Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun

DSC05400-001

Hani olur ya bazen beyninizde bir şeyler dolaşır ama bir türlü toparlayamazsınız. Dilinizin ucundadır ama bir türlü dile dökemezsiniz. Ancak öyle bir an olur ki, hah dersiniz, işte bu. Bir ışık çakar beyninizde. Tamam dersiniz aklımın ucundaki buydu 🙂 İşte bu kitap da böyle bir his uyandırdı bende. Mola yöntemi, ödül, ceza, sonuçlarına katlanma derken; yapmam gerekenlerle gönlümden geçenler arasında gidip gelmeler yaşarken bu kitap farklı bir yerden bakmamı sağladı. Özeti DUYGU olan bir yerden.

Kitabın yazarları esasen, daha önce özetlediğim Anne Baba ve Çocuk Arasında kitabının yazarı Haim Ginott’tan etkilenmişler ve sistemlerini onun fikirleri çevresinde oluşturmuşlar.

Yazarlar kitabın nasıl okunması gerektiği ile ilgili bir girişle başlamışlar. İçindeki sorulara cevap vererek, her bölüm sonunda bir hafta ara verip, verilen ödevler yapılarak devam edilmesini salık vermişler. Ben sorulara cevap verdim ama ödevleri yapmak için ara vermedim doğrusu 🙂 Merakla hemen bitsin istedim.

İlk olarak çocukların duygularını nasıl inkar ettiğimize ilişkin alıştırmalarla başlamış kitap.

ÇOCUK: Yeni bebeği sevmiyorum.

EBEVEYN: Hiç de öyle değil. Ben biliyorum, aslında içten içe bebeği seviyorsun.

Bu şekilde verilen cevapların, çocukta duygusunun önemsenmediği hissi uyandıracağı söylenen kitapta, aynısının yetişkin olarak bize yapıldığı zaman ki hislerimizin ne olacağına ilişkin alıştırmalara da yer verilmiş. Duygularıyla başa çıkmaları için ilk olarak yapmamız gerekenler şöyle maddelenmiş:

  1. Onları tüm dikkatinizle dinleyin
  2. “Aaaa”, “Hımmm”, “Anlıyorum” gibi kelimelerle onların duygularını kabullendiğinizi gösterin.
  3. Onların duygularını adlandırın.
  4. Arzularına hayallerle karşılık verin.

Çocuk bir şey söyler söylemez “daha iyi” seçenekler sunmak yerine duygularını kabul ederek, bu duyguları dile getirmemizi söyleyen kitap, bununla ilgili örneklere de yer vermiş. Duyguları inkar edilen çocukların gitgide sinirleneceği vurgulanırken, aynı şekilde ebeveynin de çocuğa öfkelenmesi kaçınılmaz olacağı belirtilmiş.

Bir çocuğun hissettiklerini onayladığımız zaman ona yardım etmiş oluruz. İçsel gerçeğinin farkına varmasını sağlarız; çocuk bunun farkına varınca kendi duygularıyla başa çıkma gücünü de elde edecektir. 

Kitap her bölüm sonunda bir soru cevap kısmı ile, ebeveynlerden konu ile ilgili gelebilecek tereddütlere yer vermiş. Çocuğun yönlendirilmesi gereken duygularının negatif duyguları olduğu, çocukla her an değil, hissettiklerini bilmemizi istediklerinde empati kurmamız gerektiği belirtilirken, kaç yaşında olursa olsun insanın stres altındayken ihtiyacı olanın kendisiyle hemfikir olunması değil, birilerinin yaşadıklarını onaylaması olduğu söylenmiş.

Birinin sürekli, karşısındaki insanın duygularını bildiğini sanması biraz küstahlıktır. Yapmamız gereken tek şey, çocuklarımızın duygularını anlamaya çalışmaktır. Her zaman başarılı olmayabiliriz; ancak çabalarımız çoğunlukla karşılık bulacaktır.

Çocuklarla işbirliği yapmanın öneminden bahseden yazar, bununla ilgili bazı yaklaşımlardan söz etmiş. Bu yaklaşımların hepsinin her çocukta işe yaramayabileceği, amaçlarının da çocukların davranışlarını yönlendiren, böylelikle sürekli istediklerimizi yapmalarını sağlayan bir dizi teknik geliştirmek olmadığını; çocuklarımızın içindeki iyiye hitap ederek, onların zekasına, girişimci ruhlarına, sorumluluk duygularına, espri anlayışlarına, başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarlılıklarına ulaşmak olduğunu; kullanacağımız dil ile bir saygı atmosferi oluşturacağımızdan işbirliği ruhunu büyüteceği bir ortam yaratacağımızı ifade etmiş:

İşbirliği Yapmak

  1. Tanımlayın. Gördüklerinizi ve sorunu tanımlayın.
  2. Bilgilendirin.
  3. Bir kelimeyle ifade edin.
  4. Duygularınızdan bahsedin.
  5. Not yazın.

Çocuklara ulaşamadığımızı hissettiğimizde kendimize sorulabilecek soruları da sıralamış yazar:

  • Çocuğumun yaşını ve yapabileceklerini düşündüğümde, ondan istediğim mantıklı mı?
  • “Hemen şimdi” diye ısrar etmektense,  “ne zaman” yapabileceği konusunda seçenek sunabilir miyim?
  • Bir şeyin “nasıl” yapılabileceği konusunda seçenek sunabilir miyim?
  • Evde onu işbirliği yapmaya teşvik edecek herhangi bir fiziksel değişiklik yapılabilir mi?
  • Çocuğumla harcadığım zamanımın çoğu “şunu, bunu yap!” diyerek mi geçiyor? Sadece onunla “birlikte” geçirebileceğimiz bir zaman dilimi ayırıyor muyum?

Cezaların işe yaramadığının ve çocuğu yaptıklarından pişman olup bunu telafi etmek yerine intikam hayalleri peşine düşmesine neden olduğunun belirtildiği kitapta, ceza dışı seçeneklerin neler olabileceği de maddelenmiş:

Ceza Dışı Seçenekler:

  • Çocuğa nasıl yardım edeceğini gösterin.
  • Onaylamadığınızı net bir biçimde dile getirin. (Kişiliğini eleştirmeden)
  • Beklentilerinizi belirtin.
  • Hatasını nasıl düzeltebileceğini gösterin.
  • Seçenek sunun.
  • Harekete geçin.
  • Uygunsuz davranışının sonuçlarına katlanmasına izin verin.

Sorunları adım adım çözmek konusunda da şöyle bir yöntem önerilmiş kitapta:

1.Adım: Çocuğun duyguları ve ihtiyaçları hakkında konuşun.

2.Adım: Kendi duygularınız ve ihtiyaçlarınız hakkında konuşun.

3.Adım: Ortaklaşa karar vereceğiniz bir çözüm bulmak için birlikte beyin fırtınası yapın.

4.Adım: Tüm fikirleri değerlendirmeden yazın.

5.Adım: Beğendiğiniz, beğenmediğiniz ve uygulamak istediğiniz önerilere karar verin.

Anahtar sözcüğün saygı olduğunu belirten yazar, çocuk için önemli olanın kendisini sorunun değil çözümün bir parçası olarak görmesi olduğunu belirtmiş.

Bağımsızlığı teşvik etmenin öneminden bahsedilen kitapta, insanların bağımlı kılındığında, biraz minnet duygusuyla birlikte yoğun acizlik, değersizlik, kırgınlık, hayal kırıklığı ve öfke gibi duygular yaşayacağı belirtilmiş ve bu konuda yaşanabileceklerden bahsedilmiş:

Bağımsızlığı Teşvik Etmek:

  1. Çocukların seçim yapmasına izin verin.
  2. Çocuğun çabasına saygı gösterin.
  3. Fazla soru sormayın.
  4. Soruları cevaplamak için acele etmeyin.
  5. Çocukları ev dışındaki kaynakları kullanmaya teşvik edin.
  6. Heveslerini kırmayın.

Yazar ayrıca, çocuklara yapmaya çalıştıkları şeyin “kolay” olduğunu söylemenin; başardığı takdirde kendini fazla başarılı hissetmemesine, başaramazsa ise basit bir şeyi bile yapamadığından kendini beceriksiz hissetmesine sebep olacağını; halbuki, “çok kolay değil” ya da “zor olabilir” diye nitelendirildiğinde, başarırsa zor bir şey başardığı için kendisiyle gurur duyarken, başaramaması durumunda ise zor olduğunu bildiğinden kendini daha rahat hissedeceğini belirtmiş.

Kitapta özsaygı ile ilgili Nathaniel Branden adlı başka bir yazarın sözlerine yer vermiş:

Hiçbir değer yargısı, psikolojik gelişim ve motivasyonu etkileyen faktör, insanın kendi kendine biçtiği değerin önüne geçemez. Özsaygının düşüncelere, duygulara, arzulara, değerlere ve hedeflere etkisi büyüktür. Bu da insan davranışını oluşturan en belirgin unsurdur. 

Duygularına saygı göstermenin, seçim yapma şansı vermenin veya sorun çözmesine fırsat tanımanın, çocukların güven ve özsaygısını geliştirecek faktörler olduğunun belirtildiği kitapta, övgünün de öneminden bahsedilmiş. Ancak övgünün özen ve dikkat gerektirdiği de belirtilmiş. En doğru övgü şeklinin, yetişkinin gördüklerini ve hissettiklerini takdir ederek tanımlaması ve çocuğun bunları duyduktan sonra kendisiyle gurur duyması olduğu söyleniyor.

Övgü ve Özsaygı:

  1. Gördüklerinizi tanımlayın.
  2. Duygularınızı tanımlayın.
  3. Çocuğun övgüye değer davranışını bir kelime ile özetleyin. 

Pek çoğumuzun çok eleştirip az övdüğümüzün belirtildiği kitapta, tüm dünyanın zaten sürekli onlara hatalarını haykıracağını, haklılıklarını söylememizin önemini belirtmiş ve övgü konuşunda dikkat edilmesi gerekenleri sıralamış. Ayrıca kendimize saygı duyarsak çocuklarımıza da kendilerine saygı duymayı öğretiriz demiş yazar.

Bir başka bölümde, çocuğu yaftalamanın tehlikelerinden bahsetmiş yazar. Eğer bir çocuğu yavaş öğreniyor diye nitelerseniz, o da kendini yavaş öğrenen biri olarak görecektir  derken, tepkinizin ne olursa olsun, anne babaların çocukları hakkındaki düşüncelerinin sadece çocukların kendilerini o şekilde görmelerini değil davranış biçimlerini de etkileyeceğini belirtmiş.

Çocukları rol yapmaktan kurtarmak:

  1. Çocuğa farklı özelliklerini gösterecek fırsatlar bulun.
  2. Çocukların kendilerini farklı bir bakış açısından görmelerini sağlayacak ortamlar yaratın.
  3. Çocukların hakkında söylediğiniz olumlu sözleri duymalarını sağlayın.
  4. Çocuğunuzun size nasıl davranmasını istiyorsanız ona öyle davranın.
  5. Çocuğunuzun özel anlarını unutmayın, gerektiğinde bunları ona hatırlatın.
  6. Çocuğunuz daha önce yaftalandığı gibi davrandığında, duygularınızı ve/veya beklentilerinizi ona ifade edin.

Çocuklara olduğu gibi kendimize de etiketler yapıştırmamamız gerektiğini anlatan yazar, bunu şu şekilde ifade etmiş:

Kendimizi iyi anne baba, kötü anne baba, hoşgörülü anne baba, otoriter anne baba gibi farklı rollere büründürmeyi bırakalım. Her şeyden önce kendimizi, gelişime ve değişime açık insanlar olarak düşünelim. Çocuklarla yaşamak ve uğraşmak zorlu ve yorucu bir süreçtir. Gönülden istemek, akılcı davranmak ve dayanıklı olmak gerekir. Beklentilerimize ulaşamadığımızda -ki her zaman ulaşamayız- çocuklarımıza olduğu gibi kendimize de sevecen olalım. Çocuklarımız bin artı (+) bir şansı hak ediyorsa, haydi kendimize bin artı (+) iki şans verelim.

Kitap temelinde burada bitmesine rağmen, aradan geçen yıllar sonra, alınan yorumlar ve çalışmalar yeni baskılara eklenmiş. Okur sorularına cevaplar verilmiş. Hatta yazarlardan birinin, bu dille büyütülmüş kızının gözünden yeniden yorumlanmış.

Peki ben bu kitaptan neler öğrendim:

  • Çocuk eğitiminde amaç, sözünü dinletmek değil, duyguyu anlayabilmek.
  • Çocuğun karakteri her ne olursa olsun, illa ki işbirliği yapabileceği bir dil vardır.
  • Bir olayı çözümlemeye çalışırken yazmak bize iyi geldi. Seçenekleri yazarken biraz sakinleşiyoruz.
  • Kelimeler sihirlidir. Ne kendimi ne de çocuğumu etiketlememeliyim.
  • Övgü önemli ama dozajı iyi ayarlamalıyım.
  • Çocuklar hak verilmekten ziyade duygularının anlaşıldığını bilmek istiyor.
  • Dinlemek çocukla iletişimde belki de en önemli konu.

Bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti diyemesem de, her kitapta bir adım daha dönüştüğümü hissediyorum. Bu kitap ise gerçekten içimi ısıttı. Ne kadarını uygulayabilirim bilemesem de içime sindi. Soru işareti bırakmadı zihnimde. Ancak hayata geçirebilmek, yılların alışkanlığını ve daha da önemlisi genetik kodlamaları değiştirebilmek kolay değil. Ancak mümkün. Yeter ki bunun için emek verelim. Dönüşüm elimizde…

İlgili Yazılar :

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun

  1. Geri bildirim: Işığın Yolu | Oğlumu Büyütürken

  2. Geri bildirim: Ebeveynlerle Sohbet | Oğlumu Büyütürken

  3. Geri bildirim: Duygusal Zekası Yüksek Çocuklar Yetiştirmek | Oğlumu Büyütürken

  4. Geri bildirim: Çocuklar Nasıl Başarır? | Oğlumu Büyütürken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s