Evet Beyinli Çocuk

Bazen, ne yaparsan yap, olmuyor bazen… diye başlayan Teoman’ın şarkısı var ya, hayatım bu dize gibi son yıllarda. Tabi oradaki gibi bir aşk hikayesi değil olmayan, iyi yaşama gayreti bahsettiğim. Ama gene de vazgeçmemeye çalışıyorum çabalamaktan. Yoksa hayatın elimde kalan parçasının da bir anlamı kalmayacak gibi. Bu blogda o vazgeçmemeye çalıştıklarımdan. Ne kadar zorlansam da, gayret et, iyi gelecek diyorum kendime. Gene kendimi en iyi hissettiğim yer kitap sayfaları. O yüzden yeni bir kitabı daha özetledim, az gelen zamanımdan zaman çalarak…

Dan Siegel kitaplarını çok seviyorum. Daha önce, Tina Payne Bryson ile birlikte kaleme aldığı Bütün Beyinli Çocuk ve Dramsız Disiplin kitaplarını okumuş ve özetlemiştim. Daha yetişkin bir yerden baktığı için bloğa yazmadığım Akıl ve Akılgözü kitapları da ufuk açıcı kitaplar. Bir de elimde okunmayı bekleyen Ergen Beyin Rehberi var ama ergenliğe ilişkin kitapları okumaktan henüz kaçıyorum sanırım 🙂

Yazarın bakış açısı, zaman içinde evrildiğim bir yerden olduğu için bana iyi geliyor. Bloğa ilk yazdığım ebeveyn kitaplarından bu yana bende çok değiştim. Ama hepsinin bugünkü bende katkısı var muhakkak. Bunları yazarken bir kaç yıl sonra hayata nereden bakarım diye de merak ediyorum. İnsan değişiyor ve bu değişimi farkındalıkla takip edebilmek bana iyi hissettiriyor.

Çocukların Evet Beyni yaklaşımıyla dört temel karakteristik özelliği kazanabileceğini söyleyen yazarlar, bu özellikleri şöyle tanımlamış:

Denge: Duygu ve davranışları yönetme becerisidir. Çocuklar denge sayesinde kendilerini sakinleştirebilir ve kontrollerini kaybetme eğilimleri azalabilir.

Psikolojik Dayanıklılık: Hayatın kaçınılmaz sorunları ve mücadeleleri ortaya çıktığında hızlıca kendine gelebilme becerisidir.

İçgörü: Kendi içlerine dönüp, kendi kendilerini anlayabilme becerisidir. Öğrendikleri sayesinde ileride iyi kararlar alabilir ve hayatlarının kontrolünü ellerinde tutabilirler.

Empati: Bir başkasının bakış açısını anlayabilme becerisidir. Bu sayede, doğru zaman geldiğinde, işleri yoluna koymak için gerekli adımı atma istekliliğini kendilerinde bulabileceklerdir.

Hayır Beyni’nin sizi insanlarla etkileşimde tepkisel bir duyguya soktuğunu ve bu durumun karşındakini dinlemeyi, iyi karar almayı ya da başka bir insanla yakınlık kurup ona ilgi göstermeyi neredeyse imkansız hale getirdiğinin söylendiği bölümde, Evet Beyni’nin ise tam aksine, farklı bir devre üzerinde hareket ettiği ve tepkisellik yerine algılayıcı olmaya yönelttiği belirtiliyor.

Çocukların Evet Beyni yapısıyla, engelleri ve yeni deneyimleri, önlerine çıkan birer güçlük olarak görmek yerine yüzleşip üstesinden gelinecek ve ondan ders çıkarılacak sıradan mücadeleler olarak görebileceği ve böylece daha çok şey yapma, öğrenme ve daha fazlası haline gelecekleri vurgulanıyor. Üstelik bu durumun, çocuğunuzda hayatın güçlükleri ile güven ve heyecan duygusunu yitirmeden yüzleşmesi için gereken içsel rehberi sağlayacağı belirtiliyor:

Evet Beyni, çocuklara (ve yetişkinlere) dünyaya yaklaşırken daha açık, dayanıklı, empatik ve sahici olmaları için yardımcı olan bir nörolojik durumdur.

Yazar, Evet Beyni’nin fazla müsamahakar olarak algılanmaması gerektiğini, insanlara hayatın güçlükleri içinde keyif alabilmelerini göstermek ve hayata anlam katabilmelerini sağlamak için, kim olduklarını anlamalarına yardımcı olmak ve nasıl bir bireye dönüşeceklerini görmelerine imkan vermeyi sağladığını belirtiyor.

Çocukların büyük anlamda bir Hayır Beyni dünyasına doğdukları, sürekli bir meşguliyet içinde olmaları ve bununla birlikte bir de dijital medya da olmalarını şu şekilde yorumluyor:

Dijital medya, sözel ve görsel uyaranlarla çocuklarımızın dikkatini neredeyse saat başı çekerek Yunanlıların hedonia adını verdikleri geçici zevke ulaşmalarına yol açar. Çocuklarımıza Evet Beyni yaklaşımını aşılayarak onları güçlendirmek, modern çağlarda gerçek ve uzun ömürlü mutluluğu yakalamak ve eudaimonia denen anlam, bağlantı ve soğukkanlılık yüklü huzura ulaşmak özellikle önem arz etmektedir.

Evet Beyni’nin bütünleşik bir beyin işlevi olduğunu ve beynin içindeki bütünleşik yapısal bağlantıların gelişmesini teşvik ettiğini söyleyen yazar, bütünleşik beynin özelliklerini şöyle sıralamış: Esnek, uyumlu, tutarlı, enerjik, istikrarlı.

Sonuç olarak bütünleşik beyne sahip olan çocuklar, işler istediği gibi gitmediği zaman kendilerini daha iyi yönetebilmektedir. Dünyaya tepkisel bir duruşla yanıt vermektense ve içinde bulundukları çevre ve duyguların esiri olmaktansa, algılamaya ve almaya açık bir duruş sergileyip çeşitli durum ve güçlüklere karşı nasıl yanıt vereceğine karar verme kabiliyetine kavuşmuş olur.

Evet Beyninin ilk temel ilkesinin Denge olduğunu söyleyen yazarlar, kimi az, kimi daha çok tüm çocukların dengelerini kaybettiklerini ve bunun insan olmanın getirdiği bir özellik olduğunu söylüyor. Denge eksikliği ve sıklıkla karşılaşılan tepkiselliğin kaynaklarını şu şekilde sıralıyor:

  • Gelişme çağı
  • Mizaç
  • Travma
  • Uyku sorunları
  • Duyu süreçlerinde yaşanan güçlükler
  • Sağlık ve tıbbi konular
  • Öğrenmeye veya bilişsel becerilere yönelik yetersizlikler ile diğer yetersizlik ve tutarsızlıklar
  • Stres koşullarını arttıran ya da tepkisiz kalan bakıcılar
  • Çevrenin talepleri ve çocuğun kapasitesi arasındaki uyumsuzluk
  • Ruh sağlığı sorunları

Çocuğumuzun yaşı kaç olursa olsun, onların daha dengeli olmalarına yardımcı olmamız gerektiğini söyleyen yazarlar bunu şu şekilde açıklamış:

Çocuklarımız duygusal bütünlüğünü kazanırken onlara destek olacağız ve bu esnada da gelecekte daha dengeli ve regüle olmalarını sağlayacak becerileri öğreteceğiz.

Dengeli beyin ise şu şekilde açıklanmış:

Duygusal istikrarı yakalama ve vücut ile beyni regüle etme becerisi. Seçeneklerimizi değerlendirip iyi kararlar almaktır. Esnek olmaktır. Zor zamanların ve duyguların ardından oldukça hızlı bir şekilde istikrarlı duygu durumuna geri dönebilmektir. Soğukkanlılığı temel almaktır. Kişinin zihninin, duygularının ve davranışlarının kontrolünü kaybetmemesi ve ağır duygu ve koşullarla kolayca baş edebilmesidir.

Kitapta, Araştırmacı Stephen Porges’in geliştirdiği, sinir sistemindeki yükselişlerin bedenlerimizi ve sosyal etkileşim sistemlerimizi nasıl etkilediğini açıklayan Polivagal Teori (Polyvagal Theory) den bahsedilmiş. Yazarlar bunu görsel olarak aşağıdaki şekilde ifade etmişler.

Sinir sistemimiz dengeliyken kendimizi iyi hissederiz. Bu durum “YEŞİL ALAN” ile ifade edilir. Kişi bu alandayken Evet Beyni durumundadır ve tahammül penceresi içindedir. Çocuğunuz yeşil alandayken bedeni, duyguları ve hareketleri bir düzen içindedir. Dengelidir, kontrol altında hisseder ve kendini iyi idare eder. Hüsran, üzüntü, korku, kızgınlık ya da kaygı gibi negatif duygularla karşı karşıya kalsa bile kontrolünü kaybetmez.

Bazen de duygu yoğunluğu tahammül penceresini aşar ve “KIRMIZI ALAN”a girer. Bu alana girerken vücut sinyaller verir. Nefes alış verişi değişir, gözleri kısılır, ellerini yumruk yapar vs. Yani otonom sinir sistemi aşırı uyarılma durumuna geçer. Alt kat beyni, duyguların ve bedenin kontrolünü ele geçirir. Bağırma, ısırma, saldırganlık, ağlama gibi tepkiler vermeye başlar. Bir anlamda Hayır Beynine geçer. Kontrol kendinde değildir. Bu alana girme belirtileri çocuğa öğretilip üzerinde çalışılabilir.

Bazen çocuklar üzülür ama kırmızı alana geçmez. Denge yoksunluğu çocukları “MAVİ ALAN”a götürür. Negatif durumlara tepkisini kendini kapatarak gösterir. Hareketsiz kalma, don ya da bayıl üzerine kuruludur. Dereceleri olmakla birlikte ileri vakalar dissosiyasyon adı verilen konuma girer. Bu durumdaki bir çocuk hislerini düşüncelerinden ve hatta bedensel duyularından ayırarak tam bir iç bağlantısızlık halini yaşar. Genelde bir travma öyküsü varsa bu durum gerçekleşir. Mavi alan tepkiler dışavurumun aksine içe dönüktür. Kırmızı alan ise otonom sinir sisteminin hiper-uyarılma hali olduğundan mavi alan hipo-uyarılma hali olarak yorumlayabiliriz. Bu durumda firen pedalı şu şekilde işler: Bayılma tepkisi iç fizyolojinin kapanmasıdır ve donup kalma hali de dışa dönük hareketlerin sonlandırılmasıdır. Çocuklar, içinde bulundukları rahatsız edici, korkutucu ya da tehlikeli durumdan bir kaçış yolu bulamadıklarında mavi alana girerler.

Yazarlar burada ebeveynlerin yapması gereken iki şey olduğundan bahsetmişler:

  1. Çocuklar üzüldükleri zaman bile onların yeşil alanda kalabilmelerine yardımcı olmak
  2. Zamanla yeşil alanlarının genişlemesine yardımcı olmak

Kitapta, çocuğunuzun durumunu anlamanız için soru örnekleri verilmiş. Çocuğumuzun daha dengeli (dayanıklı, nazik ve etik) olmasına yardım etmenin temelinde, onunla olan bağlantımızın yattığı, her şeyin her zaman ilişki kurmakla başladığı belirtilmiş.

Bütünleşmenin, farklı parçaların bağlantı içine girmesiyle aktif hale geleceği belirtilen kitapta, bütünleşmenin temel özelliğinin, farklılıkları korurken, bu farklılıkları yok etmeyecek bağlantılar kurabilmek olduğu belirtilmiş.

Bütünleşme spektrumunun en uç noktalarından birinde, ailelerin çocuğun duygu durumuna o kadar farklılaşır ki sonunda çocuklarından uzaklaşırlar uyarısı yapılmış. Çocukların duygularına ilgisiz kalmalarının sonucunda, duygusal bir dengesizliğe karşı tepkileri ya önemsememe ya da çocuklarını hissettiklerinden dolayı eleştirme olacağı, bununda çocukları gelişimsel olarak hazır olmadan, sorunlarıyla kendi başlarına başa çıkmak zorunda bırakacağı belirtilmiş:

Genelde çocuklarımızı ve duygularını ayıpladığımızda ve küçümsediğimizde, onlara ne kadar zarar verdiğimizin farkında olmayız. Onların dikkatini dağıtma, duygularını inkar etme ya da basite indirgeme gibi tavırlar sergilediğimizde; onları suçlayıp üzerine bir de nasihat çektiğimizde; kendimizi geri çektiğimizde ya da onları susturup hissettikleri yüzünden utanmalarına yol açtığımızda; çocuklarımızı sağlıklı ve insani duygular içine girdikleri ve içeride hissettiklerini dışa vurarak ifade ettikleri için çocuklarımızı açıkça cezalandırmış oluruz. Bu durum çocukların duygularının köreltilmesine yol açar. Onlara duygularını ve deneyimlerini paylaşmamaları gerektiğini öğretmiş oluruz.

Kitapta ayrıca, bir ebeveyn olarak bizim görevimizin çocukları güçlükler ve rahatsız edici hislerden kurtarmak olmadığı da hatırlatılıyor. Bir de uyarı yapılmış:

Çocukların hayatında her saniyelerinin planlı olmadığı ya da ödevler ve diğer planlı aktivitelerle dolu olmadığı, sadece çocuk olabilecekleri anlara ihtiyaçları vardır.

Kitapta oyun oynamanın önemi üzerinde de fazlasıyla durulmuş. Fareler üzerinde yapılan bir deneyden bahsedilmiş. Üst beyinde işlevsel sorunlar olduğunda, hafıza ve öğrenme gibi bilişsel becerilerde sorunlar yaşayan fare, oyun oynamaya devam edebilmekte ve bu da oyun oynama ihtiyacı ve dürtüsünün çok derinlerden geldiğini gösterdiği, bu dürtünün hayatta kalma ve bağlantı kurma gibi beynin alt kat faaliyetleri arasında yer aldığı belirtilmiştir. Bu alt bölgelerin, üst bölgelerin gelişimini de doğrudan etkileyebildiği ve bu sayede bütünleşik beyin gelişimine imkan sağladığı söylenmiştir. Bir başka araştırma ise ölüm cezasına çarptırılan katiller üzerinde yapılmış. Çocukluk süreçleri karşılaştırıldığında iki temel benzerlik açığa çıkmış: Çocukken bir şekilde istismar edilmişler ve oyun oynamaktan mahrum bırakılmışlar.

Sağlıklı bir Evet Beyni dengesinin nasıl oluşturulacağına ilişkin kendimize sormamız gereken bazı sorular eklenmiş kitaba:

  • Çocuğum sıklıkla yorgun ya da huysuz görünüyor mu; ya da baskı altında olmak veya kaygılı olmak gibi diğer dengesizlik belirtileri sergiliyor mu? Çocuğum stresli mi?
  • Çocuğum oyun oynamak ve yaratıcı olmak için zaman bulamayacak kadar meşgul mü?
  • Çocuğum yeterince uyuyor mu? (Bir çocuk fazlaca aktiviteye katılıyor ve ödevlerini ancak yatma saatinde yapabiliyorsa bu bir sorun demektir.)
  • Çocuğumun programı arkadaşları ya da kardeşleri ile vakit geçirmesine engel olacak kadar yoğun mu?
  • Hepimiz düzenli olarak birlikte akşam yemeği yiyemeyecek kadar meşgul müyüz? (Her öğünde birlikte olmak zorunda değilsiniz ama nadiren beraber yemek yiyorsanız, bu konu üzerine düşünmeniz gerekir.)
  • Çocuklarınıza sürekli olarak “acele et” diyor musunuz?
  • Kendiniz fazlaca aktif ve stresli olduğunuz için çocuğunuzla olan etkileşimlerinizin büyük çoğunluğu da tepkisel ve sabırsız mı?

Bu sorulara bir ya da daha çok Evet dediyseniz, çocuğunuzun fazlaca meşgul olduğunu düşünmelisiniz uyarısını yapıyor yazarlar.

Dengeyi destekleyen evet beyin stratejileri ise şu şekilde sıralanmış:

Dengeli Bir Beyin İçin #1 No.lu Evet Beyni Stratejisi: ZZZ’leri Arttırın: Bu bölümde uykunun önemi üzerinde durulmuş. Yaşlar itibariyle uykuya olan ihtiyaç tablosu verilmiş. Uykuyu bozabilecek durumlardan bahsedilmiş.

Dengeli Bir Beyin İçin #2 No.lu Evet Beyni Stratejisi: Sağlıklı Bir Zihin Tabağı Servis Edin: Bu bölümde, beynin dengede olabilmesi için günlük 7 temel zihinsel aktiviteden bahsedilmiş.

  • Odaklanma zamanı
  • Oyun zamanı
  • Bağlantı zamanı
  • Fiziksel zaman
  • İçeride geçen zaman
  • Sakin zaman
  • Uyku zamanı

Kitap, tüm bu maddeler içinde akademik mükemmeliyet ve başarıya, diğer her şeyden fazla vurgu yaptığımızda, çocuğumuz başka ne yaparsa yapsın yeterince iyi olamayacağını düşüneceği konusunda uyarıyor.

Kendimiz için dengede olmak bölümünde de, bizim bu konuda dikkat edeceğimiz konulara vurgu yapılmış ve şöyle bitirilmiş:

Çocuğunuzun refahı ve gelişiminden sorumluyken dengeli bir beyin sahibi olmayı başarmak her zaman için kolay bir iş değildir. Fakat dengeli olmak için hedefler koydukça ve kendiniz için Evet Beyni yaklaşımını uyguladıkça, bakımından sorumlu olduğunuz kişilere de bu yaklaşımı yansıtabilirsiniz.

Evet Beyni yaklaşımının 2. temek özelliğinin Psikolojik Dayanıklılık (Resilience) olduğu söylenen kitapta, ana odağımızın, çocuğumuz güçlük çekerken söz konusu kötü davranışı ortadan kaldırmak kırmızı ve mavi alanın getirdiği kaosla katılığı bertaraf etmeye çalışmak değil, bir dahaki sefere böyle bir durumla başa çıkabilmeleri için onlara ne tür beceriler kazandırmamız gerektiği olmalıdır denilmektedir. Psikolojik Dayanıklılık şöyle ifade edilmiş:

Hayatın güçlüklerine yaklaşırken yaratıcı olabilmek ve elimizdeki araçlar sayesinde bu güçlükleri aşıp sağlam ve net kalabilmektir. Bütün mevzu algılama ve tepkisel olma arasındaki ikileme uzanıyor aslında. Tepkisel yaklaşım sergilemek, psikolojik dayanıklılığın önünde bir engeldir. Algılamak ise dayanıklılığı destekler.

KISA VADELİ AMACIMIZ: DENGE (yeşil alana geri dönebilmek)

UZUN VADELİ AMACIMIZ: PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK (yeşil alanı genişletmek)

Çocukların olumsuz duygularla karşılaşmasının, tahammül pencerelerinin genişlemesinin bir yolu olduğu söylenen kitapta, hayal kırıklığı, kaybetme, başarısız olma gibi durumların, metanet ve azmi geliştireceği vurgulanmış. Bizden alması gereken mesaj ise, “senin yanındayım. Sen bunun üstesinden gelebilirsin. Zor olduğunu biliyorum ama yapabilirsin. Ben buradayım.”

Dayanıklı Bir Beyin İçin #1 No.lu Evet Beyni Stratejisi: Çocuklarınıza 3G Altında Olduklarını Hissettirin.

  • Güvende
  • Görünür
  • Gönlü Sakin

Çocuğunuza (kusursuz olmasa da) ilgi göstermekle ve kendilerini biriyle bağlantılı ve güvende hissetmelerini sağlamakla ona sadece daha mutlu olma şansı değil aynı zamanda kendini tamamlanmış hissetme ve duygusal, ilişkisel ve akademik açıdan daha başarılı olma şansını da vermiş olursunuz.

Dayanıklı Bir Beyin İçin #2 No.lu Evet Beyni Stratejisi: Akılgözüyle Görme Becerilerini Öğretin.

Akılgözüyle görmenin 3 özelliği:

  • İçgörü: Kişinin kendi zihnini anlamasına odaklanır.
  • Empati: Bir başkasının zihnini anlamakla ilgilidir.
  • Bütünleşme: Farklılık gösteren parçaları birbiri ile bağlantılı hale getirerek birlikte çalışmalarını sağlamaktır.

İçgörüyü ayrı bir bölüm olarak işlemiş yazarlar. Duyguların önemli olduğundan, ancak bizim duyguları yaşarken onların farkında olmamamızın sorun olduğundan bahsedilmiş. İçgörünün bize güç vereceğinden, bu sayede duygularımız ve yaşadıklarımız karşısında çaresiz kalmayacağımız; yıkıcı ve bilinçsiz dürtülerimizi körü körüne kovalamak yerine iç dünyamızda neler olup bittiğine bakabileceğimiz ve bilinçli, odaklı karar alabileceğimiz belirtilmiş.

Kendi içimizde neler olup bittiğine bakmaktan bahsederken asıl anlatmak istediğimiz, o anda hissettiğimiz duyguları tanımlamak ve onları kabullenmek; bunu yaparken de söz konusu duygulara verdiğimiz tepkileri gözlemlemektir.

Kitapta durmanın gücünden bahsedilmiş. Hararetli bir anda durmak ve seyirci pozisyonuna geçebilmenin içgörüyle ilişkisi üzerinde durulmuş.

İçgörü, sadece kendi iç dünyalarını ve duygularını anlamaları değil aynı zamanda duygu ve davranışlarını regüle edebilmeleridir.

İçgörü Sahibi Bir Beyin İçin #1 No.lu Evet Beyni Stratejisi: Acıyı Yeniden Resmedin.

Bireylerin yaşadıkları deneyimlerden yola çıkarak pozitif bir geçiş yapması ve bu sayede hem travmanın hem de diğer zorluklarının üstesinden gelebilmesini anlatan teknik bir terim var: “Travma sonrası büyüme.”

Burada da durup içimize bakmanın, bir olayla ilgilenirken stresin kaçınılmaz olduğunu içgörü sayesinde yeniden resimlemenin, olumsuz bir çıktıyı etkisiz ya da olumlu bir sonuca döndürebilmeye yardımcı olacağı belirtilmiş.

İçgörü Sahibi Bir Beyin İçin #2 No.lu Evet Beyni Stratejisi: Kırmızı Volkan Patlamasından Kaçının.

