinde olmaktır. Şimdi olup bitenler üzerinde düşünmek değil ama şimdide ve burada olmaktır. 

şeklinde tanımlanmış. Ayrıca her anın içinde sevgiyle var olmak demek olduğu söylenen bu kitap 5-12 yaş arası çocuklar için hazırlanmış. Farkındalık alıştırmalarının çocuklara, durmayı, nefesinin farkına varmayı öğrettiği ve ihtiyaçları olan şeyin şimdiki zamanda olduğunu hissettireceği; böylece otomatik pilottan çıkıp içgüdülerini idrak ederek, hayatta hoş olmayan şeylerinde olabileceğini kabul etmeyi öğreteceği ifade edilmiş.

Denizi kontrol edemezsiniz. Dalgaları engelleyemezsiniz ama sörf yapmayı öğrenebilirsiniz.

diyen yazar, aslında her şeyi bu cümle ile özetlemiş.

“Dalgaları” oldukları gibi görürseniz o zaman dikkatinizi tam olarak verebilir, düşünerek davranabilir ve en doğru kararları alabilirsiniz.

diyerek devam etmiş.

Kitapta sürekli durmanın öneminden bahsedilmiş:

Bir an durmaya karar verirseniz, kendinize içinde bulunduğunuz durumlarda daha farklı, daha az otomatik, daha az sinirli davranma imkanını vermiş olursunuz. Sınırlarınızı aşmadan, daha sakin ve anlayışlı olabilirsiniz. Böylece şunu anlarsınız; sorun olan şey aslında durumun kendisi değil sizin ona tepki veriş biçiminiz.

Kabul etme, yanında olma ve anlayış göstermenin, anne babaların, onlara zor gelen görevlerin altından kalkmalarını kolaylaştıracağını söyleyen yazar şöyle devam etmiş:

Kabul etme, yanında olma, anlayış gösterme… Bunlar açıklığı ve yargılamadan bakabilmeyi kolaylaştırır ve anne babaların çocuklarını başkaları gibi, ya da olmasını bekledikleri kişi gibi değil, oldukları gibi görebilmelerini sağlar. Böylece çocuklar güvende olduklarını hisseder ve kendilerine güvenebilirler.

Yazar, nefesin önemini vurgularken, içinde bulunulan anın bilincine varmak ve konsantrasyon açısından gerekliliğinden bahsetmiş.

Kitapta çeşitli alıştırmalara yer verilmiş. Bunlardan ilki “Kurbağa gibi dikkatli”. Bu alıştırma sayesinde çocukların, konsatrasyonunu geliştirmeyi, daha az içgüdülerine göre davranmayı ve iç dünyasına bakmaya alışmayı öğrendikleri söylenmiş.

Kitapta ev içi ipuçları diye bir bölüm var. Burada çocuklar için denemeler verilmiş. Çeşitli duygu durumlarında nefeslerini gözlemlemeleri, böylece nefes kullanımı konusunda daha bilinçli olmalarının sağlanması önerilmiş.

Duyu organlarının dikkat çalışmalarındaki öneminden bahsedilen kitapta, eleştirel düşünceyi katmadan bir şeylere bakabildiğinizde gerçekliğin çok daha fazla boyutunu göreceğinizi söylemiş.

Bu konuda da ev içi alıştırma örneği verilmiş. Okul yolunda 5 şeye dikkatle bakmak. Örneğin trafik işareti. Boyutu, rengi, çizgileri vs. Böylece güzel, çirkin gibi yargılardansa, onun gerçekliğini keşfedecekleri söylenmiş. Daha büyük çocuklar içinse, bir ağaç dalı alıp birkaç gün boyunca onun resmini çizmeyi, bunu gitgide daha iyi çizdiğini gözlemlemeyi ve duygu değil gerçeklikle bunu yaptığını farketmesini sağlamayı ifade etmiş. Bir diğer alıştırma ise karşılıklı dinleme. Hergün aile olarak iki dakika o gün yaşananları anlatmak ve diğerlerinin yargılamadan dinlemesini sağlamak. Bir diğer duyu olan tad almayı geliştirmek için de, dikkatle yemek önerilmiş. İyi ya da kötü değil de, tatlı mı, tuzlu mu, dokusu nasıl gibi…

