Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?

Oğlumun kitaplarından hangisini daha çok sevdiğime karar vermem çok zor oluyor. Ancak bazıları var ki bakmaya doyamıyorum. Bu da onlardan biri. Hele ki kitabın bir Türk yazar ve çizerine sahip olması gurur verici bir durum.  Daha önce “Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor” kitabından tanıyarak çok sevdiğim Sara Şahinkanat yazmış. Meraklı Minik dergisindeki harika turuncu saçlı kız çizimlerine sahip Ayşe İnan Alican ise resimlemiş. Zaten kitapta hakettiği değeri, 2009 yılı en iyi resimli öykü kitabı ödülünü alarak bulmuş.

Hikaye, sıcacık resimleri ve şiirsel diliyle hemen içine çekiveriyor okuru.

Yavru kurt sarıldı annesinin boynuna.

Dedi “Anne, ben artık büyüdüm.

Gideceğim tek başıma ormana.

Biraz dolaşıp hava almaya.”

diye başlıyor öykü. Anne kurt ise, “Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor” kitabının kahramanı Nino’nun annesi gibi müşfik :-)

“Hele otur da biraz şuraya

Önce cevap ver birkaç soruya.

Bakalım hazır mısın gitmeye

Tek başına ormana.”

Kitap, bilinen öyküye bir de kurdun gözüyle bakmamızı sağlıyor. Kurdun annesi, onu Kırmızı Başlıklı Kız’la karşılaşması durumunda başına gelebilecek tehlikelerden korumaya çalışıyor. Evin farklı köşelerinde çeşitli sorularla imtihan ederken oğlunu, bir yandan da  kitap, ayrıntılarla bizi büyülüyor. Kurdun oyuncakları, kitapları, mutfaktaki eşyalar, yemek masası, pencereden görünen orman manzarası ve çeşitli şekillere bürünmüş Kırmızı Başlıklı Kız figürleri ilgiyi hep sıcak tutuyor. Ayrıca arka mekanda görünen Kırmızı Başlıklı Kız çizimleri muhteşem.

Anne kurdun endişesi, oğlunun Avcı Amca’ya yazdığı notla son buluyor. Karnındaki şişliğin sadece yediği brokolili makarnadan :-) olduğunu yazdığı notta,

“Biz vazgeçtik artık et yemekten.

Bıktık masallarda kötülenmekten.”

sözleriyle vejetaryen olduğunu duyuruyor ki, burada benim kalbimi de fethediyor :-)

Biz ana-oğul çok sevdik bu kitabı. Hatta Yağız’ı günlerce yavru kurtla sohbet ederken buldum :-) Ona oyuncaklarını gösterdi, başka kitaplar okudu. Ama sonunda her sayfasını ezberlediğinden, kitaplığının bir köşesine bıraktı onu da, tıpkı diğer hikaye kitaplarında olduğu gibi…

Kitabın daha bilimsel bir tanıtımı için buyurun Bir Dolap Kitap’a…

İlgili Yazılar :

Posted in Yağız'ın Kitaplığı | Tagged , , | 2 Yorum

Hatıralar ve Fotokitap…

Benim çocukluğumda içine en fazla 36 poz konulabilen fotoğraf makinaları vardı. Öyle şimdi ki gibi sürekli deklanşöre de basılamazdı. Pozlar biter, fotoğrafçıya gidip çıkartılır, albümlere yerleştirilirdi. Yani bir seramoni gerekiyordu fotoğraf sahibi olabilmek için. Tabi bunlar benim hatırladığım dönemlerde. Bebekliğimden ise hepi topu üç beş siyah beyaz fotoğrafım vardır benim. O da topluluk içinde rastgele çekilmiş olanlardan. Bunda üçüncü çocuk olmanın etkisi de var muhtemelen :-)

Şimdilerde ise dijital makinalar sayesinde her anı fotoğraflıyoruz. Eh, çocukluğuma ait pek fotoğrafımın olmamasının acısına, bir de ilk ve tek çocuk heyecanı eklenince :-) durmadan basmışım deklanşöre. Hal böyle olunca, bunca fotoğrafla ne yapacağım telaşı sardı tabi. Yüzlerce fotoğraf çıkarılsa albümler almaz. Bilgisayarda saklansa heran risk altında. Bir de eline fotoğraf almanın keyfi yok orada dururken. İçiniz kaynar ve öpmek istersiniz ama ekrandayken zor :-)

Böyle olunca  garantiye almak için bir harici disk edindim ve oraya yüklemeye başladım önce. Ama bu beni kesmedi. Ne yapmalı diye araştırırken, gene Nurturia buldu çareyi. Orada photobook diye birşeyden bahsedildiğini duyunca ve yabancı sitelerdeki örneklerini inceleyince aradığım şeyi bulduğumu anladım. Türkiye’de bunu yapan farklı yerler var sanırım. Ama ben www.fottom.com sitesinde karar kıldım. İşi internet üzerinden halledebilmek, herhangi bir program yüklemek zorunda kalmamak hoşuma gitti. Ayrıca yazı yazılabiliyor olması albümü kişiselleştirebilme imkanı sağlıyor. Oğlumun ilk iki yılını bir albümde düzenlemeye karar verdim. Ama öyle çok resim birikmiş ki tek albüme sığmadı. Sayfa sayısını 64 ile sınırlamışlar. Resim düzenlemesi yapılamadığından başka programlarda düzenlemek durumunda kaldım.

Konusu gibi bol fotoğraflı bir yazı oldu bu. Ben internette araştırırken Türkiye’den pek örnek görememiştim. Hazırlamak isteyenlere fikir olsun istedim. Aslında daha az fotoğrafla daha güzel albümler oluşturulabilir ama ben çok fotoğraf alsın telaşıyla bir hayli resim ekledim. Bu iki albüm 300 civarı resim aldı. Ayrıca albümlerin farklı boyutları da mevcut. Bir de çok hızlılar. Albümler iki gün içinde elimde oldu. 

Gerek benim acemiliğim, gerek programdaki ufak tefek aksaklıklar olsa da oğluma güzel iki albüm hazırlayabildim.

Yağız büyüdükçe hatıralarda birikiyor. Ben hızımı alamayıp her yıla bir albüm hazırlarsam Yağız’ın işi zor. Neyse ki artık işe başladığımdan bu kadar çok fotoğraf çekmem mümkün olmayacak :-) Ama her halükarda ileride bir hatıra sandığıyla dolaşması gerekecek :-)

İlgili Yazılar:

Fotoğraf Albümü

Posted in Uncategorized, Yağız özel | Tagged , | 3 Yorum

29 Ay…

Bu aya korkularla başlamıştık. Ayrı geçireceğimiz zamana nasıl bir başlangıç yapacağımızı merak ediyorduk doğrusu. Ancak, Yağız bizi şaşırtarak, mükemmel bir uyum gösterdi. Böylece biz de korkularımızı geride bırakmayı başarabildik.

Artık eskisi kadar birlikte vakit geçiremediğimizden, onu yeterince izleyebileceğim konusunda kuşkuluyum. Günün büyük bir kısmında ayrı olduğumuz için yaptıklarını sadece anlatılanlardan biliyorum.  Ama duyduğum kadarıyla çok eğleniyormuş bensiz :-) Bize yeterince hayvanlar üzerine eğitim verdikten sonra, şimdi de anneannesini kendine kurban seçmiş durumda. Akşam ayrılırken “yarın gene kitap okuruz” diye hain hain gülümsüyor anneme :-) Sabahları da “ben geldim, şimdi oyun oynucaaaazz” diyor, Freddy’nin kabusu gibi :-) Ben de oğlumu, annemin sevgi dolu kollarına emanet etmenin huzurunu yaşıyorum. Annem, iyi ki varsın…

Bu ay ailemize iki yeni bebek katıldı. Kuzenimin kızı Öykü ve ağabeyimin kızı Çağıl. İki yeni can, iki yeni umut. İyi ki doğdular. Şuan, Yağız’la aralarındaki fark çok görünse de, büyüdüklerinde iyi dostlar olurlar umarım.

Konuşma konusunda sanırım kitaplar bizden daha etkili Yağız’ın üzerinde. Biz, “yapıcam, gidicem” diye konuşurken, o “yapacayım, gideceyim” diyor. Bazen de hiç ondan bekleyemeyeceğimiz kelimeler kuruyor. İngilizce kelime hazinesi de giderek artıyor. “r” harfini henüz tam söyleyememesi, ingilizce kelimeleri telaffuz ederken ona avantaj sağlıyor ve çok doğru sesler çıkarabiliyor. Bu ilgisini nasıl sıcak tutar ve geliştirmesine yardımcı olabilirim diye düşünüyorum henüz.

Oyuncak ebatları küçüldü son zamanlarda Yağız’ın. Arabaların, hayvanların küçükleriyle oynamayı tercih ediyor. Son günlerde keşfettiğimiz küçük hayvanlar serisi ise bu ay en çok oynadığı şey oldu. Akşam “hayvanlarım beni özlemiştir” diye giriyor eve, sabahsa “güle güle hayvanlarım” diye vedalaşıyor onlarla. Koleksiyonu giderek çeşitlenirken, o kadar hayvanın ismini nasıl aklında tuttuğuna şaşırıyoruz bizde.

Bu ay ilk kez şehirlerarası otobüse ve ardından metroya bindi oğlum. Tübitak’ın Yeraltında kitabından sonra çok merak ediyordu metroyu. İkisini de çok sevdi, çok eğlendi. Hatta arabamızın arıza yaptığı bir gün bindiğimiz taksi de bulunan, peluş kaplanla öyle bir muhabbete koyuldu ki, bir daha bineceği zamanı heyecanla bekliyor :-) Sanırım arabasız hayat Yağız’ı çok eğlendiriyor.

Bir insanın büyüdüğüne tanık olmak gerçekten büyüleyici bir durum. Yağız’ın gözlerimizin önündeki değişimi inanılmaz. Hala o bebek kokusunu duysam da, bebeklikten çıktı oğlum. Yüz hatları oturdu, vücudu şekillendi. Artık onun çocukluk serüveni başladı. Kah elimizden tutarak, kah bizi arkada bırakarak geçirecek bu zamanı da. Hatırlayamayacağı bebeklik zamanlarından sonra, umarım çocukluğundan güzel hatıralar verebiliriz ona. Dilerim, onu sahiplenmeden, sadece yanında olarak hayata hazırlamayı başarabiliriz. Biliyorum, bu sözcüklere döküldüğü kadar kolay olmayacak. Ama zorluklar değil midir hayatı değerli kılan? Ve hayat denen, zorlu bir yolculuktan başka nedir ki zaten…

İlgili Yazılar :

Posted in Ay Ay Gelişim, bebek gelişimi, Uncategorized | Tagged | 4 Yorum

2012′ye Girerken…

Çocukluğumdan beri hep Noel Baba’ya inanıyor olmak istedim. Evimizin bir köşesine yerleştirdiğimiz çam ağacını süslemek, ışıl ışıl yanan lambaların altındaki hediyeleri merakla beklemek ve ben uyurken gelecek olan Noel Baba’nın getireceklerini düşünmek istedim. Ama bunun bir kandırmaca olduğunu fısıldıyordu etrafımdaki tüm yetişkinler. Oysa masallara inanmak kadar güzel birşey var mı? Masala inanmayan gerçeğe inanır mı?

Köşede süslenmiş bir çam ağacımız olmasa da, oğlum Değnek Adam‘daki Noel Baba’nın kendine ne hediye getireceğini bekliyor bugün merakla. Üstüne bir de kar yağdı ki, değmeyin keyfimize. Noel Baba kızağına atlayıp rahatça gelecek evimize :-)

Bizden bir gelenek olmasa da, bir çocuğun yüzünü güldürmenin, ona bir hayal vermenin dini olmadığını düşünüyorum ben. Mutluluk hayatın küçük ayrıntılarında gizli…

Dilerim tüm çocukların yüzü güler bu gece ve 2012′de…

Mutlu yıllar herkese…

İlgili Yazılar :

Posted in Yağız özel | Tagged | 10 Yorum

Hikayesiz Kitaplar…

Yağız’ın belki de en çok vakit geçirdiği kitaplar bunlar. Hikayesiz olmaları, her okuyuşumuzda yeni hikayeler oluşturma özgürlüğü sağlıyor bize. Bu da Yağız’ın merakını hep canlı tutuyor. Ayrıntılar ve pencerelerde uzun süre elinden düşürmemesini sağlıyor. Daha önce de bu tarz kitaplarından bahsetmiştim oğlumun. Şimdi gelelim bugün anlatacaklarıma:

1- Keşfedin Hayvanlar : İş Bankası Yayınlarından çıkan bu kitabın pek çok çeşidi var. Keşfedin Bilim, Keşfedin Beynimiz gibi. Yaş grubu 8-12 olarak belirtilmiş olsa da, eğer hayvanlara meraklı bir çocuğunuz varsa bunu dikkate almayın. Tübitak’ın “1001 Hayvanı Bulun” kitabını andırıyor. Yaşam alanlarına göre ayrılmış hayvanlar, hem karton baskı, hemde pencereli olması nedeniyle oğlumun ilgisini çekiyor. Kapakçıkların altında, ilgili hayvanlar hakkında bilgiler veriliyor. Kayalık Çöller, Yağmur Ormanları, Ormanlar, Himalayalar, Savan, Kuzey Kutbu ve Mercan Resifleri bölümlerinden oluşan bu kitapta, Yağız’la birlikte biz de pek çok yeni hayvanla tanıştık.

2- 1001 Minik Hayvanı Bulun : Tübitak Yayınlarından çıkan bu kitabın diğer serilerinden bahsetmiştim daha önce. Onlar gibi bu da Yağız’ın en favori kitaplarından. Çiçek Bahçesi, Çöldeki Kayalık, Tropik Ağaçların Tepesi, Yeraltı, Çöl, Bahçedeki Kulübe, Tropik Orman Tabanı, Sebze Bahçesi, Orman Tabanı, Gölcük, Mağara, Çayır, Geceleyin Bahçe ve Kelebek Evi bölümlerinden oluşuyor. Ayrıca her sayfada dolaşan minik bir arı bulunmayı bekliyor.

Çocuklar insanlara neler yaptırmıyorlar ki :-) Hayatta en rahatsız olduğum canlılar olan böceklerden “ne kadar sevimliler” diye bahsetmeye başladım :-) Bahçede gördüğümüz böceklerin ne olduğunu, hemen kitaba bakarak tespit ediyor ve mutlu oluyoruz ana-oğul.

3- Kampta : Kitabevi olmayan bir alışveriş merkezinde, oyuncakçıdan bulabildiğimiz bir kitap bu. Bir grup izci öğrencinin kampa gidiş hikayeleri resmedilmiş. Tabi öğrencilerde sevimli hayvancıklardan oluşuyor. Karton bir kitap olması, kapakçıkların altında çocuklar için sürprizler yer alması, Yağız’ın onları buldukça gösterdiği heyecanı bu kitabı almaya değer kılıyor. Bizde onlarla birlikte otobüse binip kampa gidiyoruz. Ardından çadır kurup ateşin etrafında dans ediyoruz :-)

4- Gün Boyunca Hayvanat Bahçesi :  Biz ailecek bu kitabı çok sevdik. Günün farklı saatlerinde, hayvanat bahçesindeki yaşam resmedilmiş. Ayrıntılar çok güzel. Her sayfada saklanan figürler mevcut.  Sürekli uyuklayan bir görevli var mesela ya da heran iz peşinde bir yankesici. Kafesinden kaçan bir maymunu yakalama çabaları saat saat resmedilmiş. Onu bulmaya çalışmak çok keyifli. Günün farklı saatlerinde çok çeşitli ziyaretçiler geliyor hayvanat bahçesine. Kovboy kıyafeti giymiş baba-oğul, öğretmenleriyle gelen öğrenci grubu, pusette bebekler, paten kayan çocuk gibi. Sağ taraftaki sayfalar, istenilen alanlara kolay ulaşılabilecek şekilde düzenlenmiş. Bu farklılıklarda kitabı ilginç kılıyor Yağız için.

Eğer çocuğunuz uzun süre hikaye dinlemek istemiyorsa birde bu tarz kitapları deneyin. Ayrıntılarda kaybolmaları ve kitabı ellerinden düşürmemeleri işten bile değil :-)

İlgili Yazılar :

Posted in Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı | Tagged , , , , | 6 Yorum

İşbaşı…

Uzun bir aradan sonra işe başladım nihayet. Biraz işyerimin de değişmesinin etkisiyle, alışma problemlerini düşünecek pek vaktim olmadı.

Daha önceki yazımda belirttiğim gibi, herşeyi büyüten ben, işe başlama konusunu kafamda bir kaosa dönüştürmüştüm. Ama korktuğum olmadı. Benim uyumlu oğlum, ilk günden öpüp el sallayarak uğurladı, akşamları koşarak karşıladı bizi.

Bu kadar kolay atlatmayı nasıl başarabildiğimizi gerçekten bilemiyorum. Belki de artık zamanı gelmişti.

Oğlumu hazırlamak için yaptıklarımız ise, olayı tüm açıklığıyla ona anlatmaktan ibaret. Bundan sonra neler yapacağımızı defalarca tekrar ettirdi ve bizde anlattığımız rutine uyduk. Adım adım dergisinin bir sayısında da, annenin işe başlaması işleniyordu ve Yağız o sayfaları defalarca anlattırmıştı. Eh, bir de anneannesinde çok eğlenince, alışması hiç sorun olmadı. Hatta anneme “bugün sizde kalabilir miyim?” diye sormuşluğu bile var :-)

Heranında yanında olamamanın burukluğunu taşıyor olsam da, bu kadar yumuşak bir geçiş yaptığımız için mutluyum.

Laf aramızda, çalışmayı da özlemiş miyim ne ;-)

İlgili Yazılar :

Posted in Duygular | Tagged | 7 Yorum

Öyle Bir Geçer Zaman ki…

Daha dün gibi, tüm işlerimi halledip masamı toparladığım. Oğlumla birlikteliğimizin bu kadar uzun süreceğini hayal bile edememiştim. 2009 Temmuzunda ayrıldığım işime dönüyorum yarın sabah. İstiyor muyum-hayır. Oğlumdan nasıl kopacağımı, onu terkediyormuşum duygusuyla nasıl başedeceğimi bilemiyorum şuan.

Her zaman olaylara en kötü tarafından bakan ben, bunu da büyüttüğümün farkındayım. Belki bir hafta, belki de bir ay sonra yeni düzene alışacağımızı biliyorum. Ama şuan böyle şeyleri düşünerek teselli edemiyorum kendimi.

Şanslıydım. Tüm haklarımı sonuna kadar kullandım. Oğlumun tüm ilklerinde yanında olabildim. Kundaktaki bebek, küçük bir adama dönüştü gözlerimin önünde. Hiçbir anını kaçırmadım. Şartlar uygun olsa daha da ayrılamazdım yanından. Bu sağlıklı bir durum mudur bilemiyorum. Belki ikimizinde hayata karışmaya, sosyalleşmeye ihtiyacı vardır. Birbirimizi özgür bırakmak iyi gelecektir belki de, kimbilir?

Zaman, öyle bir geçiyor ki, yaşanmışlıklar kalıyor elimizde sadece. Dilerim yanında geçirebildiğim bu süre, onun mutlu bir insan olması için gereken temelleri atmasına yardımcı olmuştur. O hatırlayamayacak olsa da, benim hayatımın en güzel aylarıydı bu geçen zaman…

Artık başka bir dönem başlıyor hayatımızda. Belki biraz gözyaşı dökeceğiz. Ama biliyorum, üstesinden geleceğiz zamanla…

İlgili Yazılar :

Posted in Duygular | Tagged | 7 Yorum

Bir Kar Masalı

Her kitabın arkasında illa ki bir öykü vardır. Bu öyküyü biliyor ve yakından takip ediyorsanız, elinizde tuttuğunuz kitap bambaşka anlamlar taşır sizin için. Bu da öyle bir kitap. Bir blogcu anne yazmış, diğeri resimlemiş ve sonuncusu da bilgisayara uyarlamış. Ve Yağız’la annesi bu e-kitap versiyonunu günlerce okuyarak ezberlemişler bilgisayar başında. Gün olmuş kağıda, mürekkebe bulanmış. Her ne kadar ezberlenmiş olsa da kitaplığımızda olsun istenip alınmış.

Yazıyla, çiziyle ilgisi olmayan meslekler yaparken, içindeki çocuğu koruyan, hayallerinin peşinden koşan “Harfler Ülkesi” bloğunun sahibi Esra yazmış hikayesini. Daha önce de Evren’in yazdığı harika Ninni‘yi resimleyen “Olmadık İşler Peşinde” bloğunun yazarı OİP resimlemiş. “Özgüranne“‘ den Deniz ise işin teknolojik kısmını üstlenmiş. Birbirlerini tanımadan, sanal dostluklarla anlaşmışlar. Bu üç güzel anne, kişi eğer isterse, hayallerini gerçekleştirmek için hiçbir bahanenin olamayacağını gösteriyor bize. Üçü de yoğun çalışıyor, üçünün de küçük çocukları var. Tüm bunlara rağmen bu kitap bugün elimizde.

Gelelim hikayesine.

“Haydi çabuk kalk!” diye bağırdı Emi, o sabah her zamankinden derin uyuyan ablasına.

Zorlukla gözlerini açtı Küpeli, yüzüne dokunan minik parmakların telaşıyla.

Diye başlıyor kitap. Ardından karı görme sevinçleri, oynamaları ve küçük bir kar tanesinin Emi’yi götürdüğü Karlar Ülkesi anlatılıyor. Özellikle kar tanesi çizimleri çok sevimli. Küpeli’nin attığı kartopuyla kendine gelen Emi,

Yalnızca sihirli bir düş görmüş olabilir miydi?

Kitabın melodik dili sizi alıp götürüyor ve bir solukta okuyuveriyorsunuz. Bu kitapta Esra, kardeşi ve kendisini yazmış. İki küçük çocuğun karı ilk gördüklerindeki heyecanı hissettiriyor satırlar.

Yağız’a gelince, zaten ezberlemişti kitabı. Eline alınca da o bana okudu :-)

Bir Dolap Kitap’ta bahsetmiş Bir Kar Masalı’ndan. Hem okumak hem de dinlemek için buyrun dolaba :-)

Bu kitap, arkasındaki öyküsüyle içimi kıpır kıpır yapıyor. Bir çocuk kitabı yazabilmenin, onu resimlemenin ne kadar muhteşem bir duygu olacağını hissettirerek umut aşılıyor. Belki bir gün diyorum, bende koşarım hayallerimin peşinden…

İlgili Yazılar : 

 

Posted in Yağız'ın Kitaplığı | Tagged | 3 Yorum

28 Ay…

Bu, oğlumla her anını başbaşa geçirdiğimiz son ayımızın yazısı. Tadını çıkaracağımız sayılı günümüz kaldı. Biraz hüzünlüyüm o yüzden…

Oğlum, bu ay bizi şaşırtacak kadar dışa dönük tavırlar sergilemeye başladı. İlk kez gördüğü insanlarla bile diyalog kurdu. Çok kalabalık olmaması koşuluyla çocuklarla oynamaya, onlarla iletişim kurmaya başladı. Bağıra çağıra şarkılar, marşlar söyledi.

Hayvanların yaşam alanlarına duyduğu ilgiden bahsetmiştim geçen ay. O yüzden bir dünya haritası yapbozu aldık ona. Toplam 66 parça. Üzerinde hayvan resimleri olduğundan ilgisini çekeceğini düşündük. Açıkçası yapbozu yapabileceğine hiç ihtimal vermemiştim. Ama kısa bir sürede kıta ve okyanusların isimlerini söyleyerek, çıkarıp tekrar yapmaya başladı. Çocukları hiç küçümsememek gerektiğini bir kere daha gösterdi bize :-)

Yağız’a doğduğundan beri ingilizce öğretmek için neler yapabileceğimi araştırıyordum. En sonunda elimizdeki “İlk Kelimelerim” kitaplarından birkaç kelime öğretmeye karar verdim. Tabi burada da hayvanlardan başladık. Onunda çok keyif aldığını görünce devam ettik. Başka materyallerde aldık. Şuan onlarca kelime öğrenmiş durumda. Hatta bir sabah kitaba bakarken, elindeki zebrasına, “what’s that?” diye sorduğunu gördüm :-) Ama hala kendime bir yol haritası çizebilmiş değilim. Bakalım bir süre böyle devam edeceğiz.

Dile hakimiyeti çok genişledi Yağız’ın. Sanırım bunda okuduğumuz kitapların etkisi de var. Oradan replikler ekliyor konuşurken. Maskeli Fare’deki gibi “nereye böyle acele acele” diyor mesela. Başka bir seferinde Mamutlu Börek’teki gibi, “beni nasıl yakalayacağını görmek isterdim” diyor. Ya da Tostoraman’daki gibi “müthiş” :-) Öğrendiği yeni kelimeleri kullanmak için uygun cümleler kurmaya çalışıyor. Bizi çok dikkatli dinliyor. Mesela bir şarkı söylememi istediyse ve ben hatırlayamadığım bir kelimeyi uydurduysam, “annecim yanlış söyledin” diye uyarıyor beni :-) Ben şarkıların bir kısmını söylüyorum ve o tamamlıyor. Örneğin “bir bilmecem var çocuklar” diyorum, oda “haydi sor sor” diye devam ediyor :-) Evren’in yazıp bestelediği ve çok severek dinlememize rağmen, benim ezberlemekte zorlandığım “Ninni” yi neredeyse eksiksiz söyleyebiliyor. Bazen, biz söylemediğimiz halde, “lütfen”, “teşekkür ederim”, “eline sağlık” gibi nezaket kelimelerini kullanıyor. Geçenlerde, daha önce göstermediğim bir kitabı verdiğimde, “sürpriz mi, teşekkür ederim annecim” diyerek boynuma sarıldı. Bu arada sık sık sarılmak istiyor. Kitap okurken, oyun oynarken, dışarı çıkarken sarılmak istediğini söyleyip sarılıyor. Oh misssss :-)

Yağız oğlan sonunda zıplamayı başardı bu ay. Ve buna çok sevindi. Zıplaya zıplaya dolaşıyor evde. Küçük kangurum benim :-) Kanguru demişken, hayvanları taklit etmekte çok hoşuna gidiyor. “Babacım biz şimdi ne olalım” diyor mesela. En sevdikleri, aslan, kayman ve merkat olmak.

Beslenme konusuna gelirsek, bol bol kuruyemiş yedi bu ayda. Favorisi ise elma kurusu. Kahvaltıda hergün yumurta, portakal suyu, kaymak-bal-ceviz yiyor düzenli olarak. Ama hala diğer öğünlerde sıkıntımız var biraz. Mutfakta olmak, bana yardım etmeye çalışmak çok hoşuna gidiyor. Hemen bir sandalye çekiyor tezgahın yanına ve “anneme yardım edicem” diyor. Büyüdüğünde de mutfağa meraklı olmasını ve onunla harika pastalar yapmayı hayal ediyorum :-)

Bir ayı daha bitirdik oğlumla. Aslında bitirdiğimiz yalnızca bir ay değil. Hayatımızda ki bir dönemi bitirdik. Bakalım bizi neler bekler…

İlgili Yazılar :

Posted in Ay Ay Gelişim, bebek gelişimi | Tagged , | 7 Yorum

Çalgıcı Kedisi Yağız :-)

Yağız, şarkılar, marşlar söylemeye bayılıyor son zamanlarda. Bu da onlardan biri. Pırtık Tekir’i biz çok sevdik. Ama sanırım Yağız Cimcim Tekir’i daha çok sevdi :-)

İlgili Yazılar :

Posted in Yağız video | Tagged , | 3 Yorum