Annelik Çelişkilerim…

Çocukluğumdan beri “birgün anne olursam” diye başlayan kelimelerim vardı benim. Düşüncelerim sürekli bir değişim içinde olsa da, biliyordum ki annelik sorumluluk demek, emek demek…

Tüm bunlara rağmen oğlumu kucağıma aldığımda, aslında hiç hazır olmadığımı anladım. En doğru diye birşey var mıydı, varsa bunlara nasıl ulaşılırdı bilemedim. Göç yolda düzüldü anlayacağınız. Yudum yudum, adım adım…Bu yolculukta anladım ki en doğru diye birşey yok. Herkesin kendi doğruları olduğu gibi, her anne-bebek ilişkisi de kendine özgü.

Ve ben okumaya başladım. Kitaplardan, bloglardan, Nurturia’dan, emziren anneler grubundan… Okudukça çok şey öğrenmeme karşın, bir o kadar da kafam karıştı. İçimde çelişkiler çatıştı.

Bir bebeğin iki yaşına kadar, hatta gidebildiği yere kadar anne sütü almasının öneminden bahsedilirken, doktorumuzun bir yaşından sonra artık bıraksın demesi gibi mesela…

Uyku eğitimiyle ilgili onca yazı okuduktan sonra, bir bebeği kendi başına ağlarken bırakmanın -her ne kadar sonunda kendi kendine uyumaya alışsa da- onun ruhunda açacağı yaralar ve kaybettiği güven duygusuyla ilgili okuduklarımdan sonra cesaret edememem gibi mesela…

Kendine vurmaya başlayan oğlumu, doktorun ve okuduğum anne tavsiyelerinin ışığında, o anları ilgilenmeyerek atlattıktan sonra, bunun aslında sevgi ve ilgi ihtiyacından kaynaklandığı ve yaptıklarımla onu yaraladığım hissine kapılmam gibi mesela…

Kendi odasında ve kendi yatağında uyumasının kişilik gelişimi için önemi ile ilgili onca yazıdan sonra, doktorumuzun söylediği, “bırakın yatsın, ilerde isteseniz de yatmayacak” demesiyle teselli bulmam gibi mesela…

Sorumlu davranıp tüm aşılarını tamamlattıktan sonra okuduğum onca aşı karşıtı yazıyla karmakarışık olmam gibi mesela…

Hazır mamalar, devam sütleriyle ilgili onca reklam bombardımanına karşın, doğal süt, yoğurt bulabilme telaşım gibi mesela…

Vejetaryen olmama, ilerde oğlumunda öyle olmasını dilememe ve hayatında et olmadan büyüyen nice Hindistan’lı bebek hikayesi okumama karşın, et yemediği için ilerde bir sorun yaşamasından korkarak, kendim yapmasam da, annemin yedirmesine karşı çıkamamam gibi mesela…

Yemek hakkında ısrar etmemek, oyun oynatmamak, kendi yemesini sağlamak hakkındaki yazılanlara karşın, bir lokma alsın diye anlattığım hikayeler gibi mesela…

Üç yaşına kadar televizyon izlemesine şiddetle karşı olmama rağmen, babasıyla izlediği kısa hayvan belgesellerine gösterdiği coşkuya karşı çıkamamam gibi mesela…

Abur cuburu hayatından mümkün olduğunca uzak tutmanın önemini bilmeme karşın, benden gizli koltuğun arkasında galeta yerken gördüğümde içimin sızlaması gibi mesela…

Üç yaşına kadar geliştirilmeyen beyin hücrelerinin öldüğünü öğrendikten ve mümkün olduğunca çok şey verebilmek için uğraştıktan sonra, “bırak çocukluğunu yaşasın” diyenlerin haklı olabileceği korkusunu taşımam gibi mesela…

Öğretici oyuncak, kitaplar mı yoksa eğlendirici olanlar mı gibi mesela…

Üç yaşından itibaren kreşe gitmesini istememe rağmen, yaşadığım şehirde gönlüme göre kreş bulamayacağımı bildiğimden kararsız kalmam gibi mesela…

İlerde iyi bir eğitim almasını istememe karşın, şuan ki sınav sisteminden onu nasıl koruyacağımı düşünmeye şimdiden başlamam gibi mesela…

Maddi şeylere değer vermeyen bir çocuk yetiştirmek istememe karşın, ona birşeyler almaktan kendimi alıkoyamamam gibi mesela…

Oyuncaklarının değerini bilmesi için, en az sayıda tutmaya çalışmak istesemde, günden güne artmasına engel olamamam gibi mesela…

Herkesin kendi hayatını kazanması, hayata karışması gerektiğini düşünmeme rağmen, ondan ayrılıp işe başlayamamam gibi mesela…

Sosyal olsun, dışarıda oynasın, arkadaş bulsun istememe karşın, onlardan öğrenebileceği kötü hareketlerden çekinmem gibi mesela…

Kavganın çözüm olmadığını öğretmek istememe karşın, hayatın toz pembe olmadığını ve kendisini korumayı da bilmesi gerektiği gerçeğini kabul etmek zorunda olmam gibi mesela…

Sürekli çamaşır yıkamaktan bıktığım için, yemek yerken önlük takmasını, boya yaparken masa da oturmasını istememe karşın, özgürce kirlendiğinde mutluluğunu görmenin beni de mutlu etmesi gibi mesela…

Hastalandığında, antibiyotik verecekler diye doktora götürmekten çekinmek, iki yaşına kadar öksürük şurubunun zararlarını okuduktan sonra, dayanamayıp şurup vermek zorunda kalmak, vücudu ateşle mücadeleyi öğrensin diye son ana kadar ateş düşürücü vermekten kaçınmak ama sonra bir türlü düşürülemeyen ateş yüzünden vicdan azabı yaşamak, verilen onca ilaca, ilaç firmalarının etkisi düşünülerek şüpheyle bakmak gibi mesela…

Sağlıklı beslemek adına onca uğraş verirken, GDO, hormon ve bilmediğim kimyasallar arasında gerçek gıdaya ulaşamadığım duygusuna kapılmak gibi mesela…

Tüm bunlardan sonra okumak mı, yoksa herşeyi akışına bırakmak mı çelişkisini yaşamak gibi mesela…

Bütün anneler gibi bende mutlu, kendi ayakları üzerinde durabilen, hayata pozitif bakmayı başarabilen bir çocuk yetiştirmek istiyorum. Tüm çabam bunun için. Ve anlıyorum ki Yağız’la birlikte çelişkilerim de büyüyecek. Ben de bu çelişkiler içerisinde “yüreğimin götürdüğü yere gitmeye” gayret edeceğim.

Annelik çelişkilerle yaşayabilmeyi öğrenmek demek belki de…

İlgili Yazılar : 

Reklamlar

About yagizlahayat

4 Ağustos 2009 dan beri hayatımın yeni bir amacı var. Bu blog afacan oğlum Yağız'a ilk doğumgünü hediyesidir.
Bu yazı Duygular, Uncategorized içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

26 Responses to Annelik Çelişkilerim…

  1. hacew dedi ki:

    Çok haklısın Fatoş 🙂
    Bir çok çelişkiyi bende yaşıyorum.Bazen yaptıklarım yüzünden ya kızıma zararım dokunursa,istemeden onun hayatına olumsuzluklar yüklersem ne yapacağım diye endişeleniyorum.Sonra düşünüyorum da ben elimden geldiğince ,becerebildiğim kadar ANNELİK yapıyorum.Süper anne olmak gibi bir kaygım yok ! Yapamam da 😦 Senin yazılarından,Yağız için yaptıklarından anladığım kadarıyla sen de elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorsun her anne gibi…
    Annelik zor ,Allah hepimize kolaylık versin….

  2. selda dedi ki:

    Annelik çelişkilerle yaşayabilmeyi öğrenmek demek belki de…
    Bence çözüm bu kelimede saklı.
    Ben hiçbir zaman fazla istatistiklere takılan bir anne olmadım.Bırakın hayat oğlunuzu ve sizi istediği yere götürsün.Doğal büyümesi,çocukluğunu yaşaması en güzeli belkide.
    Aman kirletecek,aman yemeyecek,aman hasta olacak dersek işimiz biraz daha bilimselliğe kaçıyor.
    Bence bırakın onlar çocukluğunu yaşarken bizde onlarla birlikte büyüyelim…

  3. fatoş dedi ki:

    merhaba,
    ben de öğrendim ki, içgüdülerimiz ordan burdan duyduklarımızdan çok daha doğru şeyler yaptırıyor bize. yazdıklarında da bunu görüyorum. kim ne derse desin, doğruyu içimiz söylüyor bence. güzel günler…

  4. MeraklıCüce dedi ki:

    Çok güzel yazmışsın Fatoş. Yanıtı da son cümlede vermişsin. İçgüdülerimzie güvenmekten başka çaremiz yok. Onlarla geçirdiğimiz her günün tadını çıkartalım en güzeli bu 🙂

  5. Banu Bingör dedi ki:

    Merhaba,

    Blogunuzu Cenk’in son yazısına bıraktığınız yorumdan buldum.
    Ben de beş buçuk aylık anneyim 🙂 Çok yeniyim yani bu alanda ve tavsiye/öneri sunacak durumda değilim :))

    Ancak hamileliğim süresince hiçbir blogdan hiçbir “hamilelik/doğum vb” konu üzerine yazı okumamayı bilinçli olarak tercih ettim. Hatta internetten hiçbir şeyi araştırmadım. (Sadece bir jinekoloğun, ay ay hamileliğin gelişim sürecini anlattığı site dışında.)

    Şimdi de Ege’yle beraber yolumuzu, yönümüzü bulmaya karar verdim. Önceleri “en doğrusu” için acaba hangi yazarın kitabıyla başlasam diyordum. Ancak, okumalar bazen ciddi biçimde kafa karıştırıyor. Öyle örnekler duyuyoruz ki “profesör” titrine güvenilerek tavsiye alınan kişilerden, sonuçta anne-çocuk ilişkisini bozan direktifler gelebiliyor.

    Bir çocuğa valıkla yokluğu anlatmak, vicdanı, merhameti öğretmek, bedeli ne olurs aolsun dürüstlüğü aşılamak ve bedellerini yine ödemesi karşılığında inandığını yapabileceğini göstermek şimdilik doğru olan gibi geliyor bana. Tabii bunlar hayata dair yüksek kavramlar.

    Bir de günlük “mücadeleler” var (ki onlara henüz biz girişmedik.)
    Ne yaparım ne ederim bilmiyorum, ama yine minimum okumaya bakacağım sanırım.

    Güvendiğim bir çocuk doktorum olsun, yeter.

    Öteki türlü, ben kendi içimde tekim, keza Ege de öyle. Yönlendirmeden korumak sanki doğru olan gibi…

    Beslenme konusu ise çağımızda en netameli konu ve maalesef yapabileceklerimiz gittikçe daha sınırlı hale geliyor. Fakat özellikle şu formül sütler konusunda ben de huzursuzluklar yaşamıyor değilim.

    Ben hiç anne sütü alamadan büyümüş bir insanım. Oğlum da ilk üç ayında alabildi, sonrasında ise yeterli gelmedi. Benim büyüdüğüm dönemde mamalar daha sınırlıydı ve bir süre sonra sulandırılmış saf inek sütüyle beslendim. Demir takviyesi o zamanlar da vardı. (Bahsettiğim sene 1983-84 arası). Şimdi düşünüyorum. Demir, halihazırda zaten dünya atmosferinde uzaydan inmiş bir element ve vücutta doğal üretimi olmadığı için dışarıdan yiyeceklerden ediniyoruz. Ve bebeklere de damla olarak takviye veriyoruz. O halde inek sütünün zeka gerilettiğine ilişkin “bilgi”, formül süt üreticilerinin kazancı için üretilen bir bilgi mi oluyor? (Hele ki dünya üzerindeki keşif ve icatların formül mamalı bebeklerden çok önce halledildiği düşünülürse, zeka öyle sütle hemen gerileyebilen bir şey değil demek!)

    Beslenme bir yana, geri kalanlar sanırım annenin kişisel dürtüsü ve bebeğiyle/çocuğuyla olan ilişkisiyle çözümlenecek şeyler.

    Özetle…

    Evet… Yüreğe dönmek gerek 🙂

    Tanıdığıma memnun oldum.
    Sevgiler….

    • yagizlahayat dedi ki:

      Benim de oğluma ilk düşündüğüm isim Ege’ydi. Çok severim Ege ismini. Bana İzmir’i hatırlatır. Tanıdığıma bende çok memnun oldum sizi. Sevgiler Ege’ye 🙂

  6. Geri bildirim: Melek Oğlum :-) | Oğlumu Büyütürken

  7. Geri bildirim: Nasıl Yetişmeli Bir Erkek Çocuğu? | Oğlumu Büyütürken

  8. Geri bildirim: Ebeveyn Olmak Üzerine… | Oğlumu Büyütürken

  9. Geri bildirim: Anne Sütü Üzerine… | Oğlumu Büyütürken

  10. Geri bildirim: Memo ve Ay | Oğlumu Büyütürken

  11. Geri bildirim: Bay Bay Bezim ve Tuvalet Eğitimi | Oğlumu Büyütürken

  12. Geri bildirim: Kreş Zamanı… | Oğlumu Büyütürken

  13. Geri bildirim: Kreşte İlk Hafta | Oğlumu Büyütