Dramsız Disiplin

DSC05699-001Blog yazmaya başladığım günden beri hiç bu kadar uzun süre yazmadığım olmamıştı. Tam bir buçuk aydır yazı yazmamışım.

Bazen yazası gelmiyor insanın…

Ama bu kitabı bitireli çok oldu ve unutmadan paylaşmalıyım diye içimde rahat etmedi bir türlü. Bu tarz kitap yazıları beni çok yoruyor. Umarım okuyor ve faydalanıyorsunuz da, çabama değiyordur 🙂

Beni çok etkileyen “Bütün Beyinli Çocuk” kitabının yazarı Daniel Siegel’in, Türkçeye yeni çevrilmiş olan bu kitabı da diğeri kadar etkileyici. Okumadıysanız önce diğerinden başlayın. Çünkü bu kitapta sık sık ona atıfta bulunulmuş.

Kitabın verdiği mesaj şu şekilde tanımlanmış:

Gerçekten saygı dolu ve korumacı fakat aynı zamanda net ve tutarlı sınırları olan bir yolla disipline edebilirsiniz. Diğer bir deyişle, daha iyisini yapabilirsiniz. 

Bu kitapta size, tipik olarak disiplini tanımlayan dramı ve şiddetli duyguları ortadan kaldıracak ilkeler ve stratejiler sunarak dramsız, bütün beyin disiplin yaklaşımını tanıtacağız. Sonuçta, bir ebeveyn olarak yaşamınız kolaylaşacak ve ebeveynliğiniz daha etkili bir hale gelecek. Daha da önemlisi, çocuklarınızın beyninde şu anda ve tüm hayatları boyunca işlerine yarayacak duygusal ve sosyal becerileri oluşturan bağlantılar yaratacak ve aynı zamanda onlarla ilişkilerinizi güçlendireceksiniz.

Kitap, disiplin kelimesinin gerçek anlamının açıklanması ile başlamış. Öğretmek anlamına gelen disiplinin, cezalandırmak olarak değerlendirilmemesi vurgulanırken, en sevecen ve geliştirici şeylerden biri olarak düşünülmesi gerektiği belirtilmiş.

Dramsız disiplinin ilk hedefinin, çocuklarımızın işbirliği ve doğru olan şeyi yapmaları olduğu belirtilirken, en az ilki kadar önemli olan ikinci hedef şöyle ifade edilmiş:

Zor durumlar, engeller ve kontrolü kaybetmelerine neden olabilen duygusal fırtınalarla dirençli bir şekilde baş etme kapasitesi geliştirecek şekilde çocuklarımızı eğitmeye odaklanır. Bunlar, o andaki anlık davranışın ötesinde genellenebilen ve yalnızca şu an değil, daha sonraki çeşitli durumlarda da kullanılan içsel becerilerdir. Disiplinin bu içsel, ikinci temel hedefi, irade gücü ve vicdan geliştirmelerini sağlamaktır, böylece otorite figürleri etrafta değilken bile çocuklar dikkatli ve özenli olur.

Etkili disiplinin, yalnızca kötü davranışı sonlandırmak ya da iyi olanı teşvik etmek anlamına gelmediğini vurgulayan yazar, aynı zamanda çocuklarımızın beyinlerinde daha iyi kararlar almalarına ve gelecekte kendilerini idare etmelerine yardım edecek bağlantılar geliştirip onlara bir takım beceriler öğrettiğimiz anlamına da geldiğinden bahsediyor:

İşbirliğini teşvik etmek ve beyni yapılandırmak: Bunlar sevecen ve etkili bir bütün beyin disiplin yaklaşımına rehberlik eden iki işsel ve dışsal hedeftir.

Çocukları bağlantı kurarak yönlendirmeyi salık veren kitapta, onlarla ilişkimizin yaptığımız her şeyin merkezinde olması gerektiğini vurgulanıyor. Bu bağlantıda olma halinin serbestlik anlamına gelmediği, iyi bir şekilde açıklanan sınırları ve kuralları anlamalarını sağlamayı ifade ettiği belirtilmiş.

Çocuk bir yaramazlık yaptığında, tepki vermeden önce kendimize üç soru sormamızı önermiş yazar:

  1. Çocuğum neden böyle davrandı?
  2. Ona şuan ne öğretmek istiyorum?
  3. Bunu en iyi nasıl öğretirim?

Yazar, küçük bir çocuğun mükemmel davranışı olmasının kuşkuyla karşılanması gerektiğini, yaşından beklenen yaramazlığın, ebeveyniyle kurduğu güven ve emniyetin işareti olduğunu söylüyor ki bu gerçekten ilginç ve de iç rahatlatan bir bilgi.

Şaplak ve buna benzer diğer disiplin yöntemleri -çocuğu uzun süre izole etmek, aşağılamak, tehditler savurarak korkutmak, başka sözel veya psikolojik saldırganlık biçimleri sergilemek- ebeveynler onlara hiç dokunmasa bile çocukların zihinlerini yaralayan disiplin uygulama yöntemleri olduğu belirtilmiş. Bu durumun tepkisel bağlanma bozukluğu olarak isimlendirildiğini söyleyerek şöyle tanımlanmış:

Bir devre çocuğu acı veren ebeveynden kaçmaya iterken diğer bir devre çocuğu güvenlikle bağdaştırdığı figüre doğru yönlendirir. Bu yüzden ebeveyn korku ya da acı kaynağıyken durum çözümsüz bir hal aldığı için beynin işlevlerinde bozulma görülebilir. Buna tepkisel bağlanma bozukluğu diyoruz. Böylesine bozuk bir içsel durumda, kişiler arası öfke ve korku deneyimleriyle salgılanan stres hormonu kortizolün, beyin gelişimi üzerinde uzun vadeli olumsuz etkileri olabilir çünkü kortizol beyni zehirler ve onun sağlıklı gelişmesini engeller. Sert ve şiddetli cezalandırma beyinde önemli değişikliklere yol açabilir; beyin bağlantılarının, hatta beyin hücrelerinin ölmesi gibi.

Şaplakla ilgili diğer sorunun ise, ebeveynin bedensel acı vermek dışında etkili bir stratejisi olmadığını öğretmesi olduğunun yazıldığı kitapta, ayrıca çokça verilen disipline yönelik düşünme zamanlarının da, çoğunlukla çocukların sakinleşip davranışları hakkında düşünmelerini sağlama amacına ulaşmada başarısız olduklarından bahsedilmiş. Bunun yerine “Durumu iyileştirip bu sorunu çözmek için nasıl bir fikrin var?” sorusunu sormak, çocuğu problem çözmeye, iyi seçimler yapmaya ve üzgün olduklarında rahatlatmaya yarayacağı ifade edilmiş.

Yazar mola yönteminin çocukta yarattığı algı üzerinde de durmuş. Çocuğun en çok rahatlığımıza ve sakinliğimize ihtiyacı olduğu dönemde, iyi ya da mutlu olduğunda onunla ilişkide olacağınızı, aksi takdirde ondan sevgi ve sıcaklığınızı çekeceğiniz mesajını verdiğinizi söylüyor:

Genelde yaramazlık bir çocuğun duygusal olarak aşırı yüklenmesinin sonucudur, böylece bir ihtiyacın ya da şiddetli bir duygunun dışa vurumu saldırgan, saygısız veya iş birliğine karşı bir biçimde ortaya çıkar. 

Kitapta bu gibi durumlar için içgörü molası önerilmiş:

Akıl gözü (içgörü, empati ve uzlaşma) sosyal ve duygusal zekanın temelidir, bu nedenle çocukların ve yetişkinlerin bu tür önemli beceri devrelerini yapılandırmasına yardımcı olmak ve içsel düşünüm becerileri geliştirmek için içgörü molası kullanırız. Dramsız disiplin de içgörü molasını davranışı durdurmak (ilk hedef) ve yürütücü beceriler oluşturan içsel düşünmeyi (ikinci hedefimiz) sağlamak için kullanır. 

Kitapta ayrıca, ebeveynin bir disiplin felsefesi olup olmadığını anlamasına yönelik sorular sorulmuş. Otomatik olarak verdiği tepkilerin, işe yarayıp yaramadığı, o disiplin yönteminin çocuklara ve kendine nasıl hissettirdiği ve sonuçlarının istenen şekilde olup olmadığına ilişkin, kendi verdiğimiz tepkileri mercek altına almamızı sağlıyor.

Kitapta beyin hakkındaki üç temel keşif, “Beyin D” si olarak adlandırılmış ve bunlar hakkında bilgi verilmiş:

1.”Beyin D”si: Beyin Değişir:

Beynin gelişimini 20 li yaşların ortalarına kadar tam olarak tamamlayamadığını, bu nedenle çocuğumuz ne kadar zeki, sorumluluk sahibi ve vicdanlı olsa da her zaman kendisini iyi yönetmesini ya da iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmesini beklemenin adil olmadığını, hatta bunu yetişkinlerin bile her zaman yapmasının mümkün olmadığını belirten bölümde, bu durumun biyolojik olarak açıklamalarına yer verilmiş. Bu durumda çocuğumuzun üst beynini geliştirmesinde destek olmamız büyük önem taşıyor. Henüz kendi kendilerine veremedikleri kararlarda onlara yardım ederek dışsal bir üst beyin gibi davranmamızı ve beklentilerimizi azaltıp duygusal ve davranışsal mücadelelerin normal olduğunu kabul etmemizi öğütlüyor yazar.

2.”Beyin D”si: Beyin Değiştirilebilir:

Beynin değiştirilebilir olduğu bilgisi büyük bir güç. Daha çok kullanılan organların gelişim gösterdiği prensibinden hareketle, iyi ya da kötü yaşadıkları olaylar beyni fiziksel olarak değiştiriyor. Bu piyano çalmak ya da meditasyon yapmak gibi olumlu olabilirken, istismar gibi olumsuz etkilere de neden olabiliyor.

Farkındalık egzersizleri beyin bağlantılarında, özellikle de bir insanın başkalarıyla ne kadar iyi etkileşim kurduğu ve zor durumlara ne kadar iyi adapte olduğunu ciddi anlamda etkileyen gerçek değişimler yaratır.

Bu bağlamda tekrarlanan deneyimler gerçekte beynin fiziksel mimarisini değiştiriyorsa çocuklarımıza tattırdığımız deneyimler konusunda bilinçli olmamızın önemini vurgulamış yazar.

Ebeveynlerin deneyimleri ve anılarını çocuklarıyla paylaştığında çocuklar anıları deneyimlerden daha iyi algılamaya eğilimli olduklarını belirten yazar, ebeveynleriyle duyguları hakkında konuşan çocukların daha güçlü bir duygusal zeka geliştirerek kendilerinin ve başkalarının duygularını fark etme ve anlamada daha iyi olabileceklerini söylemiş. Birlikte ateşlenip bağlanan nöronların değişken beyni değiştirdiğini vurgulamış.

3.”Beyin D”si: Beyin Derinliklidir:

Çocuklarımız üzgünken ya da hoşlanmadığımız şekilde davranıyorken beynin farklı kısımlarına, farklı devreleri etkinleştiren farklı ebeveynsel cevaplarla başvurabileceğimizi vurgulayan yazar, alt beyine mi yoksa üst beyine mi hitap ettiğimizin öneminden ve bunun sonuçlarından bahsediyor. Doğru olanın, çocuğun tepkiselliğini, üst beynine hitap ederek sakinleştirmek olduğunu söyleyen yazar, üst beynin tekrar tekrar çalıştırıldığında güçleneceğini ve kurulan bağlantılar neticesinde, duyguları coştuğu zaman bile üst beynini kullanması giderek daha kolaylaşacak ve zamanla otomatikleşeceğini ifade etmektedir.

Beynin bu üç D’sine hitap ederken, zaman zaman hepimizin hata yapabileceği, bunu farkında olacak kadar önemsememizin yeterli olacağını söyleyen yazar, ebeveyn hatalarının bile çocuklar için çok değerli olduğunu vurgulamış. Hepimizin insan olduğu, olanları sorumluluk alarak telafi edebileceğimizi öğretmek de tüm çocuklar için önemli bir öğrenme deneyimidir diye ifade eden yazar, her zaman yapamasak da dramsız disiplinin verdiği mesajı şu şekilde ifade etmiş:

Seninleyim. Arkandayım. En kötü zamanında, davranış şeklini beğenmesem de seni seviyorum ve senin için buradayım. Zor bir zaman geçirdiğini anlıyorum ve buradayım.

Bu gücü arkasında hisseden çocuğun, kendini güvende hissedeceği ve daha iyi kararlar vereceği vurgulanmış.

Hepsinin ötesinde dramsız disiplin esasen bir çocuğun beynini yapılandırır. Üst beyin ile alt beyin arasındaki sinirsel bağlantıları güçlendirir ve bu bağlantılar kişisel içgörü, sorumluluk ve esnek karar verme, empati ve maneviyata götürür.

Beyni geliştiren bir diğer yöntemin ise sınırlar koymak olduğunu söylüyor kitap ki bu beni şaşırttı gerçekten. Sağlıklı bir mahcubiyet hissinin, gelecekteki davranışları belirleyen bir vicdan geliştirdiği, bu yüzden de sınırlar koymamız ve çocuklarımızın gerektiğinde, özellikle de düzenleyici beyin devrelerinin bağlandığı ilk yıllarda “hayır”ı içselleştirmesinin esas olduğu ve böylece kendi çevrelerindeki kuralları ve sınırları anlamalarına yardım ederek bilinçlerini yapılandırdığımızı belirtmiş yazar.

Çocuklarımızı gerçekten seviyor ve onlar için en iyisini istiyorsak, bir sınır koyduğumuzda yaşayabilecekleri (ve yaşayabileceğimiz) gerilim ve rahatsızlığı tolere edebilmemiz gerekir. Çocuklarımıza mümkün olduğu kadar sık evet demek isteriz fakat bazen hayır demek yapabileceğimiz en sevecen şeydir.

Yazar aşırı sık “hayır” denmemesi konusunda da uyarmış. Hatta koşullu evet demenin daha doğru olacağını vurgulamış. Burada amaç, çocuğun sık şekilde “hayır”ı duyması değil, sınırları kabullenmesinin önemini anlayıp, gerektiğinde kendi frenlerine basabilecek yeterliliğe ulaşması. Yazar aşağıdaki uyarıyı da yapmayı ihmal etmemiş:

Sınır belirlemenin ve “hayır” demenin yanı sıra ebeveyn öfkesi ya da çocuğu aşağılayan olumsuz yorumlar, yalnızca davranışını dizginlemeyi öğrenen çocuğun mevcut “sağlıklı, gelişimsel mahcubiyetini” daha karmaşık bir “toksik utanca” ve küçük düşmüşlük hissine dönüştürür. Bir görüşe göre toksik utanç yalnızca düzeltilmesi gereken yanlış bir şey yapmış olma hissini içermez, aynı zamanda kişinin içsel benliğinin kusurlu olduğunu hissetmesine neden olur. 

Çocuklarımızın yaramazlık anlarının, onları anlama ve neyi öğrenmeleri gerektiğini daha iyi sezme fırsatı sunduğundan bahsedilen kitapta, bu anları beyni yapılandırma fırsatı olarak görmek ve ona göre davranmanın önemi de vurgulanmış.

Kitabın bir diğer bölümü, öfke nöbetlerinde bağlantının öneminden bahsediyor. Öfkeli bir çocuğa verilen ilk tepki olan bağlantı kurmak, yani hissettiklerinin anlaşıldığını hissettirmek, çocuğu işbirliği yapma ve beynini yapılandırma durumuna hazır hale getiriyor. Bağlantının kısa vadeli, uzun vadeli ve ilişkisel olarak üç temel faydası olduğundan bahsedilerek bunlar şöyle sıralanmış:

  1. Fayda: Bağlantı Bir Çocuğu Tepkisellikten Kavrayışa Götürür
  2.  Fayda: Bağlantı Beyni Yapılandırır
  3.  Fayda: Bağlantı Çocuğunuzla İlişkinizi Derinleştirir

Öfke nöbetlerinin öğretilebilir anlar olmadığını söyleyen yazar şöyle devam ediyor:

Ebeveynler çocukları üzgünken genellikle çok fazla konuşmaya eğilimlidir, bir öfke nöbetinin ortasında sorular sorup ders vermeye çalışmak onların duygularını daha da şiddetlendirebilir. Sinir sistemleri zaten aşırı yüklüdür ve ne kadar konuşursak sistemlerini o kadar duyusal girdiyle doldururuz. 

Fakat bu gerçek, mantıksal olarak çocuklarımız çok sinirliyken onları umursamamamız sonucuna götürmez. Aslında yanıt olarak bunun tam tersini teşvik ediyoruz. Bir öfke nöbetinin ortasında bir çocuğu görmezden gelmek yapabileceğimiz en kötü şeylerden biridir, çünkü bir çocuk üzgünken gerçekten acı çekiyordur. Perişandır. Vücudunda stres hormonu olan kortizol pompalanıyor ve beynini yıkıyordur, duygu ve dürtüleri tamamen kontrolden çıkmıştır, kendisini sakinleştiremez veya ihtiyacı olanı ifade edemez. Bu acı vericidir.

Çocuklarla bağlantı kurmanın onları şımartmayacağını söyleyen yazar, aksine yanıt vermemek ve sakinleştirmemenin, onları güvensiz bir şekilde bağlı ve endişeli bir çocuğa dönüştüreceğini söylüyor. İhtiyaçların her zaman karşılanması gerektiği, ancak istek ve heveslerin ertelenebileceğini belirten yazar bunu şöyle ifade etmiş:

Çocuklara her zaman istedikleri verildiğinde esneklik kazanma ve önemli hayat dersleri öğrenme fırsatlarını kaybederler; doyumun gecikmesi, bir şey için çalışmak zorunda olmak, hayal kırıklığıyla baş etmek. Minnet duygusunun aksine hak ettiğini düşünme çocuğun gelecekteki ilişkilerini etkileyebilir.

Yazar, bağlantıya zemin hazırlarken yanıt esnekliği içerisinde olmayı, düşünüp en iyi seçeneği bulmak için durmayı öğütlemiş. Bu anlamda üç dramsız bağlantı ilkesine yer vermiş:

  1. Bağlantı İlkesi: Köpek Balığı Müziğini Kapatın (Önceki deneyimlerinizden yola çıkarak korkutucu senaryolar kurmayın)
  2. Bağlantı İlkesi: Nedeni Araştırın (Veri elde etmeden teori kurmayın)
  3. Bağlantı İlkesi: “Nasıl” Hakkında Düşünün (Neyi nasıl söylediğimizin önemini unutmayın)

Kitapta bir sonraki aşama ise dramsız bağlantı döngüsü. Şimdi tüm bu anlatılanları nasıl uygulayacağımıza geldi sıra. Bu da dört stratejiyle açıklanmış:

  1. Bağlantı Stratejisi: Rahatlatın

Bu aşama için yapılması gereken ilk şeyin sözsüz iletişim biçimi olarak dokunmak olduğu belirtilmiş:

Birinin koruyucu ve sevecen bir şekilde bize dokunduğunu hissettiğimizde, beynimizde ve vücudumuzda (oksitosin gibi) iyi hissettiren hormonlar salgılanır, kortizol denen stres hormonu seviyelerimiz düşer. Diğer bir deyişle, çocuklarınıza sevecen bir fiziksel yakınlık gösterdiğinizde beyin kimyalarını gerçekten yararlı bir şekilde değiştirirsiniz.

Burada, çocuğa tehdit olmadığı duygusunu verebilmek için vücut dilini kullanmak gerektiği ifade edilmiş ki bu bana ilginç geldi gerçekten:

Pek çok insan bir çocuğun göz hizasına inmekten bahseder fakat güven ve tehditsizliği iletmenin en hızlı yollarından biri çocuğun göz hizasından aşağıya inip sakinlik iletecek, rahat bir beden duruşu seçmektir.

2. Bağlantı Stratejisi: Onaylayın, Onaylayın, Onaylayın

Çocukların duygularından kaynaklanan davranışlarını sevelim ya da sevmeyelim, kendilerini onaylanmış hissetmeleri ve bu şiddetli duyguların ortasında yanlarında olduğumuzu bilmelerinin öneminden bahseden yazar, nasıl hissedip hissetmeyeceklerini söylediğimizde ise, onların deneyimlerini önemsiz kılacağımız konusunda uyarıyor. Yani çocuğunuz bir şeye üzüldüğünde, bunun aslında üzülmesi gereken bir şey olmadığını söylemenin ona kendini kötü hissettirmekten başka işe yaramayacağını anlamamızı istiyor.

3. Bağlantı Stratejisi: Bırakın ve Dinleyin

Duyguları coşmuş bir çocuğa öğüt vermeye çalışmanın çoğu zaman sorunu büyüttüğünden bahseden yazar, üzgün bir çocuğun zaten duygusal açıdan aşırı yüklü olduğunu, bu durumda konuşmaya çalışmanın duygularının daha da taşmasına, daha düzensiz ve bunalmış hissetmesine yol açacağı, bu nedenle çok daha az şey duyabileceği ya da öğrenebileceğini belirtmiş. O yüzden dinlemek ve duyduklarını yansıtmak önerilmiş bu aşamada.

4. Bağlantı Stratejisi: Duyduklarınızı Yansıtın

Çocuğun söylediklerini yansıtmak, ona anlaşıldığı duygusu vereceğini ve döngünün başına dönüp rahatlamasını sağlayacağını söyleyen yazar, duyduklarını yansıtırken dikkat edilmesi gereken noktalara da değinmiş. Duyguları yansıtırken sadece sevgiyi değil, ilgiyi de hisseden çocuğun rahatlamaya geçeceği ifade edilmiş:

Aslında ilgi isteyen davranış yalnızca gelişimsel olarak tamamen normal değil, aynı zamanda ilişkiseldir. İlgi, dünyanın her yerindeki tüm çocukların ihtiyacıdır.

Çocukların üst beyinlerini kullanmaya yönlerdirmeyi, 1-2-3 yaklaşımı olarak maddelendirmiş yazar. Bir tanımaya, iki ilkeye ve üç istenen sonuca odaklanır diye tariflemiş.

Bir Tanım:

Disiplinin öğretmekle ilgili olduğunu bir kez daha hatırlatan yazar, disiplinin cezalandırmayla ilgili olduğunda, öğretme fırsatını kaçıracağımızı, yaramazlığın sonuçlarına odaklanarak çocukların vicdanlarındaki fizyolojik ve duygusal işleyişi deneyimleme fırsatını sınırlandırmış olacağımızı söylemiş.

İki İlke:

Çocukları işbirliğine teşvik edecek bu ilkeler şöyle sıralanmış:

1.İlke: Çocuğunuz Hazır Olana Kadar Bekleyin

Tepkisel bir durumdayken ne öğrenmenin ne de öğretmenin mümkün olamayacağını söyleyen yazar, bu durumda daha sonra konuşmak üzere ertelemeyi ve hazır olunduğunda konuşulmasını öneriyor.

2. İlke: Katı Değil, Tutarlı Olun

Çocukların tutarlılığa ihtiyaçları olduğu, ancak bu şekilde güvenli bir bağlılık kuracakları söylenirken katılık konusunda ise uyarmış yazar:

Ancak katılık, güvenlik ya da güvenilirlikle değil, inatçılıkla alakalıdır. Ebeveynleri gerektiğinde uzlaşmaktan ya da bir davranışın bağlamına ve ardındaki niyete bakmaktan veya bir istisna yapmanın mantıklı olduğu anları fark etmekten alıkoyar.

Yazar fiziksel güvenlik dışındaki konularda, bazen esnek olunabileceğini, kendi endişe ve korkularımıza bağlı olarak hareket etmememizi öğütlemiş. Yani tutarlı ama esnek olabilmeyi, arada istisnalar olabileceğini belirtmiş.

Üç Akılgözü Sonucu:

  1. Sonuç: İçgörü

Sadece emredip çocuklarımızdan beklentilerini karşılamalarını istemek yerine onlardan kendi duygularını ve zor durumlara karşı verdikleri yanıtları dikkate alıp düşünmelerini istediğimizde, onların kişisel içgörü geliştirmelerinde yardımcı olacağımızın söylendiği kitapta, bunun kolay olmadığı, ancak pratik içgörü geliştirme konuşmalarıyla, farkında olmaları ve kendilerini daha iyi tanımalarının sağlanacağı belirtiliyor.

2. Sonuç: Empati

Çocuklarımıza sorular sorarak başkalarının duyguları üzerine gözlemler yapmasını sağlamanın öğüt vermekten daha etkili olacağını söyleyen yazar, başka birinin bir durumda nasıl hissettiğini düşünme pratiği yapmalarını ne kadar sağlarsak o kadar empatik ve ilgili olacaklarını ifade etmiş. Ahlak temellerinin de bu şekilde kurulacağı belirtilmiş.

3. Sonuç: Bütünleşme ve Yaraların Onarımı

Geri dönüp bir hatayı telafi etmenin kolay olmadığını, ancak dramsız disiplinin, bunu öğretmemizde yardımcı olacağını söyleyen yazar, çocukların kendilerini tanıma, başkalarının duygularını düşünme ve bir durumu onarmak için eyleme geçme becerilerini artırdıklarında, ergenliğe ve yetişkinliğe geçtikçe kendilerini daha iyi tanımalarını ve başkalarıyla geçinmelerini sağlayan ön loblarındaki bağlantıları oluşturup güçlendireceklerini söylüyor.

Sonraki bölümde, yönlendirme hususunda bize yardımcı olacak stratejilere yer verilmiş.

  1. Yönlendirme Stratejisi: Yaratıcı Biçimde Yaklaşın Duruma

Mizahın güçlü bir yardımcı olduğu söylenilen kitapta, oyunbaz olmanın bir çocuğun şiddetli duygu baloncuğunu delmenin harika bir yolu olduğunu, böylece kontrolü yeniden kazanmasını sağlayabileceğimizi söylüyor.

2. Yönlendirme Stratejisi: Öğretin Akılgözü Araçlarını

Akılgözünün, başkalarının zihinlerinin yanı sıra kendi zihinlerimizi görmek ve hayatlarımızda bütünlüğü artırmakla alakalı olduğunu hatırlatan yazar, bu stratejinin çocuklara şu mesajı verdiğini söylüyor:

Olumsuz bir deneyime takılmana gerek yok. Dışsal olayların veya içsel duyguların bir kurbanı olmana gerek yok. Nasıl hissettiğinin ve nasıl davrandığının sorumluluğunu üstlenmek için aklını kullanabilirsin.

Çocuklarımızın duygularını hissedip hislerini duyumsamalarının yanında, bedenlerinin nasıl hissettiğini fark edip kendi duygularına tanıklık edebilmelerini öğretmemizin gerekliliğinden bahsedilen kitapta, bu sayede kendilerini sorgulamayı ve sonra da içsel durumlarının farkındalığına dayanarak problem çözmeyi öğretmenin önemi vurgulanıyor.

3. Yönlendirme Stratejisi: Ne olur Anlatın, Öğüt Vermeyin

Çocukların kötü kararlar verdiklerinde bunları ailelerinden duymaya ihtiyaçları olmadığını söyleyen yazar, ihtiyaçları olanın, ailelerinin onları yönlendirmesi, verdikleri kötü kararları görmeleri ve bu kötü kararlara nasıl vardıklarını anlamalarını sağlaması olduğunu söylüyor. Böylece kendilerini düzeltebilir ve değişmesi gereken ne varsa değiştirebilirler.

“Neler oluyor?”, “Anlamama yardım eder misin?”, “Bunu anlayamadım” gibi cümleler ne gördüğümüzü söyleyip, açıklama isterken güçlü cümleler olduğu ve diyalog ve işbirliği fırsatı sunduğu belirtilmiş.

4. Yönlendirme Stratejisi: Lütfen Konuşmayı Kısa Kesin

Yönlendirirken fazla konuşma dürtüsüne direnmemiz gerektiği ve konuşmayı kısa ve öz tutmamızı öğütleyen bu strateji, bunun için dört adım önermiş:

  1. Adım: Bağlantı kurun ve davranışının arkasında yatan hislere hitap edin.
  2. Adım: Davranışı ele alın.
  3. Adım: Alternatif sunun.
  4. Adım: Konuyu kapatın.

5. Yönlendirme Stratejisi: Evete Çevirin Hayırı Ama Koşullu Olsun

Hayır, özellikle sert ve dışlayıcı bir ses tonuyla söylenmişse, tepkiselliği otomatik olarak etkinleştirdiği, bu da beyinde savaş, kaç dona kal ya da bayıl olarak karşılık gördüğü, oysa destekleyici bir evetin, bir davranışa izin vermediğinizde bile “sosyal ilişki devresi” denen şeye dönüşerek, beyni olup bitenlere karşı anlayışlı kılıp öğrenmeyi daha mümkün hale getireceği ve başkalarıyla bağlantıyı destekleyeceği ifade edilmiş.

Bir çocuğun gerçekten istediği bir şey reddediyorsak, düşüncemizde dayatmacı veya fazla katı olmaktan kaçınmamızın önemi de vurgulanmış.

6. Yönlendirme Stratejisi: Nasıl Hissediyor Olursa Olsun Kucak Açın

Çocukların duygularını ne olursa olsun kabul etmemiz gerektiğini, ama onlara vermemiz gereken mesajın “Her türlü duyguyu hissedebilirsin fakat istediğin her şeyi her zaman yapamazsın” olduğunu söyleyen yazar, ebeveynleri tarafından duyguları küçümsenen ya da inkar edilen bir çocuğun “benlik tutarsızlığı” geliştireceğini belirtmiş:

Bir çocuk bir olayı deneyimliyorsa ve bakıcısından gelen yanıt bununla uyumluysa (eşleşiyorsa) içsel deneyimi ona anlamlı gelecektir ve kendini anlayıp içsel deneyimini güvenle anlamlandırıp diğerlerine iletebilir. “Benlik tutarlılığını” geliştiriyor ve kullanıyor olacaktır.

7. Yönlendirme Stratejisi: Disipline Dahil Edin Çocuğunuzu

Disiplin sürecine dahil edilen çocukların kendilerine daha fazla saygı duyulduğunu hissettikleri, ebeveynlerin destekledikleri şeye ortak olup işbirliği yapmaya ve hatta disiplini gerektirmiş olan sorunlara çözüm bulmaya daha meyilli olduklarını söyleyen yazar, bu durumda bir takım olarak çalışacaklarını belirtmiş.

8. Yönlendirme Stratejisi: İyi ve Olumlu Olan Şeyleri Vurgulayın

Son stratejide, olumlu davranışlara odaklanıp, iyi kararlar alıp kendilerini iyi idare ettiklerinde bunu fark edip takdir etmemizi öğütlüyor yazar.

Kitabın sonunda dört umut ve avuntu mesajı yayınlanmış:

1. Umut Mesajı: Sihirli Değnek Diye Bir Şey Yoktur

Bazen sihirli değnek diye bir şey yoktur. Ancak elinizden gelenin en iyisini yaptığınızda bile çocuğunuz üzülmeye devam ederse bu sizi kötü bir ebeveyn yapmaz.

2. Umut Mesajı: İşleri Batırdığınızda Bile Çocuklarınız Bundan Faydalanır

Pek de harika olmayan ebeveyn yanıtları çocuklara zor durumlarla baş edip yeni beceriler geliştirmeleri için fırsatlar sunar.

İstediğimiz gibi davranamadığımızda kendimize merhamet edip kendimizi affedebiliriz çünkü bu durumlar da değerli anlar sunar. Zihnimizde bir niyet, bir hedef olması önemlidir. Kendimize karşı nazik ve şefkatli olmak yalnızca içsel bir sığınak yaratmak için değil, aynı zamanda çocuklarımıza kendimize ve başkalarına karşı nazik olmada örnek teşkil etmek için gereklidir. Bu deneyimler çocuklarımıza gelecekteki çatışma ve ilişkilere hazır olmalarını sağlayacak önemli dersleri öğrenme fırsatı sunar ve hatta nasıl seveceklerini öğretir.

 3. Umut Mesajı: Her Zaman Yeniden Bağlantı Kurabilirsiniz

Bir ebeveyn olarak ilişkideki bir kırıklığı mümkün olduğu kadar çabuk onarmanız önemlidir. Çocuğunuzla aranızdaki İş birlikçi ve korumacı bağlantıyı iyileştirmek istersiniz. Onarımı mümkün olmayan kırıklar hem ebeveynin hem de çocuğun bağlantı kopukluğu hissetmesine yol açar. Bu kopukluk uzarsa (özellikle de öfkeniz, düşmanlığınız veya hiddetinizle özdeşleşirse) çocukta toksik utanç ve aşağılık kompleksi ortaya çıkabilir, gelişen benlik algısına ve ilişkilerin nasıl işlediğine dair ruhsal durumuna zarar verebilir. Bu yüzden bir kopukluk olduktan sonra çocuklarımızla vakit kaybetmeden yeniden bağlantı kurmamız çok önemlidir.

4. Umut Mesajı: Olumlu Bir Değişim İçin Asla Çok Geç Değil

Sizin ya da çocuğunuzun yaşının kaç olduğu fark etmeksizin her yaşta disiplin yönteminizi değiştirebilirsiniz. 

Bu yazı çok uzun oldu biliyorum. Buna rağmen ekleyemediğim çok şey var. Kitabın özeti niteliğinde buzdolabı notu eklenmiş mesela. Ya da biraz daha uzun bir özet olan bakıcıya not kısmı var. Sonrasında yazarların kendi çocuklarıyla olan dramsız disiplini kullanamadıkları olaylara yer verilmiş ki görelim, hiç kimse her zaman mükemmel idare edemez.

Buraya kadar okumuşsanız size teşekkür ediyorum ama son bir bölümü daha eklemeden geçemeyeceğim. En iyi ebeveynlerin bile yaptığı 20 disiplin hatası. Ben sadece başlıkları vereceğim, açıklamaları için kitaba göz atmanız gerekecek 🙂

  1. Disiplinimiz öğretmeye dayalı olmak yerine sonuç esaslı olur.
  2. Disipline ederken sıcak ve korumacı olmadığımızı düşünürüz.
  3. Tutarlılığı katılıkla karıştırırız.
  4. Çok fazla konuşuruz.
  5. Davranışa çok fazla odaklanırız ve davranışın arkasındaki nedene çok fazla bakmayız.
  6. Söylediklerimizi nasıl söyleyeceğimize odaklanmayı unuturuz.
  7. Çocuklarımızın yoğun veya olumsuz duygular yaşamaması gerektiği mesajını iletiriz.
  8. Aşırı tepki veririz, bu yüzden çocuklarımız kendi eylemlerine değil, aşırı tepkimize odaklanır.
  9. Onarmayız.
  10. Duygusal ve tepkisel bir anda ahkam kestikten sonra aşırı tepki verdiğimizi fark ederiz.
  11. Bazen çocuklarımızın iyi seçimler yapmak veya sakinleşmek için yardımımıza ihtiyaç duyduklarını unuturuz.
  12. Disipline ederken izleyiciyi önemseriz.
  13. Güç mücadelelerine takılırız.
  14. Belirli bir anda çocuğumuzun kendisine yanıt vermektense alışkanlıklarına ve duygularına yanıt olarak disipline ederiz.
  15. Çocuklarımızı başkalarının önünde düzelterek utandırırız.
  16. Çocuklarımızın açıklamasına izin vermeden önce en kötüyü düşünürüz.
  17. Çocuklarımızın deneyimini reddederiz.
  18. Çok fazla beklentiye gireriz.
  19. “Uzmanların” kendi içgüdülerimizi aşmasına izin veririz.
  20. Kendimize çok yükleniriz.

Kitabın anlatımı burada bitiyor. Aslında bu kitap son dönemlerde okuduğum pek çok kitapla benzerlik taşıyor. Ceza olmadan, daha kapsayıcı bir ebeveynlik sisteminin hepimize iyi geleceğini vurguluyor. Ama ben her okuduğum kitapta, bunları yeniden fark ediyor gibiyim. Yani hayatıma uyarlayışım o kadar da kolay olmuyor. Doğruları biliyorum ama uygulamaya geçirmek başka beceriler, başka aşılması gereken engeller gerektiriyor. Çünkü ebeveyn olarak biz de bir takım yaralar alarak büyüdük ve şimdi kendimizi de iyi etmeye çalışıyoruz. Yani hiç birimiz mükemmel ve gerektiği kadar sakin olamıyoruz. Gene de bunları fark ediyor oluşuma şükrediyorum. Kim demiş ki bu süreç sancısız olacak diye…

Bu kitaptan benim aklımda kalanları en aza indirecek kadar yazmaya çalışayım.

  • Bağlantı kurmak kilit önem taşıyor. Çocuğa önce onu anladığımızı ve duygusunu kabul ettiğimizi hissettirmemiz gerekiyor.
  • Vücut dili çok önemli. Çocuğun göz hizasının altında kalarak onunla iletişim kurmak sakinleştiriyor.
  • Ebeveyn öfkesi ve çocuğu aşağılama, toksik utanca sebep oluyor ve bu çok tehlikeli.
  • Öfke ya da üzüntü hallerinde çok konuşmak bize bir şey kazandırmıyor. Mümkün olduğunca sessiz kalmalıyız.
  • Hayır sert bir kelime. Yerine koşullu evet kullanmak daha az yaralayıcı.
  • Tutarlı olmak önemli ama katı olmaktan kaçınmak gerek.
  • Çocuğa doğruyu söylemek değil, doğruyu bulmasını sağlamak önemli. Böylece üst beynini çalıştırmış oluruz.
  • Çocuğun davranışlarına yargılayıcı değil, merak duygusuyla yaklaşmak gerekiyor.
  • İstediğimiz gibi davranamadığımızda kendimize öz şefkat göstermemizin de çocuklarımıza katkısı var. Onlara da öz şefkati göstermiş oluyoruz.

Öğrenmek hiç bitmeyen bir serüven. Ne kadar okursanız, o kadar az şey bildiğinizi fark ediyorsunuz. Sanırım tamam artık bitti diyebileceğimiz bir aşama yok. Zaten kendini en çok geliştirme çabasında olan ebeveynler, kendilerini en yetersiz hissedenlermiş. O yüzden kendime öz şefkat göstermeyi seçiyor ve elimden geleni yaptığımı düşünüyorum.

Şimdi buraya eğlenceli bir şarkı ekleyeyim tam da öz şefkat üzerine. Tüm annelere gelsin 🙂

DSC05699-001Kitabın Künyesi :

Yazan : Dan Siegel, Tina Payne Bryson
Yayınevi :Pegasus
Çeviri : Bahar Çetiner
Sayfa Sayısı : 304

İlgili Yazılar :

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

14 Responses to Dramsız Disiplin

  1. Geri bildirim: Kişisel Dönüşüm Kitaplarım | Oğlumu Büyütürken

  2. PINAR dedi ki:

    çok güzel özetlemişsiniz. yararlı ve merak uyandırıcı oldu. Emeğinize sağlık

    Beğen

  3. Geri bildirim: Dijital Dünyada Çocuk Büyütmek | Oğlumu Büyütürken

  4. Geri bildirim: Çocuğunuzun Beynine Hoş Geldiniz | Oğlumu Büyütürken

  5. Geri bildirim: Yetişin Çocuklar | Oğlumu Büyütürken

  6. Geri bildirim: Duyulmak İstiyorum | Oğlumu Büyütürken

  7. Mine dedi ki:

    Merhaba, bu açıklayıcı anlatımınız ve emeğiniz için çok teşekkür ederim. Zamanınızdan fedakarlık yaparak beklentisiz bir şekilde biz okuyuculara ışık tuttunuz. Sayenizde hiç kitap okumayan bir birey olarak bu kitaba merak saldım. Elinize emeğinize sağlık, teşekkürler.

    Beğen

  8. Geri bildirim: Kabil’i Yetiştirmek | Oğlumu Büyütürken

  9. Geri bildirim: Ebeveynler İçin Farkındalık | Oğlumu Büyütürken

  10. Geri bildirim: Ebeveynlikte Altın Saatler | Oğlumu Büyütürken

  11. Geri bildirim: Evet Beyinli Çocuk | Oğlumu Büyütürken

  12. Geri bildirim: Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk | Oğlumu Büyütürken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s