Yetişin Çocuklar

Bu kitap, daha önce ebeveyn kitaplarıyla çok ilgilenmemiş okuyucuların anlayabileceği basitlikte hazırlanmış. Bana biraz hafif gelmekle beraber, daha fazla kişinin okuyabileceği bir başlangıç kitabı olarak değerlendirildiğinde iyi bir seçim. Üstelik Türk eğitim sistemi ve aile yapısını bilen biri tarafından yazılmış olması da artı bir puan. Yazar da kitabın amacını, anne baba ve eğitimcilerin işine yarayabilecek pratik bir kuramsal çerçeve çizmek, olarak açıklamış.

Yazarı Selçuk Şirin, yurt dışında yaşayan ancak Türkiye’deki -özellikle imkanları yetersiz olan- çocukların eğitimlerini dert edinmiş bir isim. Sosyal medyayı aktif kullanıyor ve güzel projeler yapıyor. Okula hazırlık amaçlı “Şirin Proje Setleri” ve evinde kitap bulunmayan 1 milyon çocuğu kitapla buluşturmayı hedefleyen 1 Milyon Kitap projesinin yaratıcısı. Anlayacağınız Türk çocuklarının eğitimi üzerine kafa yormuş ve hayal kurmuş birisi. Bu ön bilgilerle kitabı okumakta yarar var.

Yazar çocuk yetiştirmeyi üç bölüme ayırarak başlamış. Fiziksel gelişim, zihinsel (ya da bilişsel) gelişim ve sosyal-duygusal gelişim. Fiziksel gelişim, doğum öncesinden başlayarak sağlıklı beslenme, stresten uzak ortam, gerektiğinde doktora ulaşabilme, fiziksel aktivite fırsatlarını içeriyor. Zihinsel gelişim, kritik evresi 0-6 yaş grubu olan ve beynin %90 ının üç yılda tamamlandığı, bu sebeple ilk yıllarda zihinsel gelişimine yatırım yapılması gereken aşama. Sosyal-duygusal gelişim ise, çocukların sağlıklı bir şekilde anne babaya bağlanması ve sonra çevreleriyle yetkin bir biçimde ilişki kurma becerilerini kapsıyor. İlk yıllarda annesiyle ya da bir başka yakınıyla güvene dayalı bir bağ kuramamış olan çocukların ileriki yıllarda bu ihtiyacı çok zor kapattığı söyleniyor.

Araştırmalara göre, duygusal gelişimin zihinsel gelişimin de anahtarı olduğu, duygu yönetimi ve yönetsel fonksiyonlar diye birbirine bağlı iki yeni kavramı önümüzdeki dönemde çok daha fazla duyacağımızı söylüyor yazar.

Hayal kırıklığını bastıramayan, öfkesini kontrol edemeyen çocuk, duygularını gerektiği gibi düzenleyemediği zaman hem arkadaşları ve yetişkinlerle ilişkilerinde sorun yaşıyor, hem de kendi zihinsel becerilerini odaklanması gereken noktaya odaklayamıyor.

Bronfenbrenner’in ekolojik gelişim modeline göre, çocuk gelişiminin ailenin tekelinde olmadığını, bu nedenle ebeveynlerin çocukları üzerindeki tasarruflarını değerlendirirken biraz alçakgönüllü olmalarında, biraz da kendilerini acımasızca eleştirmelerinden vazgeçmelerinde fayda olduğunu söyleyen yazar şöyle devam ediyor:

Etkimiz elbette var, yok demiyorum, ama tahmin ettiğimiz kadar büyük bir etkimiz yok. Ol sebep rahat olun diyorum. Elinizden gelenin en iyisini yapın ama ötesini dert ederek çocuğunuzun da, kendinizin de huzurunu kaçırmayın.

Gerek anne babalar, gerekse eğitimciler için en önemli gücün, çocukların değişebileceğine ve gelişebileceğine inanmak olduğunu söyleyen yazar, kitaba devam etmeden önce, Dweck’in Türkçeye de çevrilmiş olan “Gelişebileceğinize İnanmanın Gücü” isimli 10 dakikalık TED konuşmasını dinlememizi öneriyor. Ben linkini aşağıya ekliyorum. Siz de okumaya devam etmeden önce göz atabilirsiniz.

Yazar, çocuk yetiştirirken dikkate alınması gereken beş noktayı şöyle sıralamış:

  1. Çocuğunuzun mizacını iyi tanıyın: Doğuştan gelen duygusal, hareketlilik ve özdenetim gibi alanlardaki kişiler arası farklar olarak tarif edilen mizacın, insan fizyolojisinin kişiliği belirlediğine dair inançla ortaya çıktığı belirtiliyor. Kabaca üçe ayrıldığı, kolay, zor ve ısınması zaman alan bebekler olarak gruplandırılabileceği söyleniyor. Çocuğun mizacına göre, duygusal yapısına göre esnek ama tutarlı bir ebeveynlik pratiği geliştirmek gerektiği vurgulanıyor.
  2. Çocuğunuzla güvene dayalı derin bir bağ kurun: En az bir ebeveyniyle güvenli bir bağ kurmakta zorlanmış olan çocuğun, önce oyun arkadaşlarıyla, sonra okulda öğretmenleriyle ve tabi yetişkin dönemlerde başkalarıyla sağlıklı bir ilişki kurmakta zorlandıkları söyleniyor. Güven olmadan özgüven olamayacağı, özgüven olmadan da bireysel başarının gelmeyeceği vurgulanıyor.
  3. Mükemmel değil, olduğu kadar iyi olun yeter: En iyi ebeveyn olmak adına tüm hayatını çocuğa göre organize eden bir anne yada babanın ne kendisinin ne de çocuğunun mutlu olması mümkün.
  4. Evde belli bir rutin oluşturun: Rutin aynı zamanda tutarlılık demek ki bu çocuklara disiplin kazandırılması için en önemli gerekliliklerden.
  5. Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçin: Her çocuk kendine özgü bir takvimle gelişir. Ailedeki kaygı seviyesi bir süre sonra o kaygıyı ortaya çıkaran sorundan daha büyük bir soruna dönüşebiliyor.

Bir diğer bölümde yazar, çocuk yetiştirme tarzlarından söz etmiş: Otoriter, demokratik, serbest ve ilgisiz (ihmalkar). Şimdi yazarın kelimeleriyle bunlara bir göz atalım:

  • Otoriter Ebeveynlik: Otoriter ebeveynlik tarzı bir taraftan aşırı kontrolle her şeyi çocuklardan talep ederken, diğer taraftan çocukların ihtiyaç ve beklentilerine görece duyarsız kalan ebeveynleri tarif ediyor. Çocuklardan tam itaat bekleyip gerektiğinde zor kullanarak onların kendilerine riayet etmelerini sağlamaya çalışıyorlar. Otoriter bir aile ortamında yetişen çocukların özellikle ergenlik dönemlerinde özgüvenlerinin düşük olduğunu ve duygusal olarak da daha depresif olabildiklerini gözlemliyoruz. Aynı şekilde sosyal becerilerden akranlarına göre daha yoksun oldukları için bu tarz ortamlarda yetişen çocuklar genellikle akranlarıyla iletişimde de sorunlar yaşıyor. Otoriter ebeveynler tarafından yetiştirilen kız çocuklarının yetişkin olduklarında karar alırken ebeveynlerinin onayına daha çok ihtiyaç duydukları da bir gerçek. Bu tarz bir ortamda yetişen erkek çocukları ise biraz daha şiddete meyilli, genellikle öfkeli ve isyankar olurlar.
  • Demokratik Ebeveynlik: Demokratik ebeveynlik hem ebeveynlerin hem de çocukların haklarına saygı duyan bir yaklaşım. Demokratik tarzı benimseyen ebeveynler tarafından yetiştirilen çocuklar, daha pozitif ve mutlu bir ruh hali içinde, sosyal ilişkilerinde daha özgüvenli oluyorlar. En önemlisi, duygularını daha iyi kontrol edebiliyorlar. Demokratik ebeveynler tarafından yetiştirilen kızlar daha bağımsız ve keşfetmeye meyilli, erkekler ise sosyal ilişkilerinde daha samimi ve işbirliğine açık oluyorlar.
  • Serbest (izin verici) Ebeveynlik: Bu tarzı benimseyen ebeveynler, bir taraftan çocuklarının ihtiyaçlarına aşırı duyarlı olurken diğer taraftan çocukları üzerinde kontrol kurma ve onlara gerektiği zaman sınır koyma noktasında çok zayıf kalıyorlar. İzin verici ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklar fevri ve saldırgan olma eğilimi gösteriyorlar. Aynı zamanda kendi duygularını kontrol etme becerisi de pek gelişmemiş olduğundan bu tarz ortamlarda yetişen çocuklar bizde “şımarık” diye addedilen kategoriye daha yakındır. İzin verici çocuk yetiştirme tarzının sürekli kullanımı, özellikle ergenlik döneminde gençlerde risk davranışları dediğimiz sigara, alkol vb. kötü alışkanlıklara yol açabiliyor ve zaman zaman suç işlemeye kadar varan sonuçlar doğurabiliyor.
  • İhmalkar (ilgisiz) Ebeveynlik: İlgisiz ya da ihmalkar ebeveynlik tarzını benimseyen ebeveynler ne çocuklarının ilgi ve ihtiyaçlarına gerektiği gibi karşılık veriyor ne de onlar üzerinde bir kontrol kuruyorlar. Çocuklar üzerinde en olumsuz etkiye sahip tarz, ilgisiz ebeveynlik tarzı. Özellikle ergenlik döneminde bu tarz ebeveynler tarafından yetiştirilen çocuklar bir taraftan kötü alışkanlıklara meyil ederken diğer taraftan sosyal ilişkilerinde sıkıntılar yaşıyorlar.

Ebeveynlik tarzlarını bu şekilde sıralayan yazar, çokça sevgi ve sıcaklıkla harmanlanan ölçülü ebeveyn kontrolünün, çocukların içinde bulundukları topluma uygun birer birey olarak yetişmelerine yardımcı olacağını söylüyor.

Kitapta babaların çocuk eğitimine katkıları içinde bir bölüm ayrılmış. Yapılan bir araştırmaya göre babaların ebeveynlik resminde olmadıklarını, özellikle erken dönemde tüm sorumluluğu anneye yıktıklarını söylüyor. Eğer evde cinsiyetçi bir iş bölümü varsa çocuğun da ona göre cinsiyetçi bir kimlik geliştireceğini söylerken bunu şu şekilde açıklıyor:

Ev işlerinden çocuk yetiştirmeye tüm uğraşların anne baba arasında dengeli ve eşit dağıtılmadığı her aile fotoğrafı bu çağda eski bir fotoğraf olarak kalmaya mahkumdur. Eşit derken yemeği anne yapsın, salatayı baba yapsın göstermelik eşitliğinden de bahsetmiyorum. Gerçek manada evdeki işlerin, çocuk yetiştirme sorumluluklarının eşler arasında dengeli bir şekilde dağıtılmasından söz ediyorum.

Yazar, çocukluğu üç döneme ayırmış. Erken çocukluk, okul ve ergenlik dönemleri. Her biri ayrı bölümler halinde incelenmiş:

Erken Çocukluk Dönemi: Yazarın en çok üzerinde durduğu dönem bu. Bu dönemde materyale değil tecrübeye yatırım yapmaları konusunda ebeveynleri uyaran yazar, çocuğunuzla konuşun, gezin ve oynayın diyor. Çocukların zekasını bilimsel olarak destekleyen üç uygulamayı ise şöyle sıralıyor:

  • Diyet: Omega-3 alımının zekayı arttırdığına yönelik çalışmalardan bahsediyor. Zekayı 3,5 puan artırdığı söyleniyor. Balık-balıkyağı yeyin diyor.
  • Etkin diyalog: Etkileşimli (diyaloğa dayalı) okuma, yani ebeveynlerin çocukların karşılıklı konuşarak ve soru cevaplarla kitap okumaları zekayı 6 puanın üzerinde artırıyor. Ama bu etkinlik 4 yaşına kadar olan çocuklarda görülüyor. Yani eğer çocuğunuza kitap okumak için onların da kitap okur yaşa, hatta kitap tutar yaşa gelmesini bekliyorsanız biraz geç kalma riskiniz var.
  • Okulöncesi eğitim: Eğer kaliteli, yani çocuğun her türlü gelişimini odağa alan kapsamlı bir okul öncesi kurum imkanı sunulursa, bu çocuğun zekasını 7 puandan fazla etkiliyor. Burada önemli olan erken başlaması değil, eğitimin süresi ve kalitesi.

Başta zeka olmak üzere tüm temel beceri ve yeteneklerde gelişim potansiyeli emek ve çabaya bağlı. Bunun tersine inanmak, hem anne babalar hem de eğitimciler için kendi potansiyellerini değerlendirmekten kaçınmak demek.

Erken çocukluk döneminde zihinsel becerileri ölçmenin en kestirme yolunun çocuğun kelime hazinesini ölçmek olduğunu söylüyor yazar. Beyin gelişiminde kritik dönemin ilk 3-4 yıl olduğunu hatırlatan yazar, 30 milyon kelime farkı araştırmasından bahsediyor ve bu dönemin iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Çocukların daha çok dinlendiği ve onların muhatap alındığı ailelerde, çocukların beyninin daha aktif çalıştığı ve fiziksel olarak da akranlarından ayrıştığı verilen bilgiler arasında. Yazar, özellikle babaların 0-3 yaş arasında çocuklarıyla ilgilenmelerini çok önemsiyor.

Yazar, çocuğun olabildiğince erken dönemle kitapla karşılaşmasının önemini vurgularken, okulöncesi döneme ait kitap seçimine ilişkin ipuçları veriyor:

  • Gelişim seviyesine uygun kitap: İlk 6 ay kalın karton kitap. Yenidoğanlarda renk algısı oluşmadığından siyah beyaz kitap. Ses çıkaran (elektronik değil) kumaş ya da naylon materyallerden yapılma. Elektronik kitapların yarardan çok zararı var bu dönemde.
  • Yanıt veren değil soru soran kitap: İyi bir okul öncesi kitabı çocukla aranızda sorular üzerinden muhabbet başlatmalı. Sonu mesaj odaklı olmaktan uzak, hayal odaklı olmalı.
  • Çocuğun ayağını yerden kesen kitap: Akışı olan,çocuğun hayal dünyasını bir yerden alıp başka bir yere götüren hikayeler tercih edilmeli.

Diyaloğa dayalı okuma yapılması hususunun da üzerinde duran yazar, kitap üzerinden, içindeki resim ve kelimeleri kullanarak, seslerle, işaretlerle, müzikle, dansla diyalog kurmanın öneminden bahsediyor.

Erken çocukluk döneminde duygusal gelişimin öneminden bahseden yazar, duygularımızı kavrayıp idare etme becerisi olan benlik kontrolünün, yetişkin hayattaki başarı durumunu belirleyeceğini ifade ediyor.

Duygu yönetimini kazandırmak için, çocuğa iyi bir rol model olmanın yanında, onunla güvene dayalı duygusal bağı kurabilmek için hem sıcak ilgi hem de mizacına uygun bir duyarlılık göstermemiz gerektiğini söyleyen yazar, ilk 10 yılın öz denetim geliştirmek için öneminden bahsediyor.

Ekran bağımlılığı konusunda da bir bölüm ayrılan kitapta, zaman kontrolünün önemi vurgulanıyor. Çocuk büyüdükçe kaybedeceğimiz bu kontrolü, erken zamanda kullanmamızı öğütlüyor. Koşullar uygun olduğunda herkesin bağımlı olabileceğini, bu sebeple ailenin yaşam tarzına dikkat etmesini söylerken, yıllara göre ne kadar ekran zamanı verileceğine ilişkin bilgiler de veriyor. 6 yaş ve üzeri çocuklar için ise ekran zamanı planı yapılmasını öneriyor. Buna benzer bir plandan Dijital Dünyada Çocuk Büyütmek adlı kitapta da bahsediliyor:

  • Günde en az 1 saat fiziksel aktiviteye ayrılmalı
  • Her gün en az 8 saat uyku zamanı olmalı
  • Çocukların yatak odasında televizyon olmamalı
  • Uykudan 1 saat önce tüm ekranlar karartılmalı
  • Ekransız zamanlar: Tüm aile fertleri kahvaltı, öğlen yemeği ve en önemlisi akşam yemeğinde ekranları karartmalı
  • Bu ekransız zamanların önceden belirlenmesine özen gösterilmeli
  • Ekransız mekanlar: İmkanlar ölçüsünde evin bir odası ya da bir köşesi ekransız mekan olarak belirlenmeli

Okul Dönemi: Türkiye’deki eğitimin durumunu PISA verileri üzerinden değerlendiren yazar, eğitimde reformun gerekliliğine vurgu yapmış. Bunun için pilot bölgeler oluşturulması ve sınanmış, başarısı kanıtlanmış modellerin genele uygulanması gerektiğini belirtmiş. Reform paketinde olması gerekenleri de aşağıdaki şekilde maddelendirmiş:

  1. Okulöncesi eğitim: Geleceğimiz için yapılması gereken en büyük yatırımın, okulöncesine yapılması gerektiği söylenmiş.
  2. Öğretmenlik profesyonel bir meslek olmalı: Öğretmenlerin iş yetkinliklerini ve iş tatminlerini arttırmak gerektiği, önceliğin teknoloji yerine öğretmene yatırım olması konusunda uyarmış.
  3. Merkezi yönetimde esneklik: PISA’da zirvede olan ülkelerde, okul yöneticileri ve öğretmenlerin pek çok konuda karar verici oldukları, başarı kriterlerini belirlemede, öğretmenleri, ders kitaplarını ve müfredatı belirlemede okul yönetimlerinin etkin olmaları gerektiği vurgulanıyor.
  4. Dezavantajlı öğrencilere küçük sınıflar: Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin gittiği okullarda sınıf mevcutlarının düşürülmesi ve kişi başına düşen öğretmen sayısının arttırılması gerektiği belirtiliyor.
  5. Üst seviye beceri eğitimi: Eleştirel beceri ve muhakeme yeteneğine öncelik veren bir müfredat oluşturulmasının öneminden bahsediliyor.
  6. STEM seferberliği: Fen, teknoloji, matematik, mühendislik eğitimi alanlarında ileri seviyede eğitim veren okulların sayısını arttırmak gerekiyor.
  7. Sınav yöntemi ve içeriği değişmeli: Çoktan seçmeli ve ezbere dayalı sınavlar yerine, açık uçlu sorulara ve muhakeme, eleştirel düşünce gibi üst beceri seviyelerine hitap eden sınav sistemleri kurmanın gerekliliği anlatılıyor.

Her velinin okuldan talep etmesi gereken 6 beceriyi ise şu şekilde sıralamış yazar:

  1. Eleştirel düşünme ve problem çözme becerisi
  2. Hayatın farklı katmanları arasında işbirliği kurma becerisi
  3. Zihinsel çeviklik ve esneklik
  4. İnisiyatif alma ve girişimcilik
  5. Sözlü ve yazılı iletişim
  6. Bilgiye ulaşma ve işleme becerisi

Ödevin ne işe yaradığının sorgulandığı bölümde, ilkokul ve ortaokulda ödevin azı, lisede ise çoğunun makbul olduğunu söyleyen yazar, Türkiye’de ödev süreleri arttıkça başarının düştüğünü söylüyor. Sanırım buna sebep olan şey ödevlerin niteliği.

Ödevlerin başarıyı pozitif olarak etkilemesi için hem ders tekrarı (pratik) hem derse hazırlık hem uygulama hem de entegrasyon (yaratıcılık) amaçlı olması gerek.

Türkiye’de verilen ödevlerin bu haliyle yarardan çok zarar verdiğini söyleyen yazar, bu haliyle kalmasındansa ödevsiz sisteme geçilmesinin daha iyi olacağını söylüyor. Derse hazırlık amacıyla verilen ödevlerin merak duygusunu uyandırdığı için çok daha etkili olduğunu, en etkili ödevin ise proje bazlı, uygulama ve yaratıcılık gerektirenler olduğu vurgulanıyor.

Yazar tatilde öğrenme kaybı üzerinde de durmuş. Bunun önüne geçmek için önerilerde bulunmuş.

  • Tatil setleri
  • Tatil kampları
  • Sportif etkinlikler
  • Sanatsal etkinlikler
  • Planlı gezi ve ziyaretler
  • Kaliteli zaman paylaşımı

Ergenlik Dönemi: Bu bölüme Sokrates’in bir sözüyle başlamış yazar. Demek ki yüzyıllar boyu değişen bir şey yok 🙂

Günümüz çocukları lüksü seviyor. Görgüsüzler, otoriteye başkaldırıyorlar, yaşlılara saygıları yok, çalışmak yerine lak lak etmeyi seviyorlar. Çocuklar artık ailenin hizmetçisi değil, tiranı. Yaşlılar içeri girince ayağa kalkmıyorlar!

Sokrates

Kabaca 12-18 yaş aralığını kapsayan bu dönemde diyaloğun önemine değinen yazar, aşırı kontrol odaklı ebeveynlik tarzlarının ergenlikte arzu edilenden çok farklı ve negatif sonuçları olacağı konusunda uyarıyor. Ergenliğe geçişle birlikte ortaya çıkan stresle başa çıkamayan kız çocuklarının duygularını hissetmekten, erkek çocuklarının ise konuşmaktan vazgeçtiğini gösteren bir araştırmadan bahseden yazar, psikolojik sorunları anlamak için bir çerçeve çiziyor:

İçselleştirilmiş ya da içe yönelim davranış bozukluklarında ergen, stresini içine atarak yaşıyor. Bu sorunları kabaca üç grupta toplayabiliriz: Depresyon, kaygı bozukluğu ve somatik sorunlar. Dışsallaştırılmış ya da dışa yönelim bozukluklarında ise ergen, yaşadığı stresi dışarıya davranış bozukluğu olarak yansıtıyor. Bu sorunları da kabaca anti sosyal davranışlar, saldırganlık, suça ve şiddete meyil etmek olarak sıralayabiliriz.

Bu belirtilerin nasıl ortaya çıktığı ise şu şekilde özetlenmiş:

Depresyon belirtileri karamsarlık ve hayattan umudunu yitirme, yemek ve uyku düzeninde bozulma (iştahtan kesilme, uykusuzluk) ve ileri boyutlarda intihar dahil kendine zarar verme ya da zarar vermeyi kurgulama olarak sıralayabiliriz. Kaygı bozukluğu ise daha ziyade bizde vesvese dediğimiz korku içinde yaşama, yeni tecrübe ve mekanlardan kaçınma olarak ortaya çıkıyor. Somatik belirtileri ise temeli fiziksel değil psikolojik olan baş ağrısı, karın ağrısı gibi vücudun farklı yerlerinde olduğu varsayılan sıkıntılarla baş gösteriyor.

Tüm bu belirtiler ışığında klinik olarak teşhis konabilmesi için, kişinin gündelik hayatını olumsuz etkileyip etkilemediğine bakmak gerekiyor. Bu anlamda, çocukların duygusal durumlarını yakından gözlemleyebilecek kadar onlara yakın olmak çok değerli. Ergenlikte diyaloğu kesmemek, birlikte akşam yemeği yeyip, okulda olanlar hakkında konuşmak, çocuğunuzun daha pozitif bir çocuk olması konusunda etken.

Yazar, her alanda zirveye çıkmak için atılması gereken dört adımdan bahsetmiş: Tahayyül, durum tespiti, sürekli geri besleme, kasıtlı pratik. Bu arada 10 bin saat kuralını da hatırlatmış bizlere.

Hayal kurmak için önce itiraz etmek gerektiğini, eleştirmeden özgün hayaller kuramayacağımızı söyleyen yazar, özellikle ergenlik döneminde çocukların var olan asi ruhlarının kıymetini bilmemiz gerektiğini ve onlara ayakları yere basmayan hayallerinde eşlik etmemizi öğütlüyor. Her başarısızlığın kendi içinde bir öğrenme fırsatı barındırdığını ve her başarının ardında kaybetmeyi göze almış ve inatla mücadeleye devam etmiş birileri olduğunu vurguluyor. Gençlerin üniversite tercihleri konusunda da, onlara zamanı unutturacak, tutkuyla bağlı oldukları uğraşlara uygun meslek seçimi yapmalarını salık veriyor.

Kitabın son kısmında, bizim olmayan çocuklar için neler yapabileceğimizden bahsedilmiş. Dar gelirli ailelerde büyüyen ya da mülteci olan çocuklar için de bir şeyler yapmamızı önerirken, hiçbir şey yapmamanın faturasının ağır olacağı hususunda uyarıda bulunmuş.

Şimdi bu kitabı kapatıp arkama yaslandığımda aklımda neler kalmış bir bakayım:

  • 0-3 yaş dönemi için içim çok rahat. Yazarın söylediği her şeyi yapmışım. Bol bol kitap okuduk, kitapla iletişime geçtik ve bence milyonlarca kelime duymasını sağladım.
  • Ebeveynlik tarzım hakkında hala emin değilim. Tabi ki içimden geçen ben demokratik ebeveynliği benimsiyorum demek. Ama bazen otoriter, bazen izin verici tarza kaymalarım oluyor.
  • Ama bunu da çok dert etmemeliyim sanki. Ne diyor yazar, kendinizi çok da önemsemeyin, o mizacı ile geliyor.
  • Okulöncesi eğitim çok önemli. En çok yatırımı ona yapmalı.
  • Okullarla ilgili söyledikleri önemli ama Türkiye gerçeklerine göre buna veli olarak çok müdahil olmam mümkün görünmüyor.
  • Ödev sistemimiz sorunlu. Bu durumda yüksek PISA puanları hayal. Ama kişisel olarak buna yapabileceğim bir şey yok maalesef 😦
  • Çalışmanın, çabanın önemini sürekli vurguluyorum ama bu ne derece etkili oluyor bilemiyorum.
  • Ergenlik kapımızda. Henüz nelerle karşılaşacağız bilemiyorum ama ilişkimizi sıcak tutmak gerekliliğini biliyorum.

Her ailenin okuldan talep etmesi gerektiği söylenen ” Eleştirel düşünme ve problem çözme becerisi” için yapılabilecek çok şey var aslında. Ama bunun için önce okullara Felsefe dersinin ilkokuldan itibaren konması gerek. Konacak gibi görünmediğine göre, öğretmenlerin bireysel çabalarıyla derslerinin içine serpiştirebilecekleri sorular olabilir. Yeri gelmişken bende buradan sevgili öğretmenlere bir bülten tavsiye etmek istiyorum. http://philotopia.com/philotopia-felsefe-bulteni/ adresindeki bültene kaydolmanız durumunda, haftalık sınıf içinde yapılabilecek felsefi sorular geliyor. Dersin bir 10-15 dakikasını bu sorulara ayırmanın, çocuklar üzerinde etkisi olacağını düşünüyorum. Lütfen bir göz atın.

Aslında tüm kitaplarda sonunda aynı yere geliyoruz. Güvenli bağlanılmış bir çocukluk, ihtiyaca göre konulmuş sınırlar ve diyaloğa dayalı ilişki. Ne kadarını yapabildiğimizi zaman gösterecek…

Twitter: https://twitter.com/SelcukRSirin
Instagram: https://www.instagram.com/selcuksirin/ Facebook:https://tr-tr.facebook.com/pages/Sel%C3%A7uk-R-%C5%9Eirin/226805530863587

Kitabın Künyesi:
Yetişin Çocuklar
Yazan : Selçuk Şirin
Yayınevi : Doğan Kitap
Sayfa Sayısı : 224

İlgili Yazılar :

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Okumalarım, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s