34 Ay…

Üç yaşına adım adım yaklaşan oğlum 34 ayını bitirdi bugün. Büyüyor büyük bir hızla. Ah zaman, neden geçersin ki böyle hızlı…

Bu ayda çok fazla vakit geçiremeden akıp gitti. Yağız bol bol oyun oynadı. Sabah erkenden kalkıp oynayalım diye parmaklarıyla gözlerimi açmaya çalıştı, akşamları ben daha oynayacaktım diye uyumak istemedi. Özellikle küçük arabalar elinden düşmedi.

Yağmurlarla geçti Mayıs ayı. Üniversitenin Bahar Şenlikleri de yağmurlu geçti sonuç olarak. Ama Yağız, birkaç amatör grubu dinleyebildi ve bol bol dans etti. Ama Michael Jackson gösterisini hiç beğenmedi. Neden eğilmedi diye sorup durdu :-)

 

Annemle bahçede oynuyorlar sık sık son günlerde. Çapa yapıyor ve eli benden daha iyi yakışıyor :-) Çiçeği, ağacı görüyor, dokunuyor. Benim dallarında kitap okuduğum ağaçların gölgesinde dolaşıyor. Hem annemin, hem de o bahçenin Yağız için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Annemin varlığı, Yağız’la fazla vakit geçiremiyor olmanın verdiği sıkıntıyı hafifletiyor bir nebze.

Artık belirgin şekilde sol elini kullanıyor oğlum. Bende çocukken sol elimi kullanırdım. Ta ki okula başlayana kadar. Okulla birlikte yazı yazmaya sağ elle devam ettim. Ama hala sol elimi daha rahat kullanıyorum pek çok işte. Bana benzeyen bir özelliği daha var Yağız’ın. Her sabah güneşi görünce hapşuruyor iki ya da üç kere :-) 

Haftasonu yolumuz plansız şekilde Gençlik Parkı’na düştü. Çocukluğumdan beri gitmemiştim. Çok değişmiş. Yemyeşil, ferah, temiz bir ortam olmuş. Daha geniş bir zamanda gidip vakit geçirmeli muhakkak. Burada ilk defa dondurmanın tadına baktı oğlum. Ama soğuk buldu :-) Külahla daha çok ilgilendi. Bir de artık pet şişeden su içebiliyor ve pipet kullanabiliyor. Bunu öyle ciddi yapıyor ki, yaşamak şakaya gelmez diyor adeta :-)  

İltifat etmeyi çok iyi beceriyor oğluşum. Ne zaman yeni bir takı taksam “annecim küpeleyin çok güzelmiş, ne güzel olmuşsun” gibi sözler söylüyor. Kadınların dilinden anlamaya başladı ufaklık :-)

Parkta hala çok yaklaşamıyor çocuklara. Genelde yaşları ondan büyük olduğundan hoyrat davranıyorlar biraz. Geçenlerde 5 yaşındaki bir kız çocuğu kayağın üzerinde onu itince, “neden beni böyle itiyorsun” diye sorduğunda hem gurur duydum onunla, hem de acaba böyle olursa hayatta ezilir mi endişesi yaşadım. Çünkü aynı çocuk birkaç gün sonra da tekme savurmuş oğluma :-(

Şimdi de Yağız’la repliklerden bir demet :-)

♥ Ona yeni aldığım beyaz atleti görünce;

  • Yağız: Üstündeki renkleri nereye gitmiş?

♥ Bahçede oynayan Yağız’ı almaya gittiğinde annesine;

  • Yağız : Annecim sende gel bak.
  • Anne : Gelemem annecim, ayakkabılarım topuklu
  • Yağız: Hedi anne, topuklu topuklu gel bak.

 ♥ Elindeki oyuncak tornavidayla birşeyler yapmaya çalışan Yağız’a,

  • Anne : Hadi Yağız’cım çıkıyoruz.
  • Yağız : Şunu bi tornuyum da :-) (Vidalamanın Yağız’cası :-) )

♥ Anneannenlere kimler gelmiş diye soran annesine;

  • Yağız: Kızlarım gelmiş (20, 16,15 yaş kuzenleri :-) ) (Charlie’nin meleklerinden bahsediyor kıvamında :-) )

♥ Babasının yeni ayakkabısını inceler :

  • Yağız : Babamın ayakkabısı çok güzelmiş. Renkli renkli

Bir süre daha inceler ve kendi kendine konuşur:

  • Yağız : Uff çok TARZ :-)

Son zamanlarda elinden telefon düşmüyor oğlumun. Sürekli birileriyle konuşuyor. Kuzenleriyle, parkta tanıştığı yeni birisiyle, dedesiyle vs. Bazen cevap vermiyorlar, bazen de “Elo” diyerek başlıyor sohbete. Ulaşamadığında da mesaj atıyor. Ama hala gerçek telefon konuşması yapmaktan hoşlanmıyor. Herşey onun hayalinde güzel. Oyun oynarken bile bizim repliklerimize o karar verdiğinden olsa gerek, telefonda da böylesini seviyor.

Hiç aralıksız soru sorma kapasitesine sahip Yağız’da her çocuk gibi. Keşke sıkılmadan bu merakını canlı tutma sabrını gösterebilsek heran. Keşke evden çıkmak istemediğinde çıkmama şansımız olsa, anne gitmeni istemiyorum dediğinde gitmeme. Keşke yemek, ütü derdi olmadan parkta oynayabilsek saatlerce, ya da kitabımızı alıp çimlere uzanabilsek. Keşke daha çok vakit geçirebilip, daha çok mutlu çocukluk hatıraları biriktirebilsek keşke…

 

İlgili Yazılar :

Posted in Ay Ay Gelişim, bebek gelişimi, Uncategorized | Tagged , | Yorum yapın

İngilizce Kitap-Smarty’s Book of Words

Yağız’a İngilizce öğretme sevdam devam etmekte :-) Bu yüzden bana yol gösterebilecek aynı zamanda da eğlenceli olabilecek materyaller arayışındayım hala. Bu sıralar ilgilenmeye fazla vakit bulamasak da, ilk aldığımda günlerce elinden bırakmadı bu kitabı oğlum. Hala “İngilizce İlk Kelimelerim” kitabı favorim ama başlangıç için “Smarty’s Book of Words” kitabı daha doğru bir seçim gibi. 

Kitap, konulara göre ayrılmış. Örneğin çiftlik sayfasında, bir çiftlikte olabilecek şeyler resimlenmiş, okul sayfasında ise bir sınıfta olabilecekler. Ayrıca renklerin, duyguların gösterildiği sayfalarda mevcut.

Resimler sıcacık ve anlaşılır. Ve en önemlisi çıkartmaları oluşu. Verilen her kelimenin çıkartması mevcut. Yağız’ı, tüm yapıştırmaları aynı gün yapıştırmaması için razı etmek biraz zor oldu. Hergün bir sayfanın resimlerini yapıştırmak üzere anlaştık sonunda ve bu da ilgisini sıcak tutmak için çok işe yaradı.

Birlikte gelen kartlarda, içindeki resimlerden oluşuyor. Kartlarda konularına göre üzerine resimleri basılı zarflara konulmuş. Ayrıca her sayfadaki sevimli fare Smarty’de, kitabı çocuklar için eğlenceli bir hale çeviriyor.

Yağız burada verilen kelimelerin çoğunu daha önce öğrenmişti. Toplam 112 kelime olan bu kitap, üzerinde konuşmak için de ideal. Örneğin bir hastane odasının resimlendiği bölümde, doktor, hemşire, ilaç, hasta üzerine konuşabiliyorsunuz.

 Biz sevdik bu kitabı. Tavsiye ederiz size de :-)

İlgili Yazılar :

Posted in Eğitim | Tagged , , | 6 Yorum

33 Ay…

Yoğun bir ayı daha geride bıraktık. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi taşınma telaşıyla geçti ve oğlum 33. ayını yeni evimizde doldurdu. Hala yerleşmeye çalıştığımızdan Yağız’ı da ihmal ediyoruz maalesef. Evde hep yapmamız gereken birşeyler var. Oda bu durumda bazen hırçınlaşıyor bazen de kendi kendine oyun kuruyor.

Neyse ki bahar geldi. Hiç oynamadığı kadar parkta oynama fırsatı buldu. Kendi kendine kaydırağa tırmanıp yardımsız kayabiliyor artık ve bu durum onu çok mutlu ediyor. Parktaki çocuklara da uzaktan laf atsa da henüz birlikte oynama cesaretinde bulunamadı. Bir de Yağız’ın etrafımızdaki insanların bizi duyup görmediğine dair bir inancı olduğunu düşünüyoruz :-) Sanki televizyon ekranındaymışlar gibi rahat rahat haklarında konuşup yorum yapıyor. Ama onlardan bir tepki aldığında hemen arkamıza saklanıyor.

Evde fazla birlikte vakit geçiremesekde fırsat buldukça piknik yapmaya gittik. Sanırım Yağız’ın en sevdiği aktivite bu. Çünkü itiraz etmeden evden çıktığı nadir anlar bunlar.  

Bu ay en çok kullandığı kelime “neden” oldu oğlumun. Cevaplamakta gerçekten zorlanıyoruz bazen. Verdiğimiz her cevaba başka bir neden’li soruyla devam ediyor Yağız. Bu böyle bizim tahammül sınırımızın yettiği yere kadar devam ediyor. Aslında bu sorular sayesinde ne kadar ezbere yaşadığımızı da farkettiğimiz oluyor. Belki de çocukluğun bu yönünü hiç kaybetmemek gerekiyor.

Bu sene ilk 23 Nisan gösterisini izledi Yağız oğlan. Çocukluğumuzdaki coşkuyu hatırladığımda hayal kırıklığı yaşadım açıkçası. Stadyumun onda biri doluydu sadece. Oda katılan çocukların aileleri ve protokoldü muhtemelen. Program yasak savma üzerine hazırlanmış gibiydi. Sadece bir saat süren program daha özenli hazırlanabilirdi. Oyun havası açıp stadyumda çocukları düğündeymişçesine oynatmanın neresi özel anlayamadım.

