Ebeveynler İçin Farkındalık

Bu kitap, daha çok anne babalığın ilk yıllarında, bebeğe/çocuğa farkındalıkla yaklaşmanın ipuçlarını veriyor. Yani benim için biraz geç kalınmış bir durum. Ama bunun ötesinde daha çok meditasyon ve inziva üzerinde duruluyor. Meditasyon yapmayı hep isteyen ve ara ara yapma denemeleri yapan benim için ilgi çekici oldu bu anlamda. Bu kitabın ne kadar etkisi oldu bilemesem de, bir süredir meditasyonu düzenli yapmaya başladım bende.

Bir ebeveyn olarak farkındalığın ne işimize yarayacağını sıralayarak başlamış yazar:

  • Kriz anında soğukkanlılığımızı korumak
  • Çocuklarımıza ve diğer insanlara daha fazla ilgi duymak
  • Sabırlı olmak
  • Atılgan olmak
  • Pişman olabileceğimiz şeyler söylememek
  • Bir perspektif duygusuna sahip olmak

Tüm ebeveynlerin, duymamış olsalar bile farkındalığı kullandıklarını söyleyen yazar, bu kitabın farkındalığı ortaya çıktığı anda farketmemizi ve böylece farkındalığın gerçekten ne kadar güçlü olduğunu görmeye başlamamıza yardımcı olacağını söylüyor.

Farkındalığın uyguladıkça gelişebileceği, herşeyi her yönüyle deneyimlememize ve kendimizi insanlarla, çevremizdeki dünyayla daha ilgili hissetmemize neden olacağı belirtiliyor.

Günlük yaşantımızda farkındalığı ne şekilde uygulayacağımızı anlatan kitap, bir defada bir tek işe yoğunlaşmanın öneminden bahsederken, budizmin, aklın aslında herhangi bir anda sadece bir nesneyi dikkate alma kapasitesinde olduğunu öğrettiğini vurguluyor.

Yeni annelerin sürekli bir farkındalık içinde olarak, kendilerini tamamen bebeğin yüzüne, nefesine odakladıklarını söyleyen yazar, öfke gibi zor duygular hissettiğimizde de, bize bu duyguları farkındalıkla tutmayı öneriyor. Tıpkı ağlayan bebeğini şefkatle tutan anne gibi.

Bebeklerin hayatındaki rolümüzü de şu şekilde açıklamış yazar:

Pek çok ebeveyn, bebeklerin mutluluğunun onların görevleri olduğuna inandıkları için zorluk yaşarlar ancak bu bir yanlış inanıştır. Bebeğimizin ihtiyaçlarını karşılamak için en iyi performansımızı sergilemek ebeveyn olarak bizim görevimizdir fakat bu, bebeklerimizin mutlu (ya da sessiz olmasını) sağlamakla aynı şey değildir. Elbette ki bebeklerin ihtiyaçları karşılandığında, mutlu olmaları çok daha muhtemeldir ancak bu iki durum kesinlikle farklı şeylerdir. Bebeğinizin duygularından sorumlu olan tek kişi, bebeğinizdir. Bebeğiniz duygularını ifade ettiğinde, onu dinlemek sizin görevinizdir.

Bebeğimizin bu sorumluluğu almasına izin vermenin de ölçülü olmayı gerektirdiğini belirten yazar ölçülü olmayı şöyle tanımlamış:

Ölçülü olmak, gerçekliği kabul etmemize ve gerçekliğe izin vermemize yardım eden bir kendine hakim olma, denge ve ayaklarımızın yere basması durumudur.

Bebeğin ağlamasına izin verilmesi gerektiğini vurgulayan yazar, bunun farkının davranışta değil duyguda olduğunu söylüyor. İzin veren ebeveyn kucağına alıp sakince ninni söyleyerek şefkat gösterirken, ağlamasına son vermeye çalışan ebeveynin gergin ve telaşlı hissedeceği vurgulanıyor. Bebeklerin bizim içsel durumumuza empati gösterdikleri düşünülünce, rahat ve toleranslı olmamızın onları sakinleştirme ihtimalinin daha yüksek olacağı söyleniyor.

Budizmde, farkındalığı temel alarak geliştirebileceğimiz dört nitelik olduğundan bahsediyor yazar:

  • Şefkat
  • Merhamet
  • Neşe
  • Sükunet

Yazar tüm bu maddeleri ayrı bölümler halinde incelemiş. Kendimize şefkat ve merhamet beslemenin üzerinde durulmuş ve bununla ilgili meditasyon uygulamaları anlatılmış. Çocukların kendi acılarını deneyimleme şanslarından mahrum bırakılmamaları gerektiği, duruma merhametle el koymanın, çocuklarımıza zorlu anlarda dikkatli olmalarını öğreteceği, biz sakin kalıp aceleci davranmadığımızda kendilerini daha iyi hissedecekleri belirtilmiş. Özü itibariyle kendimize merhamet besleyerek, çocuklarımıza kendi mutluluklarından sorumlu olmaları yetkisi verdiğimiz söylenmiş.

Kendimize merhamet beslemek, acıyı hissettiğimizde kendimizi bu acıyı yaşarken kabul etmek ve kendimize bu acıyı hissetmek için izin vermektir.

Şefkatin, acıyı farkettiğinde merhamete, neşeyi keşfettiğinde mutluluğa dönüşeceği ifade edilmiş. Neşe bahsinde ise neşeyi paylaşmanın onu artıracağı, bunun için fırsatlar kollamamız gerektiği ve planladığımızdan farklı bir tür mutluluğa da açık olmak için kendimize izin verdiğimizde hoş sürprizlerle karşılaşabileceğimiz söylenmiş.

Kendimizi sorumlu hissetmediğimizde gerçekliği olduğu gibi kabul etmeye daha yakın olduğumuzdan, empati duygumuzun ortaya çıkmasına izin vereceğimiz belirtilirken, bu denge duygusunun sükunet kelimesiyle ifade edilmek istenen durum olduğu söylenmiş.

Şefkati, dalları merhamet ve neşe olan, büyüyen ve dünyaya uzanan bir ağaç olarak düşünmeyi seviyorum. Sükunet, ağacı fırtınada koruyan ve ona güç veren kök sistemidir. Sükunet olmasaydı, ağacımız sıcak güneşin altında kavrulur ve fırtınada devrilirdi.

Sükunet, sevgiyi, merhamet duygusunu ve neşeyi sürdürebilmemizi sağlayan niteliktir.

….

Sükunet bize bir ajandamız olmaksızın sevmek, umutsuzluğa kapılmadan merhamet etmek, bağımlısı olmaksızın neşeyi hissetmek için izin verir.

Sükuneti geliştirmenin klasik yönteminin, her bir insanın kendi mutluluğundan sorumlu olduğunu kabul etmek olduğunu söyleyen yazar, sükunetin aynı zamanda kontrolümüzün ötesindeki koşulları kabullenmek ve her şeye rağmen bağlantıda kalmak anlamına geldiğini söylüyor.

Bir diğer bölümde, çocuklara farkındalıklı bir ebeveynlik yapmanın ayrıntılarına yer verilmiş. İletişim kurarken, oyun oynarken, yemek yedirirken, uyuturken, tuvalet eğitimi verirken nasıl farkındalıkla hareket edebileceğimizden söz edilmiş. Ani tepkiler vermemek, farkındalığımızı yükseltmek ve doğru tepkiler vererek örnek olmak konusunda tüyolar verilmiş.

Çocuğumuza nezaketle bir şey istemek konusunda ne yapabileceğimiz konusunda da tüyo verilmiş. Önemli olanın, tam olarak duymak istediğimiz cümleyi ses tonumuzu da dahil ederek, ona örnek olarak göstermemiz gerektiği. Sanırım benim burada kaçırdığım nokta ses tonum 😦 Gevezeliği ve gereksiz konuşmayı azaltma yönündeki telkini ise çok yerinde.

Bir sonraki ölçüt, konuşmanın gerekli mi, gereksiz mi ve zamanlamasının uygun mu uygunsuz mu olduğunu belirlemektir. Sözcüklerimi kullanırken tutumlu olmaya dikkat etmem gerektiği düşüncesiyle ilk kez karşılaştığımda oldukça şoka uğradım.

Dinlemek hakkında da bir bölüm ayırmış yazar. Duygu ve deneyimleri reddetme tuzağına düşmeden çocuklarımızı dinleyebilmemizin öneminden bahsedilmiş. Dikkatini vererek ve orada olarak dinlemenin gücü üzerinde durulmuş.

Farkındalıklı bir disiplinin nasıl verileceği, nelere dikkat edileceği anlatılan bölümde, yararlı disipline zarar veren düşüncelere bazı örnekler verilmiş:

  • Benim çocuğum bu şekilde davranmamalı.
  • Benim çocuğum bu durumda olmamalı.
  • Ebeveyn olarak başarısızım.
  • İnsanlar beni yargılıyor.

Çocukların kötü davranışlarının mutlaka bir sebebi olduğu ve onu anlamaya çalışmak gerektiğini söyleyen yazar durumu şöyle özetlemiş:

Her davranışın bir nedene dayandığına ve bu yüzden tüm davranışın kabul edilebilir olduğuna dair teorik bir anlayışa sahip olmak, o anın harareti sırasında daha kabullenici olmamıza yardım edebilir ama bu daima yeterli değildir. Bu tür durumlarda farkındalıklı olmak için bize kıyaslanamaz ölçüde en çok yardımı sunacak olan şey, alışkanlıktır ve alışkanlık pratik yaparak kazanılır.

Zor duygularla (öfke, depresyon, huzursuzluk, keder gibi) baş etmeye çalışırken dikkat edilmesi gereken bazı tüyolar verilmiş:

Zor duygularınız ortaya çıkarken, bu duyguları kabul ettiğinizden emin olmanızın en iyi yolu, farkındalığınızı bu duygularla baş etmeye odaklamanızdır. İdeal olanı, bunu duygularınız mutasyon geçirerek çaresiz düşünceleri ve eylemi tetikleyecek başka bir şeye dönüşmeden önce yapmanızdır.

Bazen bu görev o kadar gizli ve karmaşık olabilir ki gerçekten tüm dikkatimizi bu göreve odaklamamız gerekir. Bunun nedeni, eğer güçlü duygular deneyimliyorsanız bu, duyguları her gün yönlendirmek için zaman periyodlarına izin vermeniz anlamına gelir.

Çok şiddetli deneyimler içinden geçtiğimizde, içimizde baskı ve çatışma yaratanın, vazgeçmekten, hayata olmakta olduğu gibi izin vermekten korkmamız olduğunu söyleyen yazar, vazgeçmek ve hayata izin vermek yerine şikayet etmemizin, öfkeyle patlamamıza ya da kendi kabuğumuza çekilmemize neden olduğunu söylüyor. Farkındalığın mutluluğa eşit olmadığını söyleyen yazar, benim de çok sevdiğim bir yazar olan Haruki Murakami’den bir alıntı paylaşmış:

“Acı kaçınılmazdır, acı çekmek ise seçime bağlıdır.”

Haruki Murakami

Farkındalığın yapabileceği şey, bu üzüntülerle savaşmaksızın onları kucaklamamıza izin vermektir. Böylece en nihayetinde üzüntüler -bütün korkunç acılarıyla- başımızdan geçtiğinde, kalıcı olmayan zararlar bıraktıklarını görürüz. Aslında daha önce var olmamış olumlu bir şeyler bile bırakmış olabilirler. İleri bakmamıza imkan sağlayan bir derinlik, bir tevazu ve epeyce bir esneklik.

Yanlış yapmak ve işleri yoluna koymak konusunda da çocuklarımıza örnek olmamız gerektiğini söyleyen yazar bunu şu şekilde açıklıyor:

Eğer siz kendi yanlışlarınız konusunda çok peşin hükümlüyseniz ve sürekli özür diliyorsanız ya da bunun yerine öfkeye bile kapılıp küsüyorsanız, bu durum çocuklarınızı -sizin veya çocuklarınızın- yanlışlarının tolere edilemez oldukları mesajını gönderir.

Sonraki bölüm meditasyon ile ilgili. Meditasyonda nasıl bir duruşa sahip olmak gerektiği ve nasıl yapılacağı anlatılmış. Ayrıca yazar, bir anne olarak buna nasıl, nerede ve ne zaman fırsat bulabildiğini anlatmış. Bir topluluk ile birlikte meditasyon yapmanın faydalarından da bahsetmiş yazar. Ama bu, en azından benim yaşadığım şehir için mümkün değil. Daha da mümkün olmayan şey ise, bir sonraki bölümde bahsedilen İNZİVA. Meditasyon yapmak için tamamen soyutlanacağınız bir ortamda inziva yapmanın önemini vurgulayan yazar, çocuklarla bu ayarlamaların nasıl yapılacağından söz etmiş.

Her kitap yazısının sonunda, ben bu kitaptan neler öğrendim diye özetin özeti bir kaç satır yazma ihtiyacı duyuyorum. İllaki beynim bir hap bilgi istiyor sanırım. Aslında farkındalık ile ilgili uzun zamandır okumalar yaptığımdan, çok farklı bir yerlere götürmedi bu kitap beni. Gene de aklımda kalan bir kaç şeyi belirteyim:

  • Çocuğuma duymak istediğim kelimeleri söylerken ses tonumu da duymak istediğim şekilde vermeliyim.
  • Hiç kimsenin mutluluğundan sorumlu değilim. Bu çocuğum olsa bile.
  • Yanlışlarıma bakış şeklim, öfkeli ya da sürekli özür dileyen konumda olmam, çocuğuma yanlışların tolere edilemez oldukları mesajını veriyor.
  • “Acı kaçınılmazdır, acı çekmek ise seçime bağlıdır.”

Bu kitaptan da alacaklarımı koydum cebime ve annelik serüvenimde ilerlemeye devam ediyorum. Aslında ilerlediğim yer belki de kendi iç yolculuğum. Tamamen kendim olabildiğimde, tüm bunlara gerek kalmayacak belki. Zaten hayat bir yolculuktan başka nedir ki…

Kitabın Künyesi:
Ebeveynler İçin Farkındalık
Yazan : Amber Hatch
Çeviren: Cumhur Özkaya
Yayınevi : Sola Unitas
Sayfa Sayısı : 312

İlgili Yazılar :

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s