Güney Çayırı

Astrid Lindgren kitaplarına başlamışken, evdekilerin hepsini sırayla yazmak istiyorum. Belki böylece kendimi daha iyi organize edebilirim.

Güney Çayırı, basımı en güzel olan Lindgren kitabı bence. Ama hüzünlü bir kitap baştan söyleyeyim. Zaten Lindgren kitapları bana göre ikiye ayrılıyor. Neşeli kitaplar (Pippi Uzunçorap, Şamatalı Köy, Yaramaz Emil) ve macera-fantastik ve biraz hüzünlü kitaplar (Aslanyürekli Kardeşler, Mio, Benim Mio’m, Ronja). Bu kitap ikinci türe giriyor. Büyülü, fantastik tarafı var .

Çizimlerde kullanılan renkler, hüznü de, neşeyi de çok güzel ifade etmiş. Büyük boy, ciltli bir kitap bu. Yani tam benim sevdiğim gibi 🙂 Hüznü bir yana bırakırsak, yazı boyutu ve metnin uzunluğu göz önüne alındığında daha erken yaş grupları içinde ideal.

Mattias ile Anna, dünyada yapayalnız kalınca, Güney Çayırı Köyü’nden Bataklık Köyü’ne, bir çiftçinin yanına gelirler. Çiftçi onlara çalışma karşılığından yatacak yer verir.

Bir tabure alıp sütünü sağmak için ineğin yanına oturan Anna, “Artık hayatımda neşeli hiçbir şey olmayacak” diye ağlamaya başladı.

“Ah evet. Bataklık Köyü’ndeki günler ahırdaki fareler kadar gri” dedi Mattias.

Çiftçinin verdiği çok az yemekle idare ederek, kış gelip okula gitme hayalleri kurarlar. Tüm mevsimler geçer ve onlar hep çalışır ve kışa kadar yaşayıp okula gidebilmeyi dilerler. Okul yalnız birkaç hafta sürecektir ama gene de onlar için umut demektir. Sonunda kış gelir ve çiftçi istemese de onları okula göndermek zorunda kalır. Bozuk ve karlı orman yolundan okula gittiklerinde, okulun da umdukları gibi bir yer olmadığını görürler. Orada da neşe yoktur ve yoksullukları iyice yüzlerine çarpar. Gene de inatla gitmeye devam ederler.

Günlerden bir gün, süt sağma zamanına yetişebilmek için dönüş yolunda koştururken kırmızı bir kuş görürler. Onu takip ederek, karanlık bir yarıktan geçerler. Önlerine çıkan duvarda açık bir kapı vardır ve oradan içeri girerler. Yeşillikler içerisinde bir sürü çocuğun neşeyle oyun oynadığı bir bahçedir burası. Adı da Güney Çayırı’dır. Tıpkı onların evi gibi. Çocuklar onları aralarına alıp oynarlar. Sonra bir ses duyulur. Çocuklardan biri annemiz çağırıyor der. Mattias ve Anna onları çağırmadığını düşünür ama o ses herkesin annesidir.

Bunun üzerine Anna ile Mattias diğer çocukların peşine takılıp çayırın sonundaki kulübeye gittiler. Anne orada yaşıyordu. Onun bir anne olduğu hemen anlaşılıyordu. Gözleri anne gözleri, elleri anne elleriydi. Gözleri ve elleri etrafına toplanan bütün çocuklara erişiyordu. Çocuklar için gözleme ve ekmek pişirmiş, tereyağı ve peynir yapmıştı. Çocuklar istedikleri kadar yiyebilirdi. Çayırlara oturup yemeğe başladılar.

“Hayatımda hiç bu kadar güzel şey yemedim”, dedi Anna.

Sonra geç kaldıkları korkusuyla koşarak eve dönerler. Anne ve çocuklar hep gelmelerini söyler. O kapı bir kez kapanırsa hiç açılmayacağını söyler çocuklar.

Anna ve Mattias her gün okuldan sonra Güney Çayırı’na gelirler. Okulun son günü geldiğinde, son bir kez daha Güney Çayırı’na giderler ve sessizce kapıyı kapatırlar…

Annesiz kalan tüm çocukların karşısına kırmızı bir kuş çıkması dileğiyle. Umut her zaman var…

Kitabın Künyesi: 
Güney Çayırı
Yazan : Astrid Lindgren
Resimleyen : Marit Törnqvist
Çeviren : Ali Arda
Pegasus
6+




İlgili Yazılar :

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s