Sabrımı Zorluyorsun!

DSC05346Bakmayın öyle adının “Sabrımı zorluyorsun!” olduğuna. Bu kitap müthiş bir anlayış içeriyor.

6-11 Yaş arası çocukları anlama rehberi alt başlığıyla yayınlanan bu kitap, amiyane tabirle hap bilgiler içeriyor. Ebeveyn kitabı okumaya sabrı olmayanlar için bile, gayet rahat okunan ve olaylara kısa çözümler öneren bir kitap bu. Yaş gruplarına ayrılmış ve o yaşlarda karşılaşılması muhtemel sorunlar ele alınmış. O sorun karşısında olay nedir, çocuk ne hisseder, bu konuda çocuğun beyninde ne olur ve nasıl yaklaşılması gerekir konuları ele alınmış. Her an el altında bulundurup, o sorun karşısına çıktığında açıp okunabilecek bir şekilde dizayn edilen bu kitap, karikatürleştirilmiş aynı zamanda. Bu da kitabı daha anlaşılır kılmış.

Kitap bir kullanma kılavuzu ile başlamış. Çocuğun minyatür bir yetişkin olmadığı, beyninin gelişme aşamasında olduğundan olayları yetişkinler gibi algılayamadığı; bu gerçeği göz ardı etmemenin pek çok çatışmayı engelleyeceği belirtilmiş. Korkuya dayalı eğitimin, hormon değerlerini bozduğunun, böylece de beynin yapısında bozulma meydana geldiğinin belirtildiği kitapta, çeşitli sorunlar ele alınmış. Bu sorunlarda çocuğun ne hissettiği, bu konudaki yapılan araştırma sonuçları ve olumlu ebeveyn yaklaşımlarına yer verilmiş.

“Kriz Geçiriyor” başlığı altında, öncelikle “Neler oluyor?” sorusunu sormamız gerektiği söylenmiş. Bunun stresten kaynaklandığı, çocukların saldırgan, çekingen ya da içe kapanık davranışlar sergiliyorsa, bunun stres altında bir beynin dışa vurumu olacağı belirtilmiş. Çocuğun stresini yatıştırmak için bir takım yöntemler verilmiş:

  • Fiziksel temas, ebeveynin teselli veren sesi, sevgi gösterileri.
  • Sakince derin bir nefes almak.
  • Dikkati onun içinde kopan fırtınalara çevirmek.
  • Duygularını ifade etmesine izin vermek.
  • Bir bardak su.
  • Yeşillik manzarası.
  • Fiziksel egzersizler. (yürüyüş, koşu, bol hareket)
  • Müzik
  • Onu güldürmek

Kitapta sıklıkla şefkat üzerinde durulmuş ve şefkatin amigdalayı yatıştıran, stres hormonlarının salgılanmasını azaltan dopamin, seretonin ve oksitosin (sevinç, dinginlik ve mutluluk molekülleri) salgısına neden olduğundan bahsedilmiş.

Bu kitap, her iki sayfada yeni bir konudan bahsettiği için toparlayarak özetlemem zor. Ama altını çizdiğim de çok yer var. Bu yüzden, herhangi bir yorum yapmadan ya da konuları birleştirmeye çalışmadan, sorunu yazıp, altına o bölümde altını çizdiğim bazı yerleri yazmakla yetineceğim.

Davranışı değiştirmek için ne yapmalı?

Bazen, sevgi dolu bir bakış, birkaç güzel söz, çocuğun kendisini onarmasına yardımcı olur.

En ufak bir düş kırıklığında ortalığı ayağa kaldırıyor.

Bir memeli ancak bağlanma figürünün yanındayken gerilimlerinden kurtulabilir. İnsan yavrusu gün boyu yoğun duygularını baskılar, sakin sakin durur ama gerilimleri biriktirir. 

Öfkesini bizden çıkarıyor çünkü bize güveniyor.

Dikkat çekmeye çalışıyor.

Dikkat çekmek için değil, kendisine dikkat edilmemesinden ötürü strese girdiği için huzursuz davranır.

Özellikle, ona ihtiyaç duyduğu anda ilgi göstermeye dikkat edelim!

