Ebeveynlerle Sohbet

dsc04798-001Bu kitap uzun zamandır kitaplığımda bekliyordu. Çocuğum büyümeden okusam iyi olur diyerek sonunda elime aldım 🙂 Aslında kısa ve kolay okunan bir kitapmış.

Kitap bir hayli eski. Aslen çocuk hekimi olan ama sonradan psikanalize yönelen Winnicott’un, 1955 yılından itibaren, ebeveynlik üzerine yaptığı radyo konuşmalarından ve bu konuda yazdığı makalelerden derlenerek hazırlanmış. Bunca yılın ardından değişen ebeveynlik tanımlamaları üzerine çok demode kaçacağını düşünerek başlamış olsam da, esas olarak içgüdüleri dinleme yönünde bir eğilimi olduğundan, zamanlar ötesi olarak değerlendirilebilir.

Yazar esasen, bir radyo programında sağlık açısından bir düşünceyi aşılamanın doğru olmadığı fikrinde. Bunun yerine insanların yaptıkları sıradan şeyleri ele alarak, bunları neden yaptıklarını anlamalarını sağlamanın doğru olacağını düşünüyor.

Şaşırtıcı ama, annelerin evdeki çocuğun idaresiyle ilgili anlattıklarını tekrar tekrar dinlediğinizde hiç kimsenin bu ebeveynlere ne yapacaklarını söyleyemeyeceğine ikna oluruz. Yalnızca benzer koşullarda bizimde aynısını, hatta daha kötüsünü yapabileceğimizi farkederiz. 

Yani yazar bir anlamda, her anne-çocuk ilişkisinin, içinde bulunduğu duruma göre şekilleneceği ve kendine özgü olacağını söylüyor. Ancak bunun yanında yazar, tokat atmayı da bir seçenek olarak görüyor ki, sanırım bu da içinde bulunduğu zamanın şartlarına göre değerlendirilmesi gereken bir durum.

İnsanlara ne yaptıklarının gösterildiğinde daha az korkarak, kendilerini daha güvende hissedeceklerini söyleyen yazar, böylece öneri yerine bilgi aramaya yöneleceklerini belirtiyor.

Yazar, ebeveynlere sunulan “çocuğunuzu sevmeniz, emzirmeniz gerekir. Aksi halde kötü sonuçları olur” tarzı radyo yorumlarının kişilerde olumsuz etkilere yol açabileceğini belirtiyor. İnsanların sağaltımı olmayan durumlarda kendilerini hasta hissetmelerine yol açmanın, onların daha fazla açı çekmesine neden olacağını söylerken yapılması gerekeni şöyle özetliyor:

Bunun yerine, bazen annelerin bebeklerini başlangıçta sevmediklerini belirtmek, annelerin neden sık sık kendilerini bebeklerini emziremez halde bulduklarını göstermek ya da sevginin neden yalnızca bir içgüdü olmadığını, aslında çok daha karmaşık bir konu olduğunu anlatmak bu annelere çok daha fazla yardımcı olur.

Annelerin karşı karşıya kaldıkları çeşitli sorunların, davranışların ve sonuçlarının tartışılabileceğini ama ne yapması gerektiğinin söylenmemesini salık veren yazar bunu şu şekilde ifade etmiş:

Eğer annelere ne yapacakları söylenirse, çok geçmeden zihinleri karışır ve her şeyden önemlisi neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam olarak bilmeksizin harekete geçebilme becerilerini kaybederler. Kendilerini kolayca yetersiz hissederler. Her şey için kitaba bakmak ya da radyo dinlemek zorunda kalırlarsa doğru şeyleri yapsalar bile hep çok geç kalmış olacaklardır, çünkü doğru olan derhal yapılmalıdır. Tam olarak doğru zamanda harekete geçmek, deyim yerindeyse hareket sadece sezgisel veya içgüdüsel ise mümkün olabilir.

Yazar, üvey ebeveynlik konusuna da değinmiş ve başarısızlık öykülerinin değerli olduğundan söz etmiş:

İnsan doğasının derinlerinde gizli kalan çok şey vardır ve ben kendisi için her şey çok basit ve pürüzsüz olan, tüm cevapları bilen, hiç tereddüt yaşamayan bir annenin çocuğu olmak yerine insan olmaya ilişkin tüm içsel çatışmalara sahip bir annenin çocuğu olmayı tercih ederim.

Yazar her radyo programı için farklı konular belirlemiş. Bunlardan biri de “Hayır” demek üzerine. Çocuğun buna alışma sürecini üçe ayırmış. İlk başta kontrolün tamamen ebeveynde olduğu zaman dilimi. Burada ebeveyn olumsuzluklardan çocuğu koruyor ve bir anlamda çevreye karşı “Hayır” diyor. Bebek büyüdükçe, bebeğe karşı “Hayır” deme aşamasına geçiliyor. Elbette ebeveyn sorumluluğu tüm süreçlerde baki. Burada önemli olan çok fazla hayır kullanmamak ve sadece gerçekten gerekli yerlerde hayır diyerek çocuğu sürece hazırlamak. Son aşama ise “Hayır”dan sonra bir açıklama yapmak. “Hayır çünkü sıcak” gibi.

Yazarın seçtiği bir başka konu da Kıskançlık. Hep inanılanın tersi bir yönden yaklaşıyor olaya ve bunun bebeğin sevme yetisinin bir göstergesi olduğu ve gelişimindeki bir başarıyı yansıttığını ifade ediyor. Bu konuda çocukla konuşabiliyor olmanın yardımcı olacağını söyleyen yazar, kıskançlıkla tanışan ve bu duyguyu kabullenmiş çocukların, deneyim anlamında daha zengin olduklarını belirtmiş. Kıskançlığın annenin zamanını çalan herhangi bir şeye karşı olabileceğini söyleyen yazar, bunun bir bebeğe olduğu kadar bir kitaba da olabileceğini söylemiş. Bu tam da bizim evdeki duruma uyuyor esasen. Ne zaman elime kitap alsam, okumamam için türlü stratejiler deneyen bir oğlum var 🙂

Kıskançlığın zaman içinde kendiliğinden yok olduğunu, ancak bazı durumlarda karakter olarak devam edebildiğini, bunun da muhtemelen gösterilen tutumla alakalı olduğunu söylemiş yazar:

Kıskanç mizaçlı insanların geçmişlerinde bir dönem kıskanç olmak için gerçekten iyi bir sebeplerinin olduğuna emin olabilirsiniz. Onların şansızlığı aslında bu kıskançlığın anlaşılabilir ve idare edilebilir olduğu o dönemlerde açıkça öfkeli, kıskanç ve saldırgan olma fırsatını elde edememiş olmalarıdır. Eğer geçmişte bu şansı yakalamış olsalardı büyük olasılıkla onlar da tıpkı pek çok çocuğun yaptığı gibi kıskançlık evresini yaşar ve bu süreci atlatabilirlerdi. Ama kıskançlık açıkça ifade edilemediğinde doğruca içeriye yönelir. Kıskançlığın gerçek sebebi gözden kaybolur. Kişi süregelen kıskançlıkları için sürekli yanlış sebepler öne sürer ve bu sebeplerin mantıklı olduğunu iddia eder. Bu gibi sapmaları önlemenin yolu, küçük çocukların uygun zamanda kıskançlık göstermelerine izin vermektir. Böylelikle yaşanan sağlıklı kıskançlık rekabete ve ihtirasa dönüşür.

Yazar, anneliğin sıkıntı verici yanlarını konuşmanın yararından bahsediyor bir diğer bölümde:

Bana kalırsa annelere yaşadıkları acıları ifade etme olanağı vererek yardım edilebilir. Söze dökülmeyen kızgınlık, arkasındaki sevgiyi zehirler. Bence küfretmemizin nedeni de bu. Doğru andaki tek bir kelime tüm kızgınlıkları birleştirir, ifşa eder ve arkasından ne yapıyorsak onu yapmaya devam ettiğimiz yeni bir sürece girişiriz. 

Güvenlik hususunda, güvenilir olmayan ebeveynlerin çocukların şaşkın ve ürkek olmalarına sebep oldukları gibi, aşırı korumacı ebeveynlerde çocuklarının sıkıntı çekmesine neden olabileceğini söyleyen yazar bunun dengelenmesi üzerinde durmuş:

Güvenilir bir şekilde varlığımızı hissettirerek ve kendimizle tutarlı olarak, bebeğe katı olmayan, canlı ve insani bir istikrar sunarız, bu da bebeğin kendini güvende hissetmesini sağlar. İşte bebeğin büyümesini sağlayan, içselleştirip taklit edebileceği şey budur.

Sağlıklı çocukların denetimi elinde tutan insanlara ihtiyaç duydukları gibi, özellikle ergenlerin sınırları aşmayı sürekli denediklerinin söylendiği kitapta, bu disiplinin güvenilir ve çocuğun ilişki kurabildiği kişilerce konulması gerektiği belirtilirken, mekanik bir denetim sağlamanın işe yaramayacağı vurgulanmış.

Sağlıklı durumda, çocuklar hem kendilerine ve hem de diğer insanlara karşı her türlü dışsal denetimden nefret etmelerine yol açacak kadar güven geliştirmişlerdir ve denetim, öz denetime dönüşmüştür. Özdenetimde çatışma, öncelikle kişinin kendi içinde yaşanır. Bana kalırsa erken evrelerdeki iyi koşullar güvenlik duygusuna, güvenlik duygusu özdenetime yol açar; özdenetim bir kez ortaya çıktığında ise zoraki güvenlik artık bir hakarettir.

Çocukta doğru ve yanlış algısının gelişimi hususunda, iyi ve kötü duygusunun her çocukta doğal bir şekilde var olduğunu ve bakım veren çevrede belli koşullar sağlandığında ortaya çıkacağını söyleyen yazar, ahlakın temelinin varoluş sürekliliği olarak da adlandırılabileceğini ve bebeğin gerçek kendiliğini yaşama deneyimine dayandığını belirtmiş.

Güvenilir çevresel koşullarda yaşayan bir bebekte güvenin oluşmasıyla beraber suçluluk duygusunun da geliştiğini görebiliriz. Öte yandan çevre güvenilirlik ve emniyetten yoksun olduğunda, mesela anne bebekten uzakta olduğunda, hasta olduğunda ya da belki yalnızca zihni başka şeylerle meşgul olduğunda bebeğin suçluluk hissetme kapasitesinin de yok olduğunu görürüz.

Bebek suçluluk duygusu hissedebilmeye, yani onarıcı davranışla yıkıcılıktan kaynaklanan kaygı arasında bağlantı kurabilmeye başladığında, neyin iyi ve neyin kötü olduğunu da ayırt edebilecek bir konuma gelmiştir. Bu süreçte söz konusu olan ebeveynin ahlak anlayışının bebek tarafından doğrudan devralınması değildir. Aksine yeni bir ahlak anlayışının her birey tarafından en başından oluşturulması gerekir.

Bebeğin doğuştan gelen ahlak yapısının anne ve babanınkinden daha katı olduğunu da belirten yazar, şükran duyguları yerine sırf kibarlık için “teşekkür ederim” demeyi öğrettiğimizde işimizin zor olacağını söylüyor. Yalnızca çocuk kendi başına suçluluk duygusu hissedebiliyorsa, iyi ve kötü hakkında düşüncelerimizi öğretmemizin bir anlama olacağını belirten yazar, ancak güvenilir bir ilişki kurabildiğimizde çocuğun düşüncelerini destekleyip zenginleştirebileceğimizi ifade ediyor.

Bazı annelerin iki farklı tutum sergiledikleri, bir yanlarıyla çocuğunun büyümesini, okula gitmesini, dünya ile karşılaşmasını isterken, bilinçli olmayan diğer boyutta bunu asla istemeyeceklerini, kendisi için çok değerli olan annelik işlevinden vazgeçemeyeceğini söyleyen yazar, bunu şöyle ifade etmiş:

Ona göre bağımlı bir bebeğe annelik yapmak, gelişimle birlikte, ayrı, bağımsız ve asi olmaktan zevk almaya başlayan bir çocuğa annelik yapmaktan çok daha kolaydır.

Çocukların bunu sezeceğini ve belli belirsiz bir suçluluk yaşayacağı ve kaygı hissedeceğini, annenin bilinçsiz olarak hissettirdiği kaygının, çocuğun sığınağın dışına çıkamamasına neden olacağını belirten yazar, çocuğun okula giderken yanında bir nesne götürmesinin onu rahatlatacağını ifade etmiş. Ayrıca parmak emip, tırnak yiyebilecekleri, ancak güvenlerini geri kazandıklarında bunları bırakacaklarını söylemiş. Ayrıca çocukların okulda olmaktan ve anneyi bir süre unutmaktan hoşlandıkları için kendilerini vefasız hissedebilecekleri, belli belirsiz hissettikleri kaygıyla eve dönüşünü geciktirebileceklerini ifade etmiş. Çocuğa öfkelenmek için ortada bir sebep varsa bile, bunu okul dönüşünde yapmamak gerektiğini de vurgulayan yazar, konuyu şöyle toparlamış:

Büyümek, çocuk için her zaman baldan tatlı olmayabilir, ama anne için hemen her zaman acıdır.

Küçük çocukların, bizim içimizdeki en iyiyi bulup çıkarmaları neticesinde, güvenilir olmayı başardığımızı söyleyen yazar, bu güvenin sarsılmaması için göstermemiz gereken özenin son derece önemli olduğundan bahsediyor.

Öngörülebilen, başka bir deyişle sabit tutulabilen fiziksel koşullar var olduğu sürece çocuklar, ebeveynlerin ilişkisinde yaşanan bazı gerilimlere dayanabilirler, çünkü onlar için ebeveynlerinin ne olursa olsun orada olmaları, hayatta olmaları ve duyguları olması iyi bir şeydir. Bununla birlikte, ebeveynleri birbirleri ile sakin bir ilişki içinde olan küçük çocukların büyüme sürecinin çok daha kolaylıkla gerçekleşeceği de doğrudur.

Yazar, çocuklar için tutarlı ve öngörülebilir olmamızın ancak kendimiz olmakla mümkün olacağı, rol yapmamız halinde mutlaka bir gün yakalanabileceğimizi söylerken, bir taraftan da öğretmeden öğretmenin önemine vurgu yapmış. Çocuğun doğuştan gelen eğilimleri ile ona sağladığımız ev ortamının etkileşiminin hayatı oluşturacağı, çocuğun bu iki ortamdaki bağımsızlık ile bağımlılık arasında verdiği kişisel savaşı gözlemlemekle, zengin ve faydalı bir deneyim elde edeceğimiz ifade edilmiş.

Özetle bu kitap, kişinin kendi olmasının ve içgüdülerini dinlemesinin önemini vurgularken, duyguları yaşamanın, onu ifade etmenin ve bunların kabul görmesinin gerekliliği üzerinde duruyor.

Sahi yeni dünya düzeni, bize pompalanan iyi anne olma modelleri, iç sesimizden günden güne uzaklaştırmıyor mu bizi gerçekten…

İlgili Yazılar :

 

 

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s