Ödev Sorunsalı

75-78 AY

Ödev hakkında, yıllardır okuduğum, okuduklarımdan damıttığım, aklıma yerleştirdiğim bir takım gerçeklerin acemisi oldum son zamanlarda. Etrafımdaki herkes ödevin gerekliliği hakkında bir şeyler söyler, fazlaca ödev talep ederken, kendimi Don Kişot gibi hissetmeye başladım. Sonra bir arkadaşımın babasının sözleri beni kendime getirdi:

“Sahipleneni az diye hakikate hürmet etmekten vazgeçilmez.”

Bazen bilsek de, hatırlamaya ihtiyacımız oluyor. Bu da öyle bir yazı olsun. Unuttukça sarsıp hatırlatsın bana. Tüm gün okulda olan oğlumun, evde geçireceği birkaç saatte ödev yapmasının ne ona faydası var, ne de bana. Bunu sadece duygusal anlamda söylemiyorum elbet. Pek çok araştırma da, ilkokulda verilen ödevin, öğrenmeye etkisinin olmadığı, aksine okuldan soğuma neticesini doğurduğunu söylüyor. Ödev konusu abartıldıkça, esas önemli olanı kaçırıyoruz maalesef. Oyun…6 Yaşında bir çocuğun hayatı öğrendiği, gelişimi açısından muhakkak ki ödevden daha faydalı olan oyun. Ödevler yüzünden uzak kaldığı oyun…

Oyun Çocuk Beynini Sosyal ve Akademik Başarıya Yönelik Nasıl Geliştiriyor?

Sanırım en çok bilinen ve son zamanlarda en çok incelenen eğitim sistemi olan Finlandiya’da, öğrenciler hiç hazırlanmadıkları halde, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA)’nda, en üst sıralarda yer alıyorlar. Okula 7 yaşında başlayan, okulda sadece 3-4 saat geçiren, eğitim hayatlarının ilk 6 yılında hiç bir şekilde notlandırılmayan, asla ödev verilmeyen ve öğrenmenin yerinin okul olduğunun düşünüldüğü bir yer Finlandiya. Asıl başarısının ise öğretmen yetiştirme sistemleri olduğu düşünülen Finlandiya hakkında güzel bir yazı :

Dünyanın En Şaşırtıcı Eğitim Sistemi: Finlandiya

Finlandiya ve Türkiye eğitim sistemlerinin karşılaştırmasını içeren bir yazı da var :

Türkiye ve Finlandiya Eğitim Sistemleri Arasındaki 15 Fark

Finlandiya hakkında örnekleri artırmak mümkün. Ancak derseniz ki orası Finlandiya, burası Türkiye. Gerçek hayat öyle değil. Alın size bizden biri. Psikolog Adem Güneş’te ödev konusunda çok farklı düşünmüyor:

“Çocuğun öğrenmelerinin kendindenliğe erişmesi için okul-aile işbirliği ricasıdır. Bu rica, birinci sınıf öğrenciler için günlük 10 dakika, ikinci sınıflar için 20 dakika, üçüncü sınıf içinse yarım saattir. Bu sayede çocuk, okul vasıtası ile öğrendiklerini adım adım yaşam içinde kullanmayı öğrenecektir. Ailenin eğitime desteği, teorik değil, pratiktir.”

Ödevi ise şöyle tanımlamış GÜNEŞ:

“Ödev; öğrenmenin temel işlevi değil, zaruret halinde tamamlayıcı faktörüdür. Eğitimin tamamlayıcı bir faktörünü, eğitimin ana işlevi gibi göstermek ciddi bir pedagojik yanılgıdır.”

Ayrıca, yapılan araştırmaların, ilkokul seviyesinde verilen ödevlerin öğrenmeye katkısı binde bir civarında olduğu, çocukta, ödev yetiştirme kaygısının, eğitimden soğumanın nedenlerinden biri olduğunu söylüyor. İşte bu da yazının tamamı :

Ödevin gereksizliğinden bahseden bir diğer eğitimci ise Özgür BOLAT. Şu andaki eğitimi sistemimizde ödevlerin öğrenmeye katkısının çok düşük olduğunu söyleyen BOLAT’a göre, keşfetmeyi gerektiren bir ödev sistemi geliştirilmedikçe, ödevler yarardan çok zarar getirecektir. Bu konudaki yazısı ise şöyle :

Ödevlerin Gizli Zararları

“Ödevler öğrenmeyi gerçekten sağlıyor olsaydı, öğretmen ödevin yapılıp yapılmadığını değil, ödevle çocuğun ne öğrendiğini kontrol ederdi” diyen BOLAT’ın bir diğer yazısı da şöyle :

Çocuklar Neden Ödev Yapmaz?

Ben dilinin zararlarından da sürekli bahseden BOLAT, çocuklara ödev yaptırmak için kullanılan dile dikkat edilmesi gerektiği konusunda da uyarıyor. Ödev yaptırayım derken, iç disipline verilen zararın telafisi oldukça zor olsa gerek. Yani ödevini yapmazsan üzülürüm ya da öğretmenin üzülür diyerek razı edilen bir çocuk, hayatta herşeyi başkaları için yapması gerektiği inancıyla büyüyecektir.

“Ben Dili” Çocuklara Nasıl Zarar Verir?

“Ben Dili” Yerine Ne Kullanılmalı?

Ödevlerin öğrenme üzerinde herhangi bir olumlu etkisinin olmadığı sonucuna varan bir diğer yazı ise Alternatif Anne’de.

Ödevle ilgili yapılan araştırmalar ne diyor?

Uzm. Psk. Aylin Karabağ Sılığ’ın Alternatif Anne’de yazdığı bir diğer yazı ise, ödev taraftarı veli ve öğretmenlerin argümanlarını şöyle sıralamış:

  • Ödev evde tekrarı sağladığı için öğrenmeyi pekiştirir.
  • Derste öğretmenin yetiştiremediği konuları çocuğun evde (ailesi ile) tamamlamasını sağlar.
  • Çocuğun anne ve babası ile kaliteli zaman geçirmesini sağlar.
  • Çocukta sorumluluk bilincini geliştirir.
  • Çocuğun evde kaliteli zaman geçirmesini sağlamak konusunda velinin üzerinden yükü alır. Evde ödev yapmazsa televizyon  seyredecek, ödev yapsın daha iyi.

Sonra da bu maddeleri, madde madde ele alıp hepsini çürütmüş. İşte şöyle :

Veli öğretmen öğrenci üçgeninde ödev!

“Bu yaş aralığında çocuklar için en az 10-11 saat uyku gerekiyor. Eğer sabah erken kalktıysa, akşam erken yatarak dinlenmesi gerekiyor. Üstelik bütün gün okulda eğitim alan çocuklarımızın, eve geldiklerinde oynamak, aile bireyleri ile iletişime geçmek, yemek ve temizlik ve hatta sırf evinde vakit geçirmek için zamana ihtiyaçları var. Peki okuldan döndükten yatıncaya kadar geçen süre yaklaşık dört saatse, çocuk ödevini ne zaman yapacak?”

diyerek tam da aklımdaki soruların sorulduğu bir diğer yazı da Eğitimpedia’a :

Ödev Hakkında 6 Soru

Ödev hakkında olumsuz düşünen birkaç ebeveyn görüşü de burada:

Ebeveynler Ödev Yerine Oyunu Tercih Eder Mi?

Tüm bu yazılanlardan sonra hala içimize kaçmış Türk annesi modundan kurtulmamız çok da kolay değil. Öyleyse bir de anne blogcuların bu konuda neler yaptığına bakalım :

Anne Notları’nda, ödev yapma konusunda çocuğa inisiyatif verilmesi gerektiği, aile toplantısı yaparak seçme şansı verilebileceği, ödev yapması hususunda uzun süre konsantrasyon beklenilmemesi ve çocuk ödev yaparken aile üyelerinin de, çocuğun dikkatini çekecek aktivitelerde bulunmaması gerektiği üzerine yazılmış yazısı da şu şekilde:

1. Sınıf Çocuğuna Ders Çalıştırma, Ödev Yaptırma

“İlkokulda ezberci eğitim sisteminin belki de en kötü yanı ev ödevi. Sadece verilmiş olmak için verilen, sadece yapmış olmak için yapılan bir şey. En azından bir zararı yok diye düşünüyor pek çok okul ve öğretmen. Ama var. Çalınmış bir çocukluk.”

diyen bir yazı da Blogcu Anne’de paylaşılmış.

İlkokulda Ödeve Son

“İlköğretim çağındaki öğrenciler (İngiltere için 5-11 yaş arası) ödevden etkin bir şekilde muaf edilmelidir. Çünkü ödev, çocukluğa zarar veriyor ve aileler arasında gerilime sebep oluyor”

diye uyaran Londra’daki King Alfred Okulu’nun müdürü Dawn Moore’un sözlerine de Eğitimpedia’da yer verilmiş.

Bir Okul Müdürü: “Ödev İlkokul Çağındaki Öğrencilere Zarar Veriyor”

Daha da araştırılırsa bu konuda pek çok yazı, makale bulmak mümkün. Gelelim tüm bunları bilerek nasıl davranış sergileyeceğime. Gönlüm oğluma hiç bir ödev yaptırmamaktan yana. Ancak böyle diyerek hem öğretmenin otoritesini sarsmaktan, hem de başka sorumluluklarını da yapmayabileceği algısı oluşturmaktan çekiniyorum açıkçası. Ayrıca diğer öğrenciler yaptığında, oğlumun okulda içinde bulunacağı durumun onu üzmesinden endişeliyim. Çünkü her türlü zorlanmasına karşın, ödevini yapmadan okula gitmek istemiyor. Bu durumda benim bireysel olarak ödeve karşı olmam, çok anlamlı bir sonuç doğurmuyor.

Bu durumda, biz her akşam sürtüşmeler yaşamaya ve bize en ihtiyacı olan zamanda ona parmak sallayan kişi olmaya, okulda tam öğrenemediği harfin doğru yazılışını öğrenmek için onu ikna etmeye, edemezsek bunu sayfalarca yazarak yanlışı iyice oturtmasına üzülmeye devam edecek gibi duruyoruz.

Ve kendime sürekli şunu soruyorum. Neden neden neden henüz 6 yaşındaki oğlum, bir yarışa girmek zorunda? Ne hakkımız var onların çocukluğunu ellerinden almaya? Gerçekten kazanımları, kaybedilenlere değen şeyler mi?  Ve daha pek çok deli sorular, sorular…

Ödev bizden neler götürüyor dersek, oğlumla paylaştığımız uzun kitap okuma zamanızı, babasıyla oluşturduğu lego projelerini, durmadan yaptığı resimleri alıyor. Oynadığımız kutu oyunlarını, Make’n Break’i, kataminoyu, satrancı, miniyup’u alıyor. Onun elinden, sıkılarak kendine yeni uğraşlar edinebilme zamanını alıyor. Az şey mi bu…

Sahi biz onları mutlu ve öğrenmeye meraklı görmek istiyorduk değil mi…

İlgili Yazılar :

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Eğitim, Okul, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s