Anne Baba ve Çocuk Arasında

DSC04309-001Yağız doğduğundan beri pek çok gelişim kitabı okudum. Sanırım en yakın bulduğum kitap bu oldu. 1965 Yılında basılmış olan bir kitabı bunca yakın bulmam şaşırtıcı. Duyduğum öfke hakkında suçluluk hissetmemem gerektiğini söyleyerek biraz içime su serptiğinden olsa gerek 🙂 Bu yönüyle OSHO‘yu hatırlatsa da, onun gibi bunu bağırarak dışa vurmak yerine, başka şekillerde göstermem gerektiğini anlatıyor. İkisinin ortak noktaları ise, öfkeliyken bunu saklayarak çocukları kandırmamamız gerektiği yönünde.

Kitap “İletişimin Şifresi: Ebeveyn-Çocuk Sohbetleri” konusuyla başlıyor. Bu bölümde çocukların soru sorarken aslında direkt olarak cevabı değil, o olayın kendi içindeki bir çıkmaza, kaygıya nasıl çözüm olacağını aradığını söylüyor. Mesela terkedilmiş kaç çocuk olduğunu sorduğunda, asıl öğrenmek istediğinin kendisinin de başına gelip gelmeyeceği olduğunu belirtiyor. Bazende kızgınlık ve şikayet ettiklerinde duymak istediklerinin mantıklı cevaplar değil, duygularının kabul gördüğünü anlamaları olduğunu vurguluyor:

Çoğu ebeveyn, çocukların şikayetlerinin yersizliğini, algılarının yanlışlığını onlara kanıtlamaya çalışmanın hiç bir işe yaramayacağının farkında değildir. Böyle yapmak yalnızca tartışmalara ve öfkeli duygulara neden olur.

Çocukların davranışlarına değil, duygularına karşılık verilmesi gerektiğini söyleyen yazar:

Birçok çocukluk sorusunun ardında içini rahatlatma arzusu yatar. Bu tür sorulara en iyi cevap, ilişkimizin sürekli olacağı yolunda güvence vermektir.

Bir çocuk, bir olaydan bahsettiğinde, olayın kendisine değil de, bu olayın etrafındaki duygulara karşılık vermek daha fazla işe yarar.

Bir çocuk, bir arkadaşıyla ya da bir öğretmeniyle ya da hayatıyla ilgili bir sürü şikayetle eve geldiğinde, gerçekleri soruşturmaya ya da olayı doğrulamaya çalışmak yerine yapılacak en iyi şey; çocuğun içinde bulunduğu ruh haline karşılık vermektir. 

Bu kitaba göre duyguların insan hayatının doğal bir parçası olduğunu anlamalarını sağlamak, biz ebeveynlerin görevi.

Yalnızca davranış kınanabilir ya da övülebilir. Duygular yargılanamaz ve övülemez. Duyguların yargılanması ve hayal gücünün kınanması, hem kişisel özgürlüğe hem de akıl sağlığına zarar verir.

Çocuklarımıza ne hissettiklerini öğrenmenin, neden hissettiğini öğrenmekten daha önemli olduğunu vurgulayan yazar, böylece daha az zihinsel karışıklık yaşayacaklarını belirtmiş.

Kelimelerin Gücü adlı bölüme, psikoterapide yargılayıcı ve değer biçici övgülerden kaçınılması, onay kaynağının başkaları değil, kendileri olması hususunda övgünün baskısında kurtarılmaları gerektiği belirtilerek başlanmış. Doğru övgünün kişiliğine ya da zekasına değil, çabasına ya da başarısına yapılması gerektiği vurgulanmış.

Çoğu ebeveynin çocuklarına yanlışlarını göstermeyi tercih ettiklerini, ancak, çocukların özgüvenlerini geliştirmek için, olumlu yönlerini vurgulayarak küçültücü yorumlardan kaçınılması gerektiğini belirten yazar, ayrıca çocukların ebeveynlerinin gerçek duygularını  yansıtan kelimeleri duymak isteyeceklerini söylemiş.