Daha öncede bahsettiğim gibi bu ay Yağız’la pek ilgilenemedim. O yüzden söyledikleri de çok aklımda kalmamış. Sadece birkaç diyaloğu şöyle :

♥ Sabah arabada giderken ayısıyla konuşur:

  • Yağız : Bak taksi geliyo. Bize çarparsa kaza olur. Ama bize çarpamaz. Çünkü biz büyüküz. Bizim maykamız Pejooo

♥ Birkaç gündür arabada çalmakta olan Candan Erçetin’in fransızca albümünü babası sabah yeniden açınca heyecanlanır:

  • Yağız : Ah Candan Eeçet çıktı.
  • Anne : Sen seviyo musun Candan Erçetin’i?
  • Yağız : Kendini sevmiyoyum, şaakısını seviyoyum :-)

♥ Evden çıkarken :

  • Anne : Yağız’cım hadi çıkıyoruz.
  • Yağız : Geyi buaya geyecez ama :-) (Eski eve döneriz diye evden çıkmak istemiyor :-) )

Artık öyle komplike kelimeler kurmaya başladı ki şaşırıyoruz Bir de oyun oynarken sürekli konuşuyor. Oyuncakları, kitapları canlı onun için. Birkaç gündür arabada bekleyen ayısına, küçük bir magnet bebek katıldı. Arabaya biner binmez onunla sohbet ediyor. Evden ağlama ben geleceğim diye telefonla konuşuyor, sabah arabaya bindiğinde neden geciktiğini açıklıyor :-) Tabi bende bebek yerine cevaplar veriyorum. Gerçekten inanıyor mu, yoksa bu oyun hoşuna gittiğinden devam mı ettiriyor anlayamıyorum.

Bu aydan notlarımız da böyle. Dilerim gelecek ayı daha dolu dolu geçirme şansımız olur Yağız oğlanla. Bahar gelmişken mevsimin tadını çıkarmalı bol bol…

İlgili Yazılar :

Posted in Uncategorized | 5 Yorum

Yeni Ev, Yeni Oda, Yeni Uçak :-)

Doğduğum evde büyüdüm ben. Son sekiz buçuk yıldır da evlenerek yerleştiğimiz evde oturuyorduk. Nihayet bir ev sahibi olduk ve geçen hafta yeni evimize yerleştik. Hayatımdaki ilk taşınma macerası gerçekten zorlu geçti. Yağız, bir ayı ailesinin taşınma macerasını anlattığı kitabı elinden düşürmüyordu ne zamandır. Toparlanırken “ben taşınma ayılayı gelsin istiyoyum” diye tutturdu :-) Kırılan birkaç tabakla hallettik taşınma işini.

Neyse ki yerleştik sonunda. Mekan değiştirmek hep zor gelmiştir bana. Yeni ortamlara alışmakta güçlük çekerim. Şuan pencereden baktığımda farklı bir şehre taşınmışım duygusunu yaşıyorum. Ama öyle bir oturma köşesi var ki, o eve taşınmamıza değiyor. Elime kitabım ve kahvemi alarak tadını çıkaracağım günü bekliyorum.

Gene de hala iğreti oturuyoruz evde. Bir de soğuk ki, ısınamıyoruz bir türlü :-)

Çok fazla birlikte olamamış olsak da, çok iyi komşularımız vardı ayrıldığımız evde. Taşınmanın burukluğunu yaşıyorum o anlamda. Kimsesiz kalmış gibiyim anlayacağınız…

Ama Yağız mutlu. Evden çıkarken “gene buyaya döneceğiz ama” diye anlaşma yapıyor bizimle. Koridorlarda gönlünce koşturuyor. (Henüz alt katımızın boş olmasının tadını çıkarıyor) Eve her gelene uçaklı lambasını gösteriyor. Arada kendisi de gidip bakıyor hala yerinde duruyor mu diye :-)

Yağız için en büyük yenilik ise evin önündeki çocuk parkı. Henüz arkadaş edinemese de orada olmaktan mutlu. En çok kumda oynamayı seviyor. Bir de kendi kendine kaydıraktan kaymayı. Evde olduğunda da balkondan bakarak “ben neden paykta oynamıyoyum?” diye soruyor. Biri ona açıklasın lütfen :-)

Umarım bu evde Yağız’ı büyütmek kısmet olur bize. Ömrümce ikinci bir taşınmayı kaldırabileceğimi sanmıyorum çünkü :-)

Posted in Uncategorized | Tagged | 27 Yorum

Çocuklarda Sanat Eğitimi

Resim benim için her zaman kendimden kaçmak için bir liman olmuştur. Güzel Sanatlar Fakültesi’ne gitmemiş olmamın verdiği pişmanlığı üzerimden atabilmek için bir süre devam ettiğim ve sevgili hocam Mehmet Ertan Yollu sayesinde çok keyif aldığım bir atölye dönemim oldu. Ama ne yazık ki devam ettiremedim. Aynı dönemde resim yaptığımız sevgili arkadaşım Nural’ın ise harika bir galerisi oldu devamında. Birgün onun galerisindeki ressamları Işıl Özışık ve Orhan Gürel’den suluboya dersleri alacağımı hayal ederek avunuyorum bende.

