Sebze Tarlasında Curcuna

Bazen yüreğin taşar. Anlatmak, hiç susmamak istersin. Ama kelimeler kifayetsiz kalır. Kelimeye döktüğünde önemsizleşecek gibi hissedersin yaşadıklarını. Duygularının şiddetini yeterince ifade edemezlermiş gibi gelir sözcükler. Bazen çok güçsüz hissedersin kendini. Anlatmak istersin, anlatamazsın. Ama anlatmaya, anlaşılmaya, dinlenmeye, yargısız kalplere ihtiyaç duyarsın. Kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşarsın bazen. Bir dost elin saçlarını okşamasını, “bu da geçer yahu” yu dile dökmeden hissettirmesini istersin. Bazen hissettiklerin için kendine kızarsın. “Neden ben böyleyim” diye iç hesaplaşmaya girersin. Ama bazen de hiçbir şeyde teselli bulamazsın. Sonra geçersin klavyenin başına ve sözcükler içine akar. Orada onlar kendi halinde kanarken de, sen sırf anlatmak için bambaşka şeyler bulursun. Bende kitaplara kaçıyorum böyle zamanlarda. Bir çocuk kitabı çekiyorum kitaplıktan ve sözcüklerimi onu anlatmaya veriyorum. Ödünç kelimeler yani bunlar. Birileri üzülmesin, birileri kırılmasın, birileri ağlamasın diye içime akıttığım kelimeler. Bu seferde Findus’u anlatsınlar istedim…

Findus ve Petson’la ilk tanışmamız Yağız 5 yaşındayken olmuştu. Genelde kitaplarını ben internetten alırım Yağız’ın ama bunu kendisi kitabevinde keşfetti. Hemen aldık ve tabi bayıldık. Arkasından da serinin diğer kitaplarını sipariş ettik. Hepsini yazmıştım daha önce blogda. Aradan yıllar geçti ve yeni bir serüveninin çıktığını görünce gözlerim parladı hemen. Yağız büyümüş, artık resimli kitap okumuyormuş ne gam. O okumazsa burada ben varım dedim ve hemen sipariş ettim 🙂 Gerçi diğerleri gibi ciltli olmaması biraz hayal kırıklığı yarattı bende ama kağıt fiyatlarının artışı ve yayınevlerinin içinde bulunduğu durumu düşününce çok da isyan edemedim. Gene harika bir anlatım, harika resimler, harika ayrıntılarla dolu bir kitap buldum karşımda. İskandinav edebiyatına hayranlığım her kitaplarında biraz daha katlanıyor kesinlikle.

Pettson sebze bahçesine ekim zamanının geldiğini düşünür ve havuç, bezelye, fasulye ve soğan tohumları eker. Findus ise köfte ekmeye karar verir 🙂 Ancak toprağın kazıldığını gören tavuklar solucan avına çıkmaya karar verince, tohumları etrafa saçarlar. Binbir zorlukla tavukları kümese kapatmayı başaran Pettson, tarlayı yeniden eker. Ancak bu seferde, komşu Gustavsson’un domuzu tarlayı mahveder. Bu arada tavuklar yeniden kümesten çıkar ve bu sefer yeniden kümese girmeyi reddederler. Bilmeyenler için söyleyeyim, bu kitapta kedi ve tavuklar konuşur 🙂 Tilki tehlikesine karşı, Findus nöbet tutar ki geceyi dışarıda geçiren tavuklara bir şey olmasın 🙂 Sabah olduğundan bu sefer de, Andersson’un inekleri bahçededir. Sonunda inekleri de kandırıp bahçeden uzaklaştırdıklarında, ertesi gün bahçeyi yeniden düzenleyeceğini söyleyen Pettson’a:

“Bence yalnızca köfte eksek yeter. Saksıya da ekebiliriz,” dedi Findus. “Ayrıca fazla yeşilliğin o kadar çok faydalı olduğunu sanmıyorum.”

Bu seride Pettson, öyle incelikli bir güven ortamı sağlıyor ki Findus’a, ve her sorununa öyle çözümler buluyor ki sabırla, insanın Findus olup, Pettson’a sığınası geliyor 🙂 Keşke her çocuğun, özellikle içimizdeki çocuğun böyle şansları olsa…

Kitabın Künyesi :

Sebze Tarlasında Curcuna
Yazan : Sven Nordqvist
Resimleyen : Sven Nordqvist
Çeviren: Ali Arda
Dinozor Çocuk
4+

İlgili Yazılar :

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Uncategorized, Yağız'ın Kitaplığı içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s