Çocuk yetiştirme konusunda en büyük eksikliğim olduğunu düşündüğüm öfke kontrolü konusunu da irdeleyen yazar, bir nebze yüreğime su serpti 🙂 Çocuklara zarar vermemek adına içimizde tuttuğumuz öfkenin aslında doğal olduğu, bunun kabul edilerek hazırlıklı olunması gerektiği belirtilirken, huzurlu bir evin patlamalardan önce gerilimi azaltan yöntemler üzerinde düzenli olarak tartışmaya ve görüşmeye bağlı olduğu anlatılmış:

Çocuk eğitiminde, anne ve babanın öfkesinin önemli bir yeri vardır. Aslında, bazı anlarda öfke duymama, çocuğu iyiliğe değil, yalnızca kayıtsızlığa sevk eder. Öfke duymamaya çabalayanlar, öfkeden tamamen kaçamazlar. Bu çocukların öfke ve şiddet seline karşı koyabileceği anlamına gelmez. Yalnızca çocukların öfkeye dayanabilecekleri ve “tahammülümün sınırları var” diyebilmeleri anlamına gelir. 

Öfkeyle başa çıkmaya hazırlanmak için kabul etmemiz gereken gerçekleri sıralamış yazar :

  1. Çocuklarla ilgili olarak bazen öfkeleneceğimizi kabul ederiz.

  2. Suçluluk duymadan ya da utanmadan öfkelenme hakkına sahibiz.

  3. Ne hissettiğimizi ifade etmeye hakkımız var. Öfke duygularımızı, çocuğun kişiliğine ya da karakterine saldırmamak şartıyla ifade edebiliriz.

Aslında kitabın pek çok yerinde çocukların da bizim gibi oldukları anlatılıyor. Eşimize, arkadaşımıza, patronumuza nasıl davranıyorsak, çocuklarımıza da öyle davranmamız gerektiği ifade ediliyor.

Canları sıkkın olduğunda, çocuklara mantıklı düşüncelerle yaklaşamayız. Çocuklar öfkeliyken, yalnızca duygusal yakınlığa yanıt verirler.

Tıpkı bizler gibi değil mi?

Yazar bu bölümü, sözlerin gücünden bahsederek tamamlamış.

Çocukların çabalarına dikkat çektiğimizde ve bu çabaları takdir ettiğimizde, onların umut ve güven içinde yetişmelerine yardım etmiş oluruz. Tam tersine, çocuğa değer biçtiğimizde ise, kaygıyı ve direnmeyi harekete geçiririz. Olumsuz sıfatların (tembel, aptal, kötü) çocuklara zarar vereceği gün gibi ortadadır; olumlu sıfatların (iyi, mükemmel, en iyi) bile sakatlayıcı olabilmesi hayret vericidir.

Yanlış bir şey yapmanın doğru bir yöntemi olmadığını söyleyen yazar, bazı disiplin methodlarını eleştirmiş.  Rüşvetler (eğer-o zaman), vaatler, sözlü saldırı, yalana zemin hazırlamak gibi yöntemlerden uzak durmak gerektiği vurgulanırken sorun çözmenin en etkili yolu şöyle özetlenmiş :

En etkili çözüm, değerlerimizi ifade eden net cümleler kurmaktır. Cevabını bildiğimiz sorular sormamalıyız. Çocukların yaramazlıklarıyla başa çıkma yolları da çocuk ile ebeveyn arasındaki sevgiyi derinleştirir.

Sorumluluğun empoze edilemeyeceğini söyleyen yazar :

Sorumluluk, yalnızca içerden gelişebilir, evde ve topluluk içinde benimsenen değerlerden beslenir ve bu değerler tarafından yönlendirilir. Olumlu değerlerde sabitlenmeyen sorumluluk, antisosyal ve yıkıcı olabilir. 

Ne yapacağı sürekli söylenen çocukların, seçim yapma ve ahlaki standartlarını geliştirme fırsatlarını yeterince elde edemediklerinden, sorumsuz kararlar alabilmelerinin mümkün olduğu ifade edilen kitapta, değerlerin de doğrudan öğretilemeyeceği, ancak model alınma yöntemiyle özdeşleşilebileceği vurgulanıyor.

Sorumluluk duygusunun yerleşmesinin öncelikle duyguları kabul etmek ve bu duygularla başa çıkma yöntemlerini göstermeyle olacağı söylenilen kitapta, işe yaramayan şu ifadelerin kullanılmaması gerektiği söylenmiş :

REDDETME : Gerçekten öyle demek istemedin; küçük kardeşini sevdiğini sen de biliyorsun.

İNKAR ETME : Bu sen değilsin, sadece kötü bir gün geçirdiğin için biraz üzgünsün.

YASAKLAMA : Bir kez daha “nefret” kelimesini ağzına alırsan, hayatının tokadını yersin. İyi bir çocuk böyle şeyler hissetmez.

SÜSLEME : Kardeşinden gerçekten nefret etmiyorsun- belki hoşlanmıyor olabilirsin. Bu evde birbirimizden nefret etmeyiz, yalnızca birbirimizi severiz.

Uzun vadede sorumluluk yerleştirmek için, çocukların davranışları yerine, davranışı harekete geçiren duyguya karşılık vermenin gerekeceğini söyleyen yazar, eleştirmeyen ve kınamayan kelimelerle yaklaştığımızda, bu duyguları anlayabileceğimizi söylüyor.

Ödev konusunda da tam da düşündüğüm gibi öneride bulunmuş yazar, ama sanırım bunu benim değil, öğretmenlerin okuması gerekiyor 🙂

Ebeveynlerin tavırları, birinci sınıftan itibaren, ev ödevinin kesinlikle çocuk ve öğretmenin sorumluluğunda olduğunu ifade etmelidir. Ebeveynler, ev ödevi için çocuğu sıkıştırmamalıdırlar. Çocukların talebi dışında, ebeveynler ödevi denetlememeli ve kontrol etmemelidirler.

Amacımızın, çocuklara bizden bağımsız olarak başarı ya da başarısızlıklardan kendilerinin sorumlu olduklarını hissettirmemiz olması gerektiğini söyleyen yazar, aynı zamanda ebeveynlerin, çocuklarının duygu ve fikirlerine  saygı duyduklarında, çocukların ebeveynlerinin arzularını dikkate almalarının mümkün olacağını söylüyor.

Müzik eğitimi konusunda da şunları belirtmiş yazar :

Çocuklukta müzik eğitiminin temel amacı, duyguların etkili bir şekilde dile getirilmesi fırsatını sağlamaktır. Çocuğun hayatı sınırlamalarla, düzenlemelerle ve düş kırıklıklarıyla o kadar doludur ki, bunlardan kurtulması çok önemlidir. Müzik, en iyi çıkış yollarından biridir: Müzik, öfkeden uzaklaşmayı, neşeyi ve gerilimin sona ermesini sağlar. 

Çocukların yaşadıkları zorlukların, ebeveynleri tarafından anlaşıldığını bilmelerinin onları cesaretlendireceğini söylerken iyi bir ebeveyni de çocuklarının bağımsızlık kazanmasını sağlayan ebeveyn diye tanımlamış yazar.

Disiplin bölümü, cezaya etkili alternatifler bulmak gereğiyle başlıyor. Empati ve ebeveynin çocuğunun ne hissettiğini anlamasının, çocuk yetiştirmede önemli ve değerli bir unsuru olduğunu vurgulayarak devam ediyor.

Çocukların cezalandırıldıklarında, daha itaatkar ya da sorumlu olmaya değil, daha dikkatli olmaya karar vereceklerini söyleyen yazar çok doğru bir tespitte bulunuyor.

Kitapta, ebeveyn tutumları, etkili ve etkisiz disiplin yöntemleri ayrıntılarıyla anlatılırken, disiplinin üç alanından bahsedilmiş: Cesaret, izin ve yasak. Çocuk davranışlarını üçe ayıran yazar, birinci bölümün istenilen ve onaylanan davranışlardan oluştuğunu, ikinci bölümün onaylanmayan ancak çeşitli nedenlerle tolere edilebileceğini, üçüncü bölümün ise kesinlikle tolere edilemez, durdurulması gereken davranışı yapsadığını söylemiş. Üçüncü alanın yasaklayıcı olması gerektiği kadar birinci alanında müsaade edici olması gerektiği vurgulanmış. Sınırların çocuklara verdiği mesejı da şöyle ifade etmiş yazar :

İsteklerinden korkman gerekmez. Çok ileri gitmene izin vermem.

Bir sınırın, başkaldırıyı en az seviyeye indirme ve özsaygıyı koruma amacını güden bir tarzda ifade edilmesi gerektiğini söyleyen yazar, sınırın şu şekilde ifade edilmesi gerektiğini belirtmiş:

  • Kabul edilebilir davranışın nelerden oluştuğunu

  • Hangi davranışın kabul edileceğini açık seçik söylesin.

Sınırların kısa ve kişisel olmayan şekilde konulmasının daha kabul edilebilir olduğu söylenilen kitapta, çocuk bir kuralı ihlal ettiğinde kavgacı olmamak ve gereksiz konuşmalar yapmamak öğütlenmiş. Ayrıca çocukların ebeveynlerine vurmalarına asla müsaade edilmemesi, kızgınlığının sözle ifade edilmesi konusunda yönlendirilmesi gerektiği söylenmiş.

Yazar, pek çok kişi ve tabi ki benim için de çok zor olan uyarıda bulunmuş :

Bir çocuğun, ebeveyninin vereceği karşılığı ve ruh halini belirlemesine izin vermemek önemlidir.

Hayal kırıklığını ele almak başlığı altında, çocuğun şikayetlerine, bu şikayetleri kabul ederek karşılık vermeyi öğrenmeleri gerektiği belirtilirken şöyle örneklenmiş :

SELMA: Bana hiçbir şey almıyorsun.

ANNE : Sana almamı istediğin bir şey var.

Olumsuz Karşılık : Daha geçen hafta sana aldığım o güzel elbiselerden sonra bunu nasıl söyleyebiliyorsun? Senin için yaptığım hiçbir şeyi takdir etmiyorsun. Bu senin sorunun.

Kardeş kıskançlığı konusunda da ayrıntılı bir bölüm ayrılmış kitapta :

Bütün çocukların duygularını, semptomlarla değil, kelimelerle ifade etmeleri gerekir. Ebeveynler, çocuklarının duygularının kilidini açmalarına yardım edecek anahtar konumundadırlar.

Çocukların sevgiyi eşit paylaşmak istemeyeceğini söyleyen yazar bunu da şöyle açıklamış :

Çocuklar, aynı şekilde değil, tekil olarak sevilmek isterler. Vurgu eşitliğe değil, özelliğedir.

Çocuklardaki kaygının kaynaklarına ayrılan bölümde, bir çocuğun asla ne şakayla ne de kızgınlıkla, terk edilmekle tehdit edilmemesi gerektiği söyleniyor. Ayrıca çocukların değişikliklere karşı hazırlanmasının da, olaylar karşısında duyacağı kaygıyı azaltacağından bahsediliyor. Örneğin hastaneye yatacak olan bir annenin, öncesinde bununla ilgili oyunlar oynayıp, çocuğa annenin de  oyundaki gibi hastaneye gidip iyileşip döneceğinin söylenmesinin işe yarayacağı dile getirilmiş.

Çocuklardaki suçluluk duygusunun da kaygıya neden olabileceğini söyleyen yazar, tamirci örneğiyle durumu hikayeleştirmiş:

Gereksiz suçluluk duygusunu engellemek için, ebeveynler, çocukların ihlallerini, bozulan bir arabayı tamir eden iyi bir tamirci gibi ele almaları gerekir. Tamirci arabanın sahibini utandırmaz, neyin tamir edilmesi gerektiğini gösterir. Arabanın seslerini ya da takırtılarını ya da gıcırtılarını suçlamaz, bunlardan arızayı teşhis etmek için yararlanır. Tamirci kendine sorar : “Arızanın kaynağı nedir?” 

Kaygının bir diğer nedeni de güvensizlik ya da sabırsızlık olarak tanımlanmış. Çocuklara yapılacak en büyük iyiliğin, yaptıkları işler karşısında hoşgörülü bekleyiş ve işin zorluğu hakkında net yorumlar olduğu, bunu duymanın çocuğa kendini iyi hissettireceği ifade edilmiş :

Çocuğun hayatının, yetişkinin verimlilik beklentisi tarafından yönetilmemesi esastır. Verimlilik, çocukluğun düşmanıdır. Verimlilik beklentisi, çocuğun duygusal hayatı bakımından çok pahalıya mal olur. Verimlilik beklentisi, çocuğun potansiyelini etkisiz hale getirir, gelişmesini engeller, ilgilerini boğar ve duygusal çöküntülere neden olur. 

Ebeveynler arası anlaşmazlık ve ölümde kaygı nedenleri olarak sıralanmış. Ebeveynlerin çocukların kayıplardan duyacakları üzüntüden koruma çabalarının çok da sağlıklı olmadığını söyleyen yazar, evcil hayvanlarının kaybında hemen yerine yenisinin konulması telaşının çocuğa, kaybın çok önemli olmadığı ve sevginin hemen transfer edilebileceği, sadakatin ortadan kalkabileceği sonucunu düşündürteceğini belirtiyor. Üzülme ve yas tutma hakkında mahrum kalınmaması gerektiği, kayıplarla yüzleşebilmeleri için duygularını tam olarak ifade edebilmelerinin sağlanmasını öğütlüyor. Ebeveynlerin çocukların kaygılarını yok edemeseler de, onların sorunlarını anladıklarını ifade ettiklerinde ve onları sıkıcı, korkunç olaylara hazırladıklarında, onların bu durumların üstesinden gelmelerinde yardımcı olacağı belirtilmiş.

Kaygılardan sonra, cinsiyet ve insani değerler masaya yatırılmış. Ebeveynler ve çocuklar arasındaki etkileşimin özellikle ergenlikte, yalnızca dürüst ve ilgili ilişki kortekstinde etkili olacağı söylenmiş. Gençlerin, onları dinleyen, bağırmayan, eleştirmeyen ebeveynlerine daha rahat açılabileceğini belirtmiş. Cinsellik eğitiminin de iki kısımdan oluştuğunu söyleyen yazar bunları şöyle belirtmiş : bilgi ve değerler. Çeşitli eğilimler ve merak edilen cinsel durumlar hakkında da ayrılan bölümde yönlendirmeler yapılmış.

Ebeveyn olmanın amacı kitapta şöyle tanımlanmış :

Çocuğun büyüyüp terbiyeli, mert bir insan, merhametli, bağlı ve ilgili bir kişi olmasını sağlamaktır. Bir çocuk nasıl insanileştirilir? Bir çocuk yalnızca insani yöntemler kullanarak, sürecin yöntem olduğunu, amaçların araçları meşrulaştırmadığını ve etkili olma girişimimizin çocuklarımıza duygusal bakımdan zarar vermeyeceğini kabul ederek insanileştirilir.

Çocukların ıslak bir çimentoya benzediğini ve her davranışın onlarda iz bırakacağını, bu nedenle onlarla doğru konuşma yöntemlerini öğrenmemiz gerektiğini dile getiren yazar, ebeveynlerin reddetme dili yerine misafirlere ya da yabancılara kullandıkları kabul etme dilini kullanmaları gerektiğini, bunun da duyguları koruyan ve davranışı eleştirmeyen bir dil olduğunu söylemiş.

Duygulara müsaade edip, davranışı sınırlamak gerektiği söylenilen kitapta, çocukların duygularını seçemeyeceği ancak onları nasıl ve ne zaman ifade edeceklerinden sorumlu oldukları ifade edilmiş. Ebeveynlerin, dır dır etmenin ve zorlamanın beyhudeliğine ikna olmaları gerektiğinin; çocukların kurallara meydan okuduklarında, ebeveynlerin esnek olması önerilmiş.

Çocuklarla etkili iletişim kurmak ta özetle şöyle maddelendirilmiş :

  1. Bilgeliğin başlangıcı dinlemektir. Ebeveynlerin, hoş ya da hoş olmayan bütün gerçekleri dinlemelerine yardım edecek özgür bir zihniyete ve samimi bir yüreğe ihtiyaçları vardır.

  2. Çocuğun algılarını inkar etmemek, duygularıyla mücadele etmemek, isteklerini reddetmemek, zevkleriyle alay etmemek, fikirlerini kötülememek, karakterini küçümsememek, deneyimi hakkında tartışmamak. Bütün bunları kabul etmektir. Kabul etmek aynı fikirde olmak demek değildir. Kabul etmek, yalnızca çocuğun fikrine saygı duyulduğunu ifade eder.

  3. Eleştirmek yerine, rehber olmaya çalışmak gerekir. Sorunu ve mümkün bir çözümü ifade etmek gerekir.

  4. Öfkeliyken, ne gördüğümüzü, ne hissettiğimizi ve ne beklediğimizi “Ben” zamiriyle başlayarak tamamlamalıyız.

  5. Övgüde bulunurken, onlar hakkında ya da onların çabaları hakkında neyi değerlendirdiğimizi çocuklara söylemek istiyorsak, spesifik davranışları tanımlamalıyız. Çocuğun karakter özelliklerini değerlendirmemeliyiz. 

  6. Gerçekte yerine getiremediğimiz şeyi, hayal dünyasında yerine getirerek daha az incitici bir şekilde “hayır” demeyi öğrenmeliyiz. 

  7. Çocuklara hayatlarını etkileyen meselelerde seçme ve ifade etme hakkı tanımak gerekir.

Çocukların yalnızca, çocuk yetiştirme yöntemleri saygı ve sempati üzerine inşa edildiğinde gelişebileceği söylenilen kitapta, çeşitli çocukluk problemleri ve çözüm önerilerine de yer verilmiş.

Kitapta o kadar çok kısmın altını çizmişim ki, özetlemekte zorlandım. Gene de alıp tamamının okunması gerektiğini düşünüyorum. Özetlediğim kısımlara ilişkin örneklemeler, olayların daha iyi anlaşılmasını sağlamış.

Kendi adıma biraz daha özetleyecek olursam, ben bu kitaptan neler aldım :

  • Öfke doğal bir duygudur ve onu saklamam gerekmez. Sadece uygun şekilde ifade etmeliyim.
  • Oğlumu aynalamalıyım. Hissettiği duyguyu anladığımı ifade etmeliyim.
  • Ceza da ödül de tehlikelidir. Hatta yergi ve övgüde. Övgüyü ancak çabaya yapmalıyım.
  • Yalnızca davranış kınayabilir ya da övebilirim. Duygular yargılanamaz ve övülemez. Oğlumun duygularını kabullenmeliyim.
  • Daha fazla seçim hakkı vermeliyim ki, ilerde doğru seçimleri yapabilsin.

Keşke okuduğumuz her şeyi hayata geçirmek okunduğu kadar kolay olsa. Biz de bir zamanlar çocuktuk ve bize söylenileni değil, gördüğümüzü yaptık. Kodlarımıza yerleşen davranış şekillerini değiştirmekte öyle zorlanıyorum ki ben kendi adıma, sırf bu yüzden doğru davranış kodları yerleştirmek istiyorum. Bunu başaramıyor olma düşüncesiyle de fazlaca yükleniyor buluyorum kendimi kendime 🙂

Biliyorum ki sosyal değişimler her zaman zor olur. Belki ben bir adım atacağım, oğlum büyüdüğünde bunu iki adıma çıkaracak. En azından gayret ettiğimi bilmek beni rahatlatıyor…

İlgili Yazılar :

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

10 Responses to Anne Baba ve Çocuk Arasında

  1. yeliz dedi ki:

    Ne güzel yazmışsınız ve hissettiklerinizi ne güzel ifade etmişsiniz. Tamda bu karmaşık duygular içindeyken, benimle aynı duyguları paylaşan birilerinin oldugunu ve dahası bunun için çözüm bulmaya çalışan birilerinin oldugunu bilmek iyi geldi. Duzenli bir şekilde değil belki ama mumkun oldugunca yazdıklarınızı okumaya çalışıyorum. Sizi sessizce ve cok begenerek takip ediyorum. Paylaşımlarınız çok değerli, sizi yürekten kutluyor ve teşekkür ediyorum.

  2. neslice tarifler dedi ki:

    Kitap mı çok güzel anlatmış yoksa siz mi bilemedim. Muhtemelen kitap daha analitik bir dille yazmıştır ama siz anladıklarınızı çok güzel ifade etmişsiniz. Altını çizmediklerinizi merak ettiğim için okuyabileceğim bir kitap.

    “Çocuğum Yemek Yemiyor” kitabını siz mi önermiştiniz hatırlayamadım şimdi. Hatta okuduktan sonra yorumlarımı yazacağımı söylemiş olmalıyım ama tavsiye eden kişiyi hatırlayamadığımdan kendi yorumlarımı yazamadım. (Muhtemelen sizdiniz)
    Çocuğumun yemek yemediği ve hem benim hem de annemin çokça gerildiği bir dönemde o kitabı okuduğum ve hem kendi hayatımı hem de çocuğumun hayatını rahat bıraktığım için öyle mutluyum ki.. Çocuğum yemek yiyormuş ama ben farkında değilmişim. Boşu boşuna gerilmişiz. Kitap tavsiyesi ile yol gösterdiğiniz için size ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Artık kendi kendine döke saça, istediğini istediği kadar yiyen bir kızım ve mutlu bir annesi var. (Ha kitapta söylendiği gibi ebeveynlerin görevi çocuğa sağlıklı yiyecekler sunmak ve hangisinden ne kadar yiyeceğini çocuğa bırakmak şartıyla)
    Eğer o kitabı, okuduğum tarihten bir kaç ay önce okumuş olsaydım emzirmeyi bırakmazdım. Ve emdiği için yemiyor diye saçma bir düşüncenin kurbanı olmazdım(k). 16 ay emzirmiş olmak beni az da olsa teselli etse de, çocuğumu emerken emzirmekten kesmiş olmaktan duyduğum vicdan azabı hala içimi sızlatır.

    Okuduklarınızı ve içtenlikle paylaştıklarınızı merakle bekliyorum..

    Sevgiler..

    • yagizlahayat dedi ki:

      Çok sağolun güzel sözleriniz için. Çocuğum Yemek Yemiyor kitabının tanıtımını da yapmıştım ve kesinlikle sorun yaşamadan önce, her ailenin okuması gereken bir kitap oda.
      Bu kitabı da okuyun, pişman olmazsınız 🙂

  3. Geri bildirim: Çocuğun Cinsel Eğitimi ve Tacizden Korunma Rehberi | Oğlumu Büyütürken

  4. Geri bildirim: Beni Ödülle Cezalandırma | Oğlumu Büyütürken

  5. Geri bildirim: Bütün-Beyinli Çocuk | Oğlumu Büyütürken

  6. Geri bildirim: Sabrımı Zorluyorsun! | Oğlumu Büyütürken

  7. Geri bildirim: Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun | Oğlumu Büyütürken

  8. Geri bildirim: Işığın Yolu | Oğlumu Büyütürken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s