Çocukların kaslarını çalıştırdıkları gibi, duyularını da bu şekilde geliştirebileceklerini söylemiş yazar. Farkındalığın, bize zihnimizi terk edip bedenimizi farketmeyi öğreteceğini söyleyen yazar, bedenin sinyallerini dinlemenin önemini vurgulamış. Bunun için okulda yaptığı bir çalışmadan bahsetmiş. Çocuklar yere uzanıp, kafadan vücuda inerek vücutlarını dinliyorlar ve sonra bunun hakkında konuşuyorlar.

Ruhumuzu bir göle, denize ya da okyanusa benzetebileceğimizi söyleyen yazar, her su birikintisinde olduğu gibi fırtınayla dev dalgalara dönüşebileceği ya da çarşaf gibi dümdüz olabileceğini söylemiş. İçimizdeki hava durumunun farkında olmanın öneminden bahsetmiş. İçindeki hava olumsuz da olsa, çocuğunuzla diyaloğu devam ettirmenin, “hava koşulları” ne olursa olsun yanında olduğunuzu bilmenin önemini vurgulamış. İçindeki duyguyu anlayabilmek için gözlerini kapatıp ne hissettiğini keşfetmek için kendine zaman ayırmasının söylendiği kitapta:

Üzerinde düşünmeden o anda hissettiğin şeye göre hava durumunun sana gelmesine izin ver. Ne hissettiğinden emin olduğunda onları oldukları gibi kabul et. Başka bir şey hissetmek ya da hissettiğin şeyi değiştirmek zorunda değilsin. Nasıl dışarıdaki havayı değiştiremiyorsan içindekini de değiştiremezsin. Bir an için hissettiğin şeyin yanında kal. 

Nazikçe ve merakla içindeki bulutlara, güneşli gökyüzüne ya da yaklaşan sağanak yağmura dikkatini ver… Ruh halini bir anda değiştiremezsin. Ama günün başka bir anında göreceksin ki hava değişmiş. Ama şimdilik böyle… Bırak öyle olsun. Duygular değişir. Kendi kendilerine değişirler.

Çocuklara duygularını tanımalarını, onları bastırmamalarını, dönüştürmemelerini ve çabuk dile getirmemelerini, onları hissedip dikkatlice bakabilmelerini öğretmenin öneminden bahsetmiş yazar.

Dayanılmaz duygu olmadığını söyleyen yazar bu durumu şöyle maddelemiş:

  • Duyguları bedenimizde hissedebilir, onların bizi sürüklemesine izin vermeden ya da onları bastırmaya çalışmadan dikkatimizi onlara verebiliriz. Onları sözcüklere ya da resme dökebiliriz.
  • Biz duygularımız değiliz. Duygulara sahibiz. Üzüntü hissediyor olabilirim ama mızmız değilim.
  • Tüm duygular doğaldır ama bazı davranışlar kabul edilebilir değildir. Duygularımızı değil davranışlarımızı değiştirebiliriz.

Herkesin zaman zaman düşüncelerini durdurmak istediğinden bahseden yazar, bunun mümkün olmadığını söylerken, ancak düşüncelerimizi yönetebileceğimizi belirtiyor. Bunun içinse önce düşünceleri tanımak gerektiğinden bahsediyor. Bunun için bir alıştırma önerilmiş. Sırayla soru soruluyor. Soran kişi beş saniye bekliyor ve bu arada diğerleri cevabı düşünüyorlar. Bu arada görüntü de oluşuyor mu farkına varıyorlar. Örneğin “en sevdiğin yemek ne?” Bu düşünceleri takip etmek ya da devam etmeleri için bırakmak seçiminin bizim elimizde olduğunun söylendiği kitapta bazı düşüncelerin kafamıza takılıp kaldığından da bahsedilmiş. Hangi düşüncelere takılıp kaldığımızı not almanın ve sonra bunlar hakkında konuşmanın işe yarayacağı belirtilmiş. Örneğin:

  1. Beni rahatsız ettiklerinde şöyle düşünüyorum…

  2. Bazı alanlarda yeterince başarılı olmadığımda şöyle düşünüyorum…

Kitapta nezakete de bir bölüm ayrılmış ve iyileştirme gücünden bahsedilmiş. Saldırganlığın daha fazla saldırganlığa ve direnişe sebep olacağını söyleyen yazar, önemli olanın karşımızdakine koyun olmadığımızı, kendimize güvendiğimizi ve başka kaynaklara sahip olduğumuzu göstermek olduğunu ifade ediyor.

Bu bölümde “iltifat topu” diye bir oyundan bahsedilmiş. Çocuklar çember olup bir arkadaşının adını söyleyerek topu ona atarken, onun hakkındaki güzel bir düşünceyi söylüyor. “Ne zaman kavga etsek barışmayı ilk isteyen sen oluyorsun. Çok teşekkürler.” gibi. Ayrıca hoş olmayan davranışları farketmek, kimsenin tam olarak kötü olmadığının farkına varmak ve ne kadar sevildiğini ve beğenildiğini keşfetmesini sağlayacak alıştırma önerilerine de yer verilmiş.

Eğer kozasında kelebek olmayı bekleyen bir tırtılın sabrına ve yeni doğmuş bir bebeğin güvenine sahip olabilseydik ve bir sonbahar yaprağı gibi kendimizi rüzgara bırakmayı bilseydik hayatımız çok daha keyifli olabilirdi. 

denilen kitapta isteklerimizin sahip olduklarımıza değil hep sahip olmadıklarımıza odaklanmamıza neden olduğu söylenmiş.

İsteklerimizi gerçekleştiremediğimizde, olaya bakış açımızı değiştirmemiz gerektiğini söyleyen yazar, zihnimizde bilinçli olarak oluşturduğumuz olumlu düşüncelerle potansiyelimizi ortaya çıkarabileceğimizi söylüyor. Bunun için de dilek ağacı meditasyonunu önermiş.

Sabır, çünkü her şeyin bir zamanı vardır. Güven, çünkü her zaman bir şeyler değişir. Kendi haline bırakma, çünkü bu, isteğimizin harekete geçmesini sağlar. Sıkı sıkıya tuttuğumuz kontrolden vazgeçmek kolay değildir. Bunun bir tür boyun eğme olmadığını anlamamız önemlidir.

Kendi haline bırakmayı, pasif bir kabulleniş olarak görmemek gerektiğini söyleyen yazar, kabullenişi, manipüle etmeden, beklemeden, ısrar etmeden bir özgürleşme olarak nitelemiş ve bunun özgürleştirici bir davranış olduğunu, dalgalar ne kadar şiddetli olursa olsun kıyıya çıkabilme seçeneği sunduğunu belirtmiş.

Bu kitabı okurken, durmayı öğrenmenin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha farkına vardım. Yağız’la cd’yi dinlemeye çalıştık ama bu onun için gerçekten zor. Hareketsizlik şuan yapamadığı bir şey. Ancak önerilen oyunları denemek istiyorum.

Kitabı şuan sadece okuyup bitirdim. Buraya da özetledim ki üzerinden geçebileyim. Siz bunları okurken, ben yeniden elime kağıt kalem alıp oyunları listelemeye ve Yağız’la oynamayı denemeye çalışacağım. Belki bu arada biraz da meditasyon yapmaya ikna edebilirim onu kim bilir 🙂

 

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s