Oysa ki sanatın büyüleyici gücüne yürekten inanıyorum. O yüzden oğlumun hayatında sanatın yer etmesini çok önemsiyorum. Katılımcı olmasa da iyi bir sanatsever olması arzusundayım.

Çocuklarda Sanat Eğitimi, pek çok yerde tanıtımını gördüğüm ama henüz erken olduğunu düşünerek ötelediğim bir kitaptı. Okur okumazda geç bile kaldığımı, hatalar yapmaya başlamış olduğumu farkettim. Kitabın yazarı Susan Striker bir resim öğretmeni. Çocukların yaptıkları ilk karalamaların okuma yazma öğrenmede ne kadar önemli bir süreç olduğunu belirterek başlıyor kitabına. Oysa ki bizler karalama yapmasını engellemeye, çizimlerini şekillendirmeye çalışmaz mıyız? Al sana ilk HATA!

Kitabın giriş bölümünde;

“Sanat, çocuklara sorunların birçok şekilde çözülebileceğini öğretir. Çocukları sanat yaklaşımındaki özgürlük, merak ve macera duygusu bir kez bastırılırsa tekrar öğrenilmesi kolay olmaz. Çocuk sanatı bir kere kopya çalışması gibi görmeye başlarsa, yenilikçi sanat üretiminde ve bağımsız düşünmede esas olan yaratıcı ruhu tekrar yakalaması hiç de kolay olmaz.”

deniyor ve orada kendi yaptıklarımın kopyacılıkdan pek de öte gitmediği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyorum :-(

Genel olarak özetleyecek olursak, sanatın sadece bir eğlence aracı değil, gerek yazı yazma, gerekse matematiksel ve bilimsel gerçekleri öğrenmelerinde bir araç olduğundan bahsediliyor kitapta. Çamuru şekillendiren bir çocuğun, deneyerek öğrendiği matematiksel gerçekler hiç de yabana atılır cinsten değil. Yani bir anlamda çocuk, sanat aracılığıyla konuşuyor, kendini ifade ediyor, gelişiyor.

Yazarın bahsettiği hatalardan biri de, çocuklara resim konuları verilmesi. Çocukluğumdan beri resim yapmayı çok sevmeme rağmen, okullardaki özel günler için verilen konular hep beni germiştir. Bayram resmi, anneler günü resmi, kış resmi gibi…

Bir başka hatayı ise şöyle dillendirmiş yazar:

 “Eğer onun yalnızca hava güzel olduğunda ya da resim sehpasını dışarıya taşıyacak vaktiniz olduğunda dışarıda resim yapmasına izin veryorsanız, bilmelisiniz ki çocuğunuz pek çok şeyi öğrenme şansını da yitiriyor. Çünkü çocuğunuzun çalışırken kırılan döküleni dert etmemesini sağlamak oldukça önemlidir.”

Ayrıca Striker, çocukların yaratıcılığını geliştirici oyuncaklardan bahsederken, tek doğru yanıtı olan yap-bozlarla geçirilen sürenin kısıtlanmasında fayda olduğunu söylüyor.

Resme meraklı anne-baba olmakta bir anlamda çocuğun yaratıcılığını engelliyor. Onun için yaptığınız resimler ve onu şekiller çizmeye zorlamak doğru değil. Yazara göre:

“Gerçek bir nesneyi resmetme isteği kesinlikle çocuktan gelmelidir. Bu hemen hemen çocuğun 4. yaşgününe yakın bir zamanda sözkonusu olabilir.”

Çocukların neyi ne zaman yapabileceği hakkında fikir vermesi açısından da maddeler sıralamış yazar :

    • Çocuk 6 aylıkken, parmaklarını kullanarak boya çalışmaları yapabilir, sizde bu çalışmalarda yiyeceklerden yararlanabilirsiniz.
    • 8-12 aylık çocuklar için, çocuğun kolu uzunluğunda beyaz bir kağıtla siyah boya kalemi kullanabilir, yavaş yavaş onu çizim çalışmalarına hazırlayabilirsiniz.
    • 18. aydan itibaren, yaklaşık 2.5 cm. uzunluğunda bir fırçayla tek renk boya kullanabilir ya da oyun hamurlarıyla çalışmalar yapabilirsiniz.
    • 20 aylık çocuklar, kendinden yapışkanlı çıkartmalardan hoşlanacaklardır. 2.5-3 yaş arası çocuklarda artık yapıştırıcılarla çalışabilecek durumdadırlar.
    • 2-2.5 yaş arasında, makasın nasıl çalıştığına dair birkaç basit alıştırmadan sonra, çocuğunuz makasla kağıdı kesmeye başlayabilir.
    • 3 yaşındaki çocuklar artık 2 farklı renk kullanabilir. Play-Doh gibi oyun hamurlarından, çamur, kil gibi malzemeleri kullanmaya geçebilirler.

Ayrıca yazar, kağıt seçiminin önemini de vurguluyor ve çok küçük boyutlarda, şekilli ya da kalitesiz kağıtların tercih edilmemesini öğütlüyor.

Çocuğumuzun yaratıcılığını nasıl geliştirebileceğimiz konusunda tüyolarda vermiş yazar. Onu teşvik etmek, eserlerine değer vermek, örnekler sunmak ve ortam hazırlamak olarak özetlenebilir bunlar. Onun yaptığı işe değer verdiğimizi göstermek ve gelişimini takip etmek açısından, resimlerini saklamamız gerektiğini söyleyen yazar, düzenli şekilde arşivlemenin yollarını da sunmuş. Ama resmin üzerine tarih ya da neyi anlattığına dair notlar almamamız konusunda uyarıyor. Çocuklar için bir resmin hiç bitmeyeceğini, farklı zamanlarda farklı şeylerle resmi ifade edebileceklerini söylüyor. Üzerine yazı yazdığımızda ise biz olayı bitirip, yaratıcılığına engel olabiliyormuşuz :-) Bu arada çizdiği bir çizgiyi ilk seferinde yılana, ardından raya, ardından farklı bir şeye benzetmesi de iyi birşeymiş. Oysa biz az önce böyle demiştin diye eleştiriyorduk :-(

Sanatta yaratıcılığı öğretmenin 10 temek kuralını ise özetle şöyle sıralamış Striker:

  • Bir çalışmanın nasıl olması gerektiği konusundaki beklentilerinizi unutup, neyi nasıl kullanacağını çocuğunuzun kararına bırakın.
  • Asla çocuğunuzun çalışmasına elinizi sürmeyin.
  • Resimdeki tesadüfi şekilleri gerçek nesnelere benzetmeyin. (Bu gerçekten zor :-( )
  • Çocuğunuza nasıl çizmesi gerektiğini göstermeye kalkmayın.
  • Çocuğunuza asla “Bu ne?” ya da “Ne çiziyorsun?” gibi sorular sormayın.
  • Çocuğunuza asla boyama kitapları, kolay boyalar, kalıplar, çizim makinaları gibi sanatsal yaratıcılığı engelleyen oyuncaklar almayın.
  • Asla çocuğunuzu resim yarişmalarına veya çocukları karşı karşıya getirecek etkinliklere katılmaya yöneltmeyin.
  • Çocuğunuzu, tek doğru yanıtı bulmaya değil, çözüm olabilecek pekçok alternatif üretmeye yöneltin.
  • Uygun olmayan yüzeylere resim çizdiği için çocuğunuzu asla azarlamayın.
  • Bir gelişim sürecini tamamlamadan diğerine geçmeye zorlamayın.

Yazar sanatsal gelişimin tablosunu da aşağıdaki şekilde paylaşmış bizlerle:

Çocukların yaptıkları karalamaların, bir karalama alfabesi oluşturduğunu belirten yazar bununla ilgili olarak bir tablo eklemiş kitabına ve ardından geometrik şekillere geçen çocukların gelişim aşamalarını şöyle sıralamış:

2.5-3.5 yaşlarında : Daireler

4.5-5.5 yaşlarında : Kareler

5.5-6.5 yaşlarında : Üçgenler

6.5-7.5 yaşlarında : Baklava Dilimleri

Çocuğun resme yaklaşımının hayata yaklaşımı gibi olduğunu söylüyor yazar. Çekingen yapıdaki bir çocuk daha sönük, silik çizgiler çizerken, dışa dönük çocuklarda daha geniş ve çarpıcı resimler çizerlermiş. Ayrıca çocuğun aynı şekli defalarca çizmeside sorun olarak kabul edilebilirmiş. Çocuğumuzun resimlerini değerlendirirken gözönünde bulundurmamız gereken noktaları ise şöyle sıralamış yazar:

    • Çocuğumun hareketleri resmi nasıl etkilemiş?
    • Renkler nasıl kullanılmış?
    • Ne çeşit çizgiler kullanılmış?
    • Bu çalışma, bir öncekinden hangi yönleriyle farklı?
    • Hangi malzeme ne şekilde kullanılmış?
    • Hangi malzemeyi kullanırken elini ne kadar bastırmış?
    • Çocuk çalışırken neler hissetmiş?

Yazar, çizim, boyama, baskı, kağıt, heykel, renkleri keşfetmek gibi bölümlerle bu konuları ayrıntılı olarak işlemiş ve çalışma örnekleri sunmuş.

Unutmamalısınız ki; iyi bir resim, ne “güzel” görünmek zorundadır ne de çocuğunuza önemli birşey öğretmek. Bu nedenle ona cesaret vereceğiniz sözler “çok güzel gibi kalıplarla sınırlanamaz.

Diye uyarıyor biz ebeveynleri.

Biliyorum çok uzun oldu bu yazı. Ama bu kitabı özetlemek gerçekten zor. Bunların yanında satır aralarında bir sürü önemli noktalar daha gizli. Bu kitabı birebir uygulamak benim için çok mümkün görünmüyor. Ama oğlumun böyle bir resim öğretmeni olmasını çok isterdim :-)

Benim doğru bildiğim yanlışlıklar ise şöyleymiş:

  • Onun için resimler yapmak (Kendisi de ona benzetmeye çalıştığından yaratıcılığını engellemeye, beceremediğindeyse hırçınlaşmasına sebep olduğumuz için)
  • Yaptığı resimlerin ne olduğunu sormak ya da gerçek nesnelere benzetmek (Resmin mutlaka gerçek nesnelere benzemesi gerektiği ya da ancak o zaman övgü alabileceği yargısını vermesi açısından sakıncalı)
  • Boyama kitapları sunmak (Ona sınırlar koymak anlamına geldiği için, neyse ki henüz almamıştım)
  • Benzettiği şekilleri övmek (Övgü aldığı şekilleri tekrarlama eğilimi göstereceğinden yaratıcılığına engellediği ve süreçten zevk almak yerine sonuca odaklandığı için. Bunu yapmamak gerçekten çok zor :-( Gümüşcün çizdim diye getirdiği şey gerçekten benziyorken tepki vermemeyi nasıl başarmalı? Bu durumda şevkini kırmaz mı?)
  • Çok fazla renk ve seçenek sunmak (Başlangıç için bir kağıt, bir kalem yeterliymiş)

Bu kitabı okumaya başladığımda, yapmış olduğumuz hataları farkederek düzeltmeye çalıştık. Onun için elimizden geldiğince resim yapmamaya, karalamalarını övmeye başladık. Ama farkettim ki bu durum resme ilgisini de azaltıyor. Acaba yanlış yolda mıyız diye düşünürken, son günlerde yeniden ilgilenmeye başladı. Bu aşamada kendimiz teklif etmesekde, o ısrarla birşey çizmemizi istediğinde karşı koyamıyoruz. Şuan masasının üzerinde her daim kağıt ve pastel boyaları mevcut. Ama daha rahat çalışabileceği bir ortam hazırlamak istiyorum ona. Bir resim sehpası, sulu boya ve fırçalarla başlamak arzusundayım. Bakalım ne kadar uygulayabileceğiz okuduklarımızı.

Kitap, -her ne kadar ben herşeyi anlatmışım gibi görünsede :-) – kesinlikle okumaya değer. Kitabı ilk duyduğum isimlerden biri olan Anne-log bloğunun sahibi Banu’da daha önce bahsetmişti bu kitaptan. Ona da göz atmak isterseniz bir tık ötede… Ayrıca bir diğer tanıtım yazısı da Defne Yaprağı’ndan. Onlara da göz attıktan sonra eminim okumak isteyeceksiniz :-)

İlgili Yazılar :

Posted in Okumalarım | Tagged , | 19 Yorum

32 Ay…

Geçen haftasonu güneşi görüp kendimizi dışarı attıktan sonra, havalar gene serinledi biraz. Ama olsun, artık uzun süre gitmemecesine geliyor bahar :-)

Bu ay ilk kez parmak boyasıyla tanıştı Yağız. Oda Adım Adım dergisinin sayesinde. Yoksa benim hala alacağım yoktu :-) Aslına bakarsanız tüm boyalarını onlar gönderdiler sağolsunlar :-) Tahmin ettiğim gibi parmaklarına boya bulaşmasından hiç hoşlanmadı Yağız oğlan. Ama eline fırça verince coştu. Yaptığı sanat eserleri buzdolabımızın üstünü süslüyor şuan :-) Artık kalemi de doğru şekilde tutmaya başlayan oğlum, hangi elini kullanacağı konusunda henüz kararını veremedi. Ona rahatlıkla resim yapabileceği bir köşe hazırlamak istiyorum. “Çocuklarda Sanat Eğitimi” adında bir kitaptan bahsedeceğim yakında. Orada anlatılanlara göre geç bile kaldık bunun için.

Yalnız bir çocuk gördüğünde yanına gidip konuşmaktan çekinmeyen oğlum, eğer çocuk sayısı birden fazla ise sadece seyrediyor. Son zamanlarda evde en çok adı geçen kişi kuzeni Kıvanç. Kavgada etseler onunlayken eğleniyor belli ki. Bir çeşit hayali arkadaş Kıvanç onun için. Mesela boya yapmak istiyor diyelim. “Kıvanç eve gidince boya yap dedi, fırçayla yap dedi” gibi onun ağzından aslında kendi istediği şeyleri söylüyor. Eğer salonda yemek yiyeceksek hemen Kıvanç için de bir servis açıyor :-)

Dans etmek bu ayda en çok yaptığı şey oldu. Michael Jackson’ın “Smooth Criminal” şarkısının klibi favorisi. Neredeyse tüm hareketlerini ezberledi ve yapmaya çalışıyor. Hatta çoğu zaman müziğe bile ihtiyaç duymuyor :-)

Artık merdivenlerden kendisi inip çıkabiliyor Yağız oğlan, hem de trabzanlardan tutunmadan. Gerçi biz bunu onaylamıyoruz ama zaten çocuklar ebeveynlerinin sözünden çıkmasa gelişmeleri pek de kolay olmazdı sanırım. Koruyucu kalkanımızla sarıp sarmalarız onları her an.

Çocuklar karşı cinsteki ebeveynleriyle kendilerini bütünleştirip, aynı cins olana tepki gösterirlermiş. Biz de zaman zaman baba-oğul çekişmeleri yaşıyoruz. İşin tek iyi tarafı paylaşılamamak güzel şey :-)

Kavga etmek Yağız için eğlenceli bir oyun. Kitap ya da bir kıyafeti alıp geliyor ve “Hedi kavga edelim” diyor. Ben bir ucundan tutuyorum “o benim” diyorum, o bir ucundan tutuyor ve “benim” diyor. Ve bu süre boyuncada kahkahadan yerlere yatıyor :-)

Herşeye cevabı var Yağız’ın. İşin kötü tarafı cevapları da çok mantıklı. İşte bir kaç örnek :

♥ Sabah beresini takarken:

  • Yağız : Kıvanç hiç beye takmıyo, sadece atkı takıyo, beyesini hep evde unutuyo
  • Anne : Üşür hasta olursun, bereni tak de Kıvanç’a
  • Yağız : Takmıyo, dona dona gidiyo :-)

♥ Yağız coşkuyla Simay’ın çikolata yediğini anlatır. 

  • Baba : Sen de yedin mi?
  • Yağız : Ben yukaada yedim,

der ve pişman olup iki eliyle ağzını kapar. Bir süre öyle kalıp sorulara cevap vermez.

  • Baba: Güler mi verdi?
  • Yağız : (Ağzı hala kapalı olarak ve alçak sesle) Evet
  • Baba: Kimseye söyleme mi dedi
  • Yağız: Evet

Anne babanın gülmeye başladığını görünce coşkuyla çikolatayı tarif eder.

  • Yağız : O yuvarlaktı. Ben onu yedim :-)

♥ Göl kenarındaki timsaha benzeyen taşı göstererek :

  • Yağız : Anne bu timsah olabiliy mi?
  • Anne : Hayır annecim o taş.
  • Yağız : Ama gözleyi vay.
  • Anne : Onlar göz değil oğlum.
  • Yağız : Peki o zaman kuğbağa olabiliy mi acaba :-)

♥ Baba akşam kafasına vurduğu için Yağız’a kızar. Sabah olduğunda:

  • Baba: Burası benim odam sen git
  • Yağız : Yok benim odam
  • Baba: Ama ben burda yatıyorum benim odam
  • Yağız : Ama benimde oyuncaklarım burda

(Baba-oğul çekişmesine başladık :-) )

♥ Sabah anneannesini gördüğünde gösterdiği sevinci gören baba:

  • Baba : Sen gidip anneannende kal bigün
  • Yağız : Kalmıcam, burası benim evim. Burda annem vaaar, maymunum vaaar, filim vaaar
  • Baba: Birgün kal nolcak
  • Yağız: Git sen kal, orda büyü :-)

♥ Koca mandalina dilimini ağzına atan Yağız’a ;

  • Baba : Mandalinayı ısır da ye boğazına kaçacak
  • Yağız : Ama o zaman sular çıkıyooo

♥ Zarfın içine kartları koymaya çalışan Yağız’a;

  • Baba : Şimdi zarfı yırtacaksın, ver ben koyayım
  • Yağız : Ama ben öğreniyoruuuum

♥ Baba Anne’ye iltifat eder :

  • Baba : Çok şık olmuşsun.
  • O sırada oyun oynayan Yağız : Ben de çok beyendim :-)

♥ Poğaça kabının boş olduğunu gören Yağız:

  • Yağız : Poğaçayı kim yedi?
  • Anne : Ben yedim

Ama aynı anda şimşekleri üzerine çekmekte olduğunu anlayarak cevabı değiştirir.

  • Anne : Sen ucundan ısırıp bırakmışsın, kurumuş. Bende çöpe attım.
  • Yağız: Hedi alalım
  • Anne: Alamayız Ekrem Amca çöpü götürdü
  • Yağız : Gidip oodan alalım
  • Anne : Kediler yemiştir.
  • Yağız : Yememiştir, geri tükürmüştür, hedi alalım
  • Anne : Alamayız oğlum
  • Yağız : Alalım, alalım, alalım… (Tabi ki ağlama efekti eşliğinde :-) )

♥ Kalemi yere düşüren Yağız’a : 

  • Baba : Kalemi yere düşürme
  • Yağız : Düşürdüm bile :-)

Gün geçtikçe, iki yıl izin kullanabilmiş olmakla ne kadar şanslı olduğumu daha iyi anlıyorum. Şimdi öylesine az ki paylaşabildiğimiz zaman. Haftasonlarını iple çekiyorum oğluma doyabilmek için. İyi ki diyorum, iyi ki yanında olabilmişim.

İlgili Yazılar :

 

Posted in Ay Ay Gelişim, bebek gelişimi, Uncategorized, Yağız video | Tagged , | 6 Yorum

Kütüphanedeki Aslan

Bu kitap bana Yağız tarafından zorla aldırıldı diyebilirim :-) Daha önce de bahsetmiştim. Kitabevinde baktığımız onca kitap arasından, gerek metinleri uzun olması, gerekse renklerin pastel olması nedeniyle, daha sonra almak üzere elediğim bir kitaptı. Nereden bilebilirdim ki çok büyük bir hata yaptığımı :-) Birkaç gün sonra evde her zamanki gibi hayali olarak kitabevine gidip kitap aldığımızda “Kütüphanedeki Aslan” ı alalım dedi Yağız. Ardından da neşeyle yerine oturdu okumak için. Ben her zamanki gibi hayali olarak sayfaları çevirip okurken hemen itiraz geldi gerçekten okuyalım diye. Ben ise henüz almadığımızı söyleme gafletinde bulundum. Ama almıştık diye ağlamaya başladı. Sakinleştirmem zor oldu ve ilk fırsatta sipariş vermek sözüyle başka kitapta anlaştık :-)

Alalı aylar olmuş ama sanırım bahsetmek için bundan güzel bir zaman olamaz. Bu hafta 48. Kütüphane Haftası kutlanıyor. Kütüphaneci bir babanın kızı olarak bende kendi çapımda bir etkinlikle katılayım dedim :-)

Kütüphanede bir aslan gören görevli Bay Vızvız hemen kütüphane müdürü Bayan Tatlıhava’nın yanına gider ve “Kütüphanede bir aslan var” der. Kütüphane kurallarına son derece bağlı olan Bayan Tatlıhava kuralları çiğneyip çiğnemediğini sorar. Öyle ya, kurallara uyduğu sürece kalmasında bir sakınca yoktur. Bay Vızvız’ın pek hoşuna gitmez bu durum. Bir aslanın ne işi vardır ki kütüphanede? Aslan ise kitaplar arasında dolaşır, onları koklar, masal saatinde masalcı teyzeyi dinler. Ama masallar bitince öyle bir kükrer ki Bayan Tatlıhava gelir hemen yanına. Kurallara uymazsa bir daha kütüphaneye gelemeyeceğini söyler ona. Çocukların ısrarı üzerine gürültü yapmaması şartıyla kalmasına izin çıkar. Sonraki günler aslan vazgeçilmezi olur kütüphanenin. Tozları alır, çocukları uzanamadıkları raflara yetiştirir, zarfları yapıştırır vs. Günlerden birgün Bayan Tatlıhava yüksekteki bir kitaba uzanmak isterken düşüverir ve sesini duyuramaz. Aslandan gidip Bay Vızvız’ı çağırmasını ister ama Bay Vızvız oralı olmaz. Aslan öyle bir kükrer ki, Bay Vızvız hemen şikayet etmek üzere Bayan Tatlıhava’nın odasına yollanır. Bir de ne görsün, Bayan Tatlıhava yerde yatmıyor mu?

Bu arada kuralları çiğnediğini bilen aslan kütüphaneden ayrılmıştır. Günler boyu eksikliği hissedilen aslanı bulmaya karar verir sonunda Bay Vızvız. Özellikle arabaların altına bakması çok verimli olmuştur :-) Sonunda onu bulur ve kütüphanede yeni bir kural olduğunu, zor durumdaki birine yardım etmek için kükrenebileceğini söyler.

Ertesi gün Bay Vızvız, Bayan Tatlıhava’nın ofisine gider:

“Bilmek istersiniz diye düşündüm, kütüphanede bir aslan var”

O an, kütüphaneye gelen aslanın boynuna sarılmak için koridorlarda koşan Bayan Tatlıhava’da kuralları çiğnemektedir :-)

Sıcacık bir öykü. Her ne kadar başta pastel tonlar olduğu için Yağız’ın dikkatini çekmeyeceğini düşünmüş olsamda resimler muhteşem. İnsan hemen orada oluvermek, o aslana yaslanıp masal dinleyebilmek istiyor. Bizim için bu tarz kütüphaneler hayal olsa da aslında imkansız değil. Evren’in yazısı bunun örneklerini gösteriyor.

Kitabı birde dolap kapaklarından okumak için bir tık lütfen. Ayrıca kütüphanelerle ilgili güzel bir yazıları da burada… Eh bir de fantastik bir kütüphane turu olsa süper olur değil mi :-)

Bir Dolap Kitap Kütüphaneler Haftasına özel “Kütüphanedeki Aslan”ı hediye ediyor. Şansınızı deneyin derim :-) Ben geçen hafta kendilerinden Haylazlar Kitabı’nı kazandım, size neden çıkmasın :-)

İlgili Yazılar :

Posted in Yağız'ın Kitaplığı | Tagged , , | 4 Yorum