Çocuklarımızın duygularını yaşamalarının ve bedenlerindeki değişimleri anlamaya açık olmalarının iyi olduğunu bilmesi, fakat bunlarla beraber içgörülerinin gelişmesini ve sempatik sinir sistemi uyaranları tetikleyip onları son sürat Kırmızı Volkanın zirvesine iterken olan biteni farkına varmalarını istediğimizi belirten yazarlar, bu farkındalığın, uyaran ve tepki arasında bir an için durmalarını sağlayacağı, aksi halde kırmızı alana girip patlama yaşayacağı belirtilmiş.

Kişinin kendisi için içgörü geliştirmesi bölümü ise şöyle bağlanmış:

Geçmişimize bakarak dürüst olma cesaretini bulursak ve kendi hikayelerimizi açık ve tutarlı bir şekilde anlatabilecek içgörüyü geliştirirsek geçmiş yaralarımızı iyileştirmeye başlayabiliriz. Böyle yaparak kendimizi çocuklarımızla kuracağımız güvenli bağlanmaya hazırlarız. Böylesi sağlam ilişkilerde çocuklarımızın hayatları boyunca psikolojik dayanıklılık kaynağı olarak kullanacakları temellerden biri olur.

Akılgözünün bir diğer özelliği Empati hakkında da bir bölüm ayrılmış. Bütünleşmeyi sağlayacak bir empati kurmanın öneminden bahsedilirken, empati ile başka birisinin hissettiklerini hissedebildiğimiz, ama o insana dönüşmediğimiz vurgulanmış. Eğer farklılaşmayı başaramazsak, empatinin yorucu bir hal alacağı ve hatta tükenmişliğe yol açacağı söylenmiş. Küçük yaşlarda görülen benmerkezciliği ise gereksiz yere büyütmememiz konusunda uyarıda bulunulmuş. Bir başka uyarıyı ise empatinin ne olmadığı konusunda yapmış yazarlar. Kendiniz pahasına başkalarını memnun etmeye çalışmanın empati olmadığı söylenmiş. Empatinin pek çok boyutu olduğunu, çocuklarımıza empati kurmayı öğretirken, konunun sadece insanların neler hissettiğini ve ne istediklerini anlamaktan ibaret olmadığı, aynı zamanda o insanları önemsemekle de ilgili olduğunu vurgulamamız gerektiği belirtilmiş.

Yazarlar Empati Pırlantası adında, empatinin farklı yüzlerinden bahsedilen bir kavramdan bahsetmişler. Başkalarını önemserken ve onların acılarına yanıt verirken kaç farklı yolu kullanabileceğimiz gösterilmiş.

Empati Pırlantası:

Bakış açısı kazanmak: Dünyayı bir başkasının gözleriyle görmek

Duygusal rezonans: Bir başkasının neler hissettiğini hissetmek

Bilişsel empati: Bir başkasının yaşadığı deneyimi anlamak ya da kavramsal olarak ayırdına varmak

Sevgi dolu empati: Acı çektiğini hissetmek ve bu acıyı azaltmayı istemek

Empati ile gelen neşe: Bir başkasının mutluluğu, başarıları ve genel anlamda iyi olması üzerinden mutluluk duymak ve keyif almak

Empati konusunda istediğimizin, çocuklarımızın beyninde nöronal aktifleşmeyi ve büyümeyi uyarmak olduğunu söyleyen yazarlar, ilgi nereye yönelirse, nöronların orada harekete geçeceğini belirtmiş.

İnsanların doğuştan benmerkezci olma eğiliminde olduklarını söyleyen yazarlar, “Benmerkezci Duygusal Yanlılık (EEB)” adında bir yapıdan bahsetmişler. Bizim dünyayı görüş şeklimizin genellikle diğer insanlarınkiyle aynı olduğunu düşünmemize yol açan bu yapı nedeniyle karar alırken izlediğimiz yaklaşımın bu yönde olduğu belirtilmiş.

Kendi bakış açımızın, bir diğerinden daha iyi olduğunu varsaydığımız ya da başka birininkine göre daha üstün veya daha “doğal” olduğunu düşündüğümüz zaman, o insana saygı duymamız ya da onu önemsememiz güçleşir. Bunun sonucunda da ikimiz arasında anlamlı bir ilişki kurulması mümkün olamayacağı gibi tatmin edici bir diyalog kurmamız da zorlaşır.

Büyümenin bir parçası da içimizden gelen ve otomatik olarak devreye giren EEB eğiliminin üstesinden gelme kabiliyetini geliştirmektir. Şanslıyız ki beynimizde bir bölümün rolü, beyin içi devrelerin tümünü birbirine bağlamaktır ve bu sayede bizim benmerkezci tavırlarımızın gereğinden fazla olduğunu fark edip bunun üzerine biraz düşünmemize yardımcı olur. Bu bölüme sağ supramarjinal girus (rSMG) adı verilir ve tahmin edeceğiniz üzere üst beyinde ikamet etmektedir.

…..

rSMG düzgün çalışmadığında ya da çocuklarda olduğu gibi henüz gelişmediğinde, kişi çoğunlukla kendi hislerini ve yaşadıklarını başkalarına yansıtma eğiliminde olur.

Tüm bunların yanında empati kurmanın öğrenilebilen bir beceri olduğu ve güçlendirilebileceği de belirtilmiş.

Önemseyen Bir Beyin İçin #1 No.lu Evet Beyni Stratejisi: “Empati Radarı”na ince ayar yapın.

Burada “merak ediyorum, neden böyle tepki gösterdi acaba?” ya da “Sence sürekli onunla alay edilmesi nasıl bir duygu?” gibi sorularla, diğer insanların yaşadıklarını düşünme eylemine sokmak, rol canlandırmaları yapmak, duygusal akıl okumaya yönlendirmek gibi öneriler verilmiş.

Önemseyen Bir Beyin İçin #2 No.lu Evet Beyni Stratejisi: Bir empati dili oluşturun.

Ben diliyle konuşmak, acı çeken birine sevgi göstermek, dinlemek, yanında olmak, hislerini paylaşmak gibi öneriler sunulmuş.

Önemseyen Bir Beyin İçin #3 No.lu Evet Beyni Stratejisi: İlgi çemberini genişletin.

Burada önerilen ise, çocukların yakın çevresi dışındaki insanlarla ilgilenmesi için ortam yaratmak. Evsizler, farklı yapıda ailelerde büyüyen çocuklar, uluslararası topluluklar gibi başka yaşam şekillerini farketmelerinin ve ihtiyaçlarını görmelerinin sağlanması önerilmiş.

Empati konusunda son olarak da kendinle empati kurmaktan yani öz şefkatten bahsedilmiş.

Kristin Neff Self-Compassion (Öz Şefkat) adlı kitabında, öz şefkatin üç temel unsurunu tanımlar: Farkında olmak, önemsemek ve daha büyük bir insan kalabalığının bir parçası olduğunun ayırdına varmak. Siz empatinin bu üç unsurunu besleyip yetiştirdikçe kendi içinizde bir nezaket ve sevgi yeşertirsiniz ve bu süreci çocuğunuza da öğretebilirsiniz.

Evet Beyni Başarısı

Çocuklarımızın kendileri gibi kalması ve bu esnada onların dünya ile etkileşimlerinde dengeli, psikolojik olarak dayanıklı, içgörü sahibi ve empati kurabilen bireyler olma becerilerini geliştirebilmesi için onlara yardımcı olmak.

Bu başarı için yapmamız gereken ilk adımın, çocukları oldukları gibi kabul edip onurlandırmak olduğunu söyleyen yazarlar şöyle devam ediyor:

Hayır Beyni durumundaki tepkisel yaklaşım, merak kanallarını kapatır ve çocukları, onların içinde yanan ve ışıltılarının kaynağı olan o ateşi söndürmekle tehdit eder. Evet Beyni yaklaşımı ise bunun aksine esnek koşullar yaratır, psikolojik dayanıklılık ve güç sağlayarak insanın içindeki o eşsiz ateşin alevlenmesi ve büyümesi için gerekli ortama zemin hazırlar.

Kitapta Yunanca Eudaimonia kavramından bahsedilmiş. İnsanın içindeki ateşi onurlandırmak olarak tanımlanan bu kavramın tam bir Evet Beyni tanımlaması olduğu ifade edilmiş.

“Kendi gerçekliklerine dokunabilen insanlar, benzer özellikler taşır. Hepsi de eşit derecede nazik ve güçlüdür. Başkalarının onlar hakkında neler düşündüğü konusunu fazlaca kafalarına takmazlar ve etraflarındaki insanların iyilikleri için büyük endişe duyarlar. Kendilerine o kadar yakındırlar ki bu sayede dışarıdaki herkese karşı açık olmayı başarabilirler.”

Elizabeth Lesser

Ebeveynlikte Evet Beyni yaklaşımının, çocuklarımızla birlikte olma hali olduğu ve onların kendi iç özleri ile temasta kalarak gerçek bir iç pusula geliştirmeleri için onlara yardımcı olmak olduğu ifade edilirken, onlara kurmayı hayal ettiğimiz cümleyi şöyle belirtilmiş:

“Eninde sonunda, özünde var olan kişinin bu hayatta en çok güvenebileceğin kişi olduğunu bütün beyninle anlayacaksın.”

Dış kaynaklı başarı beklentilerinin çocuklarda oluşturacağı baskı üzerinde de duran yazarlar Evet Beynini, dışarıdan birilerinin dayattığı ve çocuğunuzun kişiliği ya da istekleri ile örtüşmeyen bir varış noktasına değil de yolculuğun kendisine odaklanma olarak tanımlıyorlar. Özellikle ergenlerin daha kaygılı, stresli ve her zamankinden daha depresif olduklarını belirterek durumlarını şöyle ifade ediyor:

Belirsizlikle dolu bir dünyaya bakarak, Evet Beyni becerileri olan denge, psikolojik dayanıklılık, içgörü ve empatiyi kazanmadan, yalnızca dış kaynaklı başarılara imza atarak üniversite eğitimi için evden çıktıklarında, gerçek dünyada onları bekleyen güçlüklerle baş edebilmeleri için hiçbir donanıma sahip olmayacaklardır.

Çocuğun içindeki ateşi canlı tutmanın önemine vurgu yapılan kitapta, bununla ilgili kendimize sormamız gereken sorulara yer verilmiş. Sonrasında ise çocukların Evet Beyni yaklaşımı geliştirebilmeleri için, onlara yardımcı olmak üzere iki hedeften bahsedilmiş:

1. Her bir çocuğun, bizim ihtiyaç, istek ve tasarımlarımızı onlara empoze etmeden; bir birey olarak kendilerini gerçekleştirmelerine müsaade etmek.

2. Çocuklarımızın bir takım beceriler geliştirmeye ihtiyaç duyduğu anları gözlemleyip onların bu alanlarda gelişip ilerlemesi için gerekli olan araçları geliştirmek.

Evet Beyni yaşantısı ise şöyle tariflenmiş:

Bu hedeflere odaklanıp her çocuğun içinde yanan o ateşi onurlandırabilirsek ve bunu yaparken de onlara iç pusulalarını geliştirmek ve hayatta başarılı olmak için gerekli becerileri öğretebilirsek; mutluluk, anlam ve önem dolu bir yaşamı mümkün kılacak bir çevre de yaratmış oluruz. İşte buna Evet Beyni yaşantısı denir.

Kitabın sonu ise, kitabı özetleyecek şekilde bağlanmış:

Günün sonunda eudaimonia ve gerçek başarının kaynağı bellidir: Çocuklara kendilerine tanıma fırsatı vermek ve kendi istek ve tutkularını takip ederek zengin ve dolu dolu bir yaşam sürmelerini sağlamak. Denge içinde yaşama kabiliyeti, güçlükler karşısında dayanıklı olabilme becerisi ve başkalarını önemseyip onlara ilgi gösterebilme yetisi kazanmalarına destek olun. Denge. Psikolojik dayanıklılık. İçgörü. Empati. Bu özelliklere sahip olmaları, Evet Beyni yaklaşımının aşılanması ile mümkün olabilir.

Kitabın son sayfaları, buzdolabı notları diye, kitabın özet bilgilerine ayrılmış 🙂 Yani benim yazdıklarım yerine oraya göz atmanız da yeterli olabilir 🙂 Ama ben gene de bu kitaptan aklımda neler kaldı, onları da bir yazayım 🙂

  • Evet Beyninin ögeleri: Denge, Psikolojik Dayanıklılık, İçgörü, Empati
  • Evet Beyni başarı odaklı değil, karakter geliştirme odaklı
  • Görevim oğlumu zorluklardan ya da güçlü duygulardan korumak değil, bunlarla başedebilecek donanımı sağlamak
  • Oğlumu olduğu gibi kabul etmeliyim (bu oldukça zor)
  • İçindeki ateşi söndürmemeye çalışmalıyım.

Sanırım günün sonunda herşey duyguda birleşiyor. Çocuğun duygusuna önem verdiğinde, ona kendini ifade etmesi için alan açtığında, yanında olduğunu hissettirdiğinde Evet Beyinli bir çocuk yetiştirmiş oluyorsun. Ama bu kolay bir iş değil. Öncelikle yaşadığımız ülkede, bu eğitim sisteminde başarı odaklı olmamak, yaşanılan stresleri çocuğa geçirmemek, hele ki şu pandemi döneminde ne kadar mümkün olur bilemiyorum. Gene de denemeye değer…

Kitabın Künyesi:
Evet Beyinli Çocuk
Yazan : Daniel J.Siegel & Tina Payne Bryson
Çeviren: Rabia Taş
Yayınevi : Diyojen
Sayfa Sayısı : 263

İlgili Yazılar :

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to Evet Beyinli Çocuk

  1. Geri bildirim: Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk | Oğlumu Büyütürken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s