Yağız’ın Abur Cuburla İmtihanı …

21-24 AYBence abur cubur sorunu, bir yetişkin sorunu. Hiç bir çocuk kendisine sunulmayan ve haliyle tadını bilmediği bir gıda için tutturmaz. Hele ki Yağız gibi televizyon seyretmediğinden reklamlara da maruz kalmıyorsa. Ama bir gün, kah onun sevgisini kazanmak isteyen, kah dünya nimetlerinden faydalanması gerektiğini düşünen, kah yemek yemediği bir anda bari bunu yesin diyerek sunulan ürünler sayesinde tanışır çocuk abur cuburla. Ve bir kereden çok şey olur. Yetişkin halimizle bizim karşı koyamadığımız gıdalara onların karşı koymasını beklemek hiç insaflı değil.

Girişten de anlaşılacağı gibi, oğlum doğduğundan beri en takıntılı olduğum konulardan biridir abur cubur tüketimi. Yağız’ın en iştahsız olduğu günlerde bile vermek aklımın ucundan geçmedi. Aç uyusun ama sağlıklı olsun dedim 🙂 Bugüne kadar her alanda ve herkesle mücadele ettim oğlumu uzak tutabilmek için bu ürünlerden. Anne olanlar bilir ki bu gerçekten çok zordur. Neyse ki etrafımdaki kişiler beni çok zorlamadan çizdiğim sınırları aşmadılar, genelde 🙂

24-27 AYBence pakete girmiş herşey zararlı. Bisküvi, çikolata, şeker, meyve suyu, kola, cips vs. Şimdiye kadar hiç bir market alışverişinden elimizde bunlarla dönmedik neyse ki. Tabi kendimize gizlice aldığımız oldu 🙂 Ama biz de bu ürünleri çok tüketen insanlar değiliz.

Ben inanıyorum ki bir tat hafızası var. -Her ne kadar benim annem öyle olsa da  :-)- tüm anneler süper aşçı mı ki herkes annesinin yemeğine özlem duyuyor? Çocukken yenilen yemekleri özlüyor olmak açıklamıyor mu bunu? Ne yedirirsek ona alışacaklar çocuklarımız. Bir margarin çağı çocuğu olarak, -her ne kadar artık evime sokmuyor olsam da- tat olarak tereyağına her zaman tercih ederim margarini. Bir nesil onunla büyüdü diye reklamını yapıyorlar ya matah birşeymiş gibi. İşte bende bu yüzden doğru kodlar yerleştirmek istiyorum oğlumun hafızasına.

33-36 AYTat hafızası diye bir şey yoksa bile, koruyabildiğim kadar direnmenin oğluma faydası olacağı muhakkak. Bir kaç ay önce katıldığım GDO ile ilgili bir konferansta konuşan öğretim üyesi, altı yaşına kadar çocukların bu tarz gıdalara karşı ne kadar savunmasız olduklarından bahsetti. Altı yaşından sonra ise bir miktar savunma mekanizması oluşabiliyormuş.

Bu konuda en dayanamadığım sözcük ise “nasıl olsa birgün yiyecek”. Ama o günü ne kadar uzatabilirsem kar bize.

Hal böyle olunca kabul edemediğim şeyler var. Daha dört yaşındaki oğluma, okul eliyle neden çikolatalı ekmek, kızarmış patates, hazır kek, hazır meyve suyu, çay, şeker gibi gıdalar sunulduğu. Ve bu okul eliyle sunulduğundan, oğlumun kafasında olumlanmış olmasının bende yarattığı çaresizlik hissi. Ve bunu konuşmanın hiç bir faydasının olmadığı gibi, en iyi markaların verildiği savunmasını dinlemek durumunda olmak. Anladım ben onları ikna edemeyeceğim. Bari yazayım da içimi dökeyim. Kahvaltıyı evde yaparak, en azından kahvaltı sorununu önüne geçebiliriz belki. Ama ikindi kahvaltısı, Yağız’ın abur cuburla imtihanı…

33-36 AY1Ben mi uzayda yaşıyorum yoksa onlar mı? Şekerin zehir olduğu gerçeğini duymayan kaldı mı ki hala? Hele ki işi çocuklar olan birilerinin bunun üzerine kafa yormaması mümkün mü? Tüm bunların yanında, Yağız’ın kalbi nedeniyle çürümemesi gereken dişlerini düşündükçe benim kalbim sıkışıyor 😦

Yazdıklarımdan oğlumu çok da steril yetiştirdiğim sanılmasın. Evde yapılan, kek, kurabiye, pasta gibi ürünleri bayıla bayıla yiyor oğlum. Fırından yayılan mis kokularının verdiği mutluluk eşliğinde. Ama bunlar her zaman olmuyor tabi. Keşke hiç olmasa ama bizde hayatımızdan şekeri tamamen çıkarmayı başaramıyoruz ne yazık ki. Ama benim asıl derdim pakete girmiş uzun ömürlü ürünler.

42-45 AY35

Yağız’ın abur cuburları kuruyemiş (fındık, fıstık, ceviz, badem), kuru (üzüm, hurma, incir, kayısı, yaban mersini) ya da taze meyve (muz, üzüm, mandalina, kiraz, kavun, karpuz, salatalık, elma, armut en sevdikleri) ve de bu yıl başlayan dondurma. Onu da güvendiğim yerlerden alıyor ya da evde yapıyorum. Dışarı çıkarken hala yiyeceklerini yanımda taşıyor ve fast food la tanışıklığını elimden geldiğince ötelemeye çalışıyorum. İçecek olarak da tercihi su ve süt.

Bugüne kadar kola ve cipsin tadına bakmamış olması beni mutlu ediyor. Obezitenin bu kadar risk oluşturduğu dünyada, neden katkı maddeli, doymuş yağ oranı yüksek gıdalarla beslensin ki çocuklar? Ben bu sorunla, oğlum tek başına kantine gitme yaşına geldiğinde karşılaşacağımı düşünüyordum. Dört çok erken 😦

Belki biraz da kontrol delisiyim. Ama oğlumun kontrolüm dışında maruz kaldığı tüm bu gıdalar canımı fena halde sıkmakta. Keşke, Başka Bir Okul Mümkün projesi de benim şehrimde olabilse. Hayali bile güzel…

İlgili Yazılar : 

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Beslenme, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

15 Responses to Yağız’ın Abur Cuburla İmtihanı …

  1. Banu Bingör dedi ki:

    Tüm kaygılarını anlıyorum ve çok haklısın. Tezim için içine düştüğüm okuma sürecinde şuur altında bildiklerim su yüzüne çıkınca gerçekten bir süre mutsuzlaşmıştım. Ne yazık ki “klişe” olacak ama içinde yaşadığımız sistem, okul eliyle, güç eliyle bize “iyiymiş” gibi görünenleri vermekte ısrar edecek. Çoğu şeyimiz -mış gibi zaten… Zorlayıcı olacaktır ama acaba yanında mı göndersen Yağız’ın yiyeceklerini? Gerçi hiçbir zaman emin olamazsın tüketilmemesi gerekenleri tüketip tüketmediğinden. Bir de diğer çocuklardan ayrı olmak da bambaşka bir ruh hali yaratabilir bu sefer.
    Belki de ailelerin doğru örgütlenmemesinde mesele… Gerçekten baskı altında hissettirecek bir konu bu…

    • yagizlahayat dedi ki:

      Ayrı tutulma duygusu daha fena. Sırf bu yüzden öğretmenine şeker vermeyin bile diyemiyorum. O yüzden tek yapabildiğim kahvaltıyı evde yaptırmak. Veli toplantısında ödül olarak şeker verilmemesini söylediğimde, sadece bir veli destekledi beni. Yani pek kişinin umrunda değil bu durum. Yoksa bir veli baskısı oluşturabiliriz. Ben ise Don Kişot misali debeleniyorum işte böyle 😦

  2. Banu Bingör dedi ki:

    İşte içinden çıkamadığımız şey tam da bu… Umursamayanların çoğunlukta olması :/ Bu insanlara keşke Fast-Food Nation ile Omnivore’s Dilemma’yı temel metin olarak okutabilsek ya da anlatabilsek. “Ne yiyorsak oyuz” en kısa özeti. Sistem, biziz aslında 😦 Yazık.

  3. Banu Bingör dedi ki:

    Var var, ikisinin de Türkçe kaynağı var. Haklısın, yokmuş gibi yazmışım.
    Eric Schlosser – Hamburger Cumhuriyeti
    Michael Pollan – Etobur Otobur ikilemi

    • yagizlahayat dedi ki:

      Sağolasın. Bende edinip okuyayım bunları 🙂

      • Banu Bingör dedi ki:

        Eric Schlosser’i okurken bir bölümde çok ağlamıştım.
        Pollan ise son bölümde duygusuyla ağlatmıştı. Bu tür kitapları okurken ağlamayı da ancak anneler başarabilir : )))
        Idefix’te ikisi de var sanırım. Bak bakalım, beğenirsin umuyorum; ama iç açmayacağı kesin.

      • yagizlahayat dedi ki:

        Pollan’ı çok merak ettim şimdi. Adı da ilgimi çekti. Belki beni destekleyen birşeyler vardır ve de vejeteryan olmadığın için ağlamışsındır, diye olayı kendime çevireyim 🙂 İlk fırsatta alacağım. Bakayım D&R da da var mı?

  4. Geri bildirim: Sonbahar Ağacı Tatlısı | Oğlumu Büyütürken

  5. Geri bildirim: Yağız ve Televizyon | Oğlumu Büyütürken

  6. Geri bildirim: 51 Ay… | Oğlumu Büyütürken

  7. Geri bildirim: Berenstain Ayıları | Oğlumu Büyütürken

  8. Geri bildirim: Yağız İlk Kez Sinemada… | Oğlumu Büyütürken

  9. Geri bildirim: Uyku Tablosu | Oğlumu Büyütürken

  10. Geri bildirim: Yağız’ın Eğitim Serüveni :-) | Oğlumu Büyütürken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s