Yakınlık kurmayı reddediyor.

Çocuk gözlerini bizden kaçırıyor mu? Bu bir çağrıdır! İçine mi kapanıyor? Bunu yapmasının tek sebebi aramızdaki bağı yeniden kurmamız için adım atmamızı beklemesidir.

Bize olan güvenine ihanet etmişsek, ona verdiğimiz bir sözü tutmamışsak, onu haksız yere cezalandırmışsak bile, o bizi bağışlamak ister, sevildiğini bilmek ve aramızdaki bağı hissetmek ister.

Odana git!

Atacağımız ilk adım, aradaki bağı yeniden inşa etmek ve güce dayalı ilişkiyi ortadan kaldırmak olmalı.

Amacımız çocuğun “yaptıklarının bedelini ödemesi” değil, davranışlarını değiştirmesidir.

Ne yapsam daha fazlasını istiyor.

Aşırıya kaçan istekler genellikle maskelenmiş iletişim talepleri olarak algılanmalıdır.

Dibimden ayrılmıyor.

Çocuğumuzu ona fazlasıyla ağır gelen bizi mutlu etme görevinden kurtarmak için derhal kendimizle ilgilenmeye, yaşamdan yeniden zevk almaya, sorunlarımızı çözmeye ve yeni arkadaşlar edinmeye başlamamız gerekir.

Asla bir şey anlatmıyor

Bizimle pek konuşmamalarının bir nedeni de bize içlerini dökmelerine pek fırsat vermememizdir.

Oyun aracılığıyla yaşadıklarını yeniden canlandırıyor

Çocukların başka bir dili vardır: Oyun. Oyunda kendilerini ifade ederler. 

Oyundaki kişilerin söz ve hareketlerinin idaresini daima çocuklara bırakmak önemlidir.

Hep kazanmak istiyor

Kaybetmeyi öğrenmesi için, çocuğun kendini dayanıklı, kendinden emin ve güçlü hissetmeye ihtiyacı vardır.

Onu yenilmeye alıştırmak için, ona bunun nasıl yapıldığını gösterelim!

Bir baba oğluna yenilmeyi reddediyorsa, sizce burada kaybetmeyi bilmeyen kimdir?

Bana silah çekiyor

Araştırmalar silahlarla oynamanın, özellikle bu silahlar gerçeklerinin tıpatıp benzeri olduğunda, saldırganlık düzeyini arttırdığını gösteriyor. Buna karşılık kılıç ya da tüfek gibi kullanılan tahta çubuklar, rengarenk su tabancaları gibi oyuncaklar zararsız olmakla kalmıyor, üstelik çocuğa her tür heyecan, duygu ve coşkuyu keşfetme olanağı veriyor.

Oynadıkça daha çok oynamak istiyor

Çocuğun deposuna göstergeler alarm vermeden ve onu strese sokmadan doldurmak için sabah ya da tam okuldan döndüğü saatleri seçelim.

Güne oyunla başlamak, devamında gelecek mızmızlanmaları, ağlamaları ve boğuşmaları hatırı sayılır ölçüde azaltır.

Silgisi çalınmış ve diğer ufak tefek tasalar

Çocuğumuza meseleyi ondan daha iyi halledeceğimizi göstermemize gerek yok!

Ağlıyor

Onu dinleyelim ve üzüntüsünü paylaşalım. Burada imgeleme yöntemine başvurabilir, bu toksin yüklü gözyaşlarını akıtarak, bedeninin atması gereken bir zehirden kurtulduğunu düşünebiliriz.

Sakin sakin dururken birden öfke krizine giriyor

Baskı bariyerleri gevşediğinde, yani bardağı taşıran küçük bir düş kırıklığı yaşadığı ya da yorgun olduğu anlarda patlar.

Ani patlamalar konusunda göz önünde bulundurulması gereken ilk etken şekerdir.

Çocuğunuz hep tatlı (ya da tadı tuzlu olsa da beyaz unla yapılmış) bir şeyler istiyorsa, kolayca ağlama ve öfke nöbetlerine tutuluyorsa, olayları abartıp aşırı tepkiler veriyorsa, itkisel ve düşünmeden hareket ediyorsa, sürekli hayır diyor ve mızmızlanıyorsa, dikkatini toplayamıyorsa ya da dikkatini tek bir şeye verip gerisini unutuyorsa ve hatta okulda arkadaş edinemiyorsa, bu yalnızca şekerle ilgili bir sorun olabilir. Doktor testleri yardımıyla kan şekerindeki düzensizlikleri ortaya çıkarabilir. Ancak beyaz şekeri tamamen kesmek de yirmi dört saatten itibaren etkisini göstermeye başlayabilir.

6-7 Yaş Arası: Hayal Çağı:

İnsanı uyutacak hikayeler anlatıyor

Yedi yaşından önce, yalan diye bir şey söz konusu değildir.

7 Yaş: Akıl Çağı:

Giysilerinin etiketine tahammül edemiyor.

Duyusal entegrasyon bozukluğu söz konusudur.

Sırtında bir tenis topu döndürerek yaptığımız masajlarla duyusal entegrasyonun oluşmasına yardımcı olabiliriz. Yeterince güçlü bir baskıya çoğunlukla hafif sürtünmelerden daha fazla tahammül edilebilir. Baskının gücünü yavaş yavaş azaltalım; ta ki çocuk bedenine değen bir tüye katlanmaya hatta bundan hoşlanmaya alışıncaya dek.

Beyaz şeker ve boyalı gıdalar aşırı duyusal hassasiyeti körükleyebileceği için, çocuğumuzun bunları daha az tüketmesine yardımcı olalım.

Hep aynı şeyi yemek istiyor ve bu konuda yalnızca annesine zorluk çıkarıyor

Şuna dikkat edelim: Eğer çocuk kaygısını yalnızca annesine yansıtıyorsa, çatışması çoğunlukla annenin dışında bir yerlerdedir, babayla, okulla ya da başka şeylerle ilgili olabilir.

8 Yaş: Kurallar ve Projeler Evresi:

Arkadaşlarına yalan söylüyor

Onun gözünde, arkadaşlarının yanında atıp tutarken yaptığı gerçekte yalan söylemek değildir. Yalnızca sosyal statüsünü yükseltmeye çalışır.

Bu yöntemlere başvurması toplumla bütünleşmekte zorluk çektiğini gösteriyor olabilir.

Yasak olanı yapmaktan vazgeçmiyor

Yasaklar dikkati sorunlu davranış üzerine çeker, halbuki kurallar ve vaatler çocuğun dikkatini istenilen davranışa çeker. İzin, bilgi, talimat içeren cümlelerimizi farklı sözcüklerle ifade edelim.

Amacımız çocuğun düşünmesini sağlamak, beyninin ön bölgesinin harekete geçmesine yardım etmek. 

Çocuklar sınırlardan nefret eder, kurallara bayılırlar!

Ortak yaşam kurallar gerektirir. Bu kurallar sınır ya da yasak değildir;bir çerçeve oluştururlar. Tıpkı bir oyunun kuralları gibi, onlarda sınırlandırmayı değil düzenlemeyi ve uygulamayı amaçlarlar. Çocuklar kuralların konulmasına ne kadar katkıda bulunurlarsa onları uygulamaya da o kadar gönüllü olurlar.

Duymamış gibi yapıyor

Ebeveynler bazen, ağırlıklarını koymak için, uzun söylevler çekme eğilimindedir. Çocukların “anlamalarını” isteriz. Ama söylediklerimiz dikkati dağılan çocukları boğar.

Amacımıza daha etkili ve sakin bir şekilde ulaşmak için kısa keselim! Dikkatini nesneye çekmek ve beyninin ön bölgesini harekete geçirmek için, mümkün olduğu kadar ifadesiz bir tonla söylenen tek bir kelimeyle yetinelim: “Duş”, “ışık”…

Çekilmez

“Çekilmezsin” demek gerçekte: “Durumu idare etmekten acizim, hislerime yenik düşüyorum. Sana, bana ve hislerime hükmetme yetkisi veriyorum” demektir.

Ebeveynin böyle bir yetki vermesi çocuğun güven duygusunu fazlasıyla zedeler.

Sinirlendiğinizde çocuğa bir şey söylemeden önce sakinleşmek için üç kez derin nefes alalım.

Cezayı hak ediyor

Bilim insanlarının özenle yaptığı deneyler, çocuğun beyninin ancak on iki, on üç yaşlarından itibaren bir hatadan ders çıkarmasına olanak sağladığını gösteriyor!

Kendimize cezanın çocuğun davranışını düzeltmeyeceğini hatırlatalım.

Sakar

Biz bağırırken, ayna nöronları onun da bizimle aynı kaygı ve öfkeyi duymasına neden olur!

9 Yaş: Doğruluk ve Kusursuzluk:

Katıldığı her etkinliği birkaç haftada bırakıyor

Tepki göstermeden önce, çocuğu neler hissettiğini anlatmaya teşvik edelim. Gerçek nedenin ne olduğu ortaya çıkıp çocuk da bunun bilincine vardığı zaman, onunla birlikte bir karar alalım. Böylece, ne yönde olursa olsun eğitici bir seçim olur bu.

Yerinde durmuyor, dikkatini toplayamıyor

Onunla oynayalım! Sevgiyi besleyen, beynin olgunlaşmasına yardımcı olan, stresi, itkileri zapt etmeyi ve düş kırıklığına tahammül gösterebilmeyi öğreten her türlü oyunu oynayalım. İtkilerine hakim olmayı öğreten oyunların bazıları şunlardır: İstop, küpler: şekil ve renklerine göre dizme, ele vurmaca, tekerlemeler, ip atlama…

10 Yaş: Güven:

Ona güvenemiyorum!

Bir çocuğun, gelişme sürecindeki beyninin ve hormonlarının verdiği komutlara uyacağından emin olabiliriz.

Bu, bir yandan kural çiğnemek cazip geldiği için, ama öte yandan da sosyal statüsünü tehlikeye atmamak içindir.

Özerkliğini kazandıkça, yani beyninin ön bölgesi, eylemlerinin sonucunu önceden görerek kendini kendi yasalarıyla idare etmesi için harekete geçmeye uygun hale geldikçe, akranlarının baskısına daha fazla direnebilecek ve duruma uygun davranışı daha bilinçli bir şekilde seçebilecektir.

Bize hayır demeyi biliyorsa, arkadaşlarına da hayır demeyi bilecektir.

11 Yaş: Ergenlik Habercileri:

Henüz başarısızlıklardan ders çıkarma yetisine sahip değildir ve olumsuz yorumları tam anlamıyla özümseyip, bunlardan hatalarını düzeltmek için yararlanamaz.

Onunla bir şey yapmak mümkün değil

Birlikte oyun oynamayı başaramadığımız zamanlarda, bunun sorumluluğunu çocuğumuza yüklemekten kaçınalım. Neden böyle olduğunu tam olarak anlamadığımız zamanlarda, hem bunu kasıtlı yapmadığını, hem de bundan ikimizin de sorumlu olduğunu hatırlatalım kendimize.

Çocuk onunla gurur duymanızı ister. Baskı altına girer. Siz tavsiyeler vererek ona yardımcı olmaya çalışırsınız… Ancak bu sözcükler çocuğun beyninin sol yarımküresindeki sözel kısımları harekete geçirir. Oysa beyninin işitsel bilgi akışıyla böylesine meşgul olması, beyninin arka tarafında yer alan, eyleme geçmekten ve duruma uygun motor tepkileri vermekten sorumlu kısmıyla göz arasındaki doğrudan bağlantının kısa devre yapmasına yol açar. 

Bilgisayarda şiddet içeren oyunlar oynuyor

Bu günlük hayatta gerçekten yararlı olacak bir beceri değil, hele okulda hiç değil! Dahası, oyunların yaratıcılarının hepsi, bunları bağımlılık geliştirme üzerine tasarlıyor. Görüntülerin ritmi, ekranın parlaklığı, hipnoz etkisi yapan sesler beynin bazı bölgelerini uyarıyor. Ustaca ayarlanmış dozda başarısızlık (tekrar dene) ve “ödüller” akkumbens çekirdeğini, yani bağımlılık bölgesini aktif hale getiriyor. 

Bağımlılık sadece depsesif ya da sorunlu çocuklara mahsus değildir. Bu konuda ebeveyn denetimi şarttır.

Biz Ebeveynlerin Durumu Nedir?

Biz sinirlerimize hakim olamıyorsak onların krizlerine laf edemeyiz.

Sinirleniyorum ve bağırıyorum

Sakin olmasını istemek için bir çocuğa bağırmak çelişkili bir durumdur. 

Çocuklarımız bizi taklit eder

Bağırmak çocuğa bağırmayı öğretir. Vurmak ona vurmayı, kendini kaybetmeyi öğretir. Ağzımıza geleni söylemek de ağzına geleni söylemeyi…

Sabrımı zorluyorsun

Bir çocuğun davranışları karşısında kontrolümüzü kaybetmek, tepkilerimizin uzaktan kumandasını onun eline vermek demektir. Bu beklemediği güç karşısında güven duygusunu yitiren çocuk, korkmasına neden olan durumu yinelemeye eğilimli olur.

Neden böyle agresifiz?

Stres anlarında, kendimizi onların karşısında aciz hissettiğimizde, beklemediğimiz bir davranışla bizi düş kırıklığına uğrattıklarında, kendimiz de çocukken kapılmış olduğumuz o aşırı güçsüzlük duygusunun aynısını yeniden duymamak için, onlara hükmetme ihtiyacı duyarız. Bunu kabul etmek bu ölçüsüz tepkinin önüne geçmemize yardım edebilir.

İyi haber;çocuklarımızla olumlu bir etkileşim içinde olmak beynimizdeki dopamin düzeyini yükseltiyor ve accumbens çekirdeğimizi (ödül ve haz devresini) uyarıyor. Çocuklarımıza şefkat göstermek bize de iyi gelir! En bencil ebeveynlere duyurulur: Bu sizin de çıkarınızadır. Sevgi göstermek bizi sevgiyle doldurur! 

Her durumda yetişkince davranmak

İçimizdeki çocuğu iyileştirelim. Duygularını dinleyelim, ona şefkat gösterip, ihtiyaç duyduğu sevgiyi verelim. Geçmişimizin bugünümüzü nasıl etkilediğini görelim.

Sonuç

Çocuklarımızın davranışları bize karşı değildir; tıpkı bir çağrı gibi bize doğru yönelmiştir; çünkü bizler onların ebeveynleriyiz ve onlara destek olacağımız, yaşamlarında rehberlik edeceğimiz konusunda bize güvenirler.

Onun için önemli olan şu ya da bu şeyi yapabileceğimizi ona göstermeyi bilmezsek, ondan bizim için önemli olan şu ya da bu şeyi yapmak için gayret göstermesini nasıl isteriz? Çocukla oynamak, belki okul başarısı için de ödevlerini yapmasına yardım etmekten daha önemli ve hatta daha etkilidir.

Bir bireyin geçmişinin, daha belirgin bir ifadeyle ilişkileriyle ilgili geçmişinin onu biçimlendirdiği, günümüzde kesinlik kazanmıştır.

Meditasyon, psikoterapi ya da sevgi bizi iyileştirebilir.

Ufak Tefek Bilgiler ve Ek Yöntemler

Sorunlarını çözmesine yardımcı olmak

Ne, ne hakkında, nasıl ile başlayan sorular faydalı olur. Neden sorusunu sormaktan kaçınmalıyız. Bir kere çocuk buna ne yanıt vereceğini bilmez. Öte yandan, beyni, bu soruyu soran kişiyi tatmin etmek için yanlış yanıtlar üretebilir.

Coşku nedir?

Bir haksızlığa, bir düş kırıklığına ya da bir yaralanmaya karşı duyulan öfkedir. Bir tehlike karşısında duyulan korkudur. Bir başarının, bir paylaşım anının ya da salt yaşama zevkinin verdiği sevinçtir. Bir acı, düş kırıklığı ya da bir kayıp sırasında yaşanan üzüntüdür.

Bedeni hareket etmek isterken ondan uslu durmasını istemek yersizdir.

Güçlü bir coşkuyu atmak için koşmak bile yeterli olmayabilir; bunun için ağlamak ve bütün vücudu saran bir titreme nöbetine tutulmakta gerekebilir.

Beslenmenin hiperaktivite ve dikkat eksikliği üzerine etkileri

  • Bilimsel araştırmalar çoğalıyor ve elde edilen sonuçlar şeker, glüten, süt, bazı gıda boyaları ve fosfatların zararlı olduğunu kesinlikle ortaya çıkarmış durumda.
  • Fosfatlar (Bunlar kabartma tozu,  soya lestini, difosfat, trifosfat ve polifosfat adı altında, birçok endüstriyel üründe bulunur)
  • Gıda Boyaları (Bu boyaların çocukların hareket ve dikkatleri üzerinde zararlı etkileri olabilir)
  • Tuz (Tuz kan basıncını yükseltir. 7 ila 10 yaş arasındaki çocukların günde 5 gramdan fazla tuz tüketmemeleri gerekir)
  • Süt (Sütün saldırganlık ve dikkat eksikliği üzerinde olumsuz etkileri vardır)
  • Gluten (Sinirlilik, gerginlik, saldırganlık…)
  • Aspartam ve glutamat (Hiperaktiviteyi tetikleyebilir)
  • Vitamin eksikliği

Beynini beslemek

Beynin mümkün olduğu kadar zararlı madde içermeyen çok yönlü bir beslenmeye ihtiyacı vardır. Şeker emilimini yavaşlatan ve glisemik endeksi düşük olan her şey, dolayısıyla lifli gıdalar (sebze ve meyveler) ve (iyi) yağlar beyin için iyidir.

Beynin gelişmesine yardımcı olacak fiziksel hareketler

Koşmak, atlamak, oturup kalkmak gibi bütün fiziksel hareketler beyne yardımcıdır. 

Soldan sağa sağdan sola çapraz hareketler içeren bütün sporlar (koşu, jimnastik, dövüş sanatları) beynin iki yarımküresini harekete geçirir ve bütünleşmelerini sağlar.

Cezanın zararları

Cezalar öğretse öğretse, sorumluluk ve öz disiplinle değil, polis korkusuyla suç işlememeyi öğretir.

Otorite kuramadığımızdan dolayı cezalandırırız! 

Sükuneti korumayı ya da sakinleşmeyi sağlayacak yöntemler

dda915b4b1d848f5904fed0a78095778_1000

Bir sorunu 8 aşamada çözmek

  1. Daima ilişkiye öncelik tanımak
  2. Her yaşın kendine has gereksinim ve olasılıklarını değerlendirmek
  3. Düşünmek: Sorun kimde?
  4. Bu belirti hangi soruna işaret ediyor?
  5. Amacımız ne?
  6. Farklı davranış seçenekleri geliştirmek
  7. Karar verdiğimiz davranışı uygulamak
  8. Sonuca varmak

Kitap burada son buluyor. Yazamadığım daha pek çok durum ve de çözüm önerisi mevcut. Yani her an el altında bulundurulası bir kitap bu. Tamamen sevgi ve şefkat çerçevesinde önerilerde bulunan ve beslenme şekillerinin beyin yapısı üzerine etkilerini vurgulayan bir bu kitap, her ebevetnin kitaplığında bulunmalı.

Yıllar içinde okuduğum ebeveyn kitapları öylesine farklı ki. Kimi molaların önemini, kimi sınırların gerekliliğini vurgularken, bazısı cezanın anlamsızlığını, bazısı ödülün gereksizliğini belirtirken, ancak gizlice sonuçlara katlandırıp aba altından sopa gösterirken geldiğim son nokta sevgide düğümleniyor.

Tek doğru yol yok elbette. Her ilişki kendine özel olduğu gibi, herkes de bu yolculukta düşe kalka kendi yöntemini buluyor. Bu kitaplarda bu yöntemleri bulmada yol gösterici olabiliyor sadece.

Aynı yazarın daha küçük çocukları için de “Denemediğim Yol Kalmadı” isimli bir kitabı mevcut. Ben artık onu okumam ama çocuğunuz küçükse mutlaka göz atın derim 🙂

İlgili Yazılar :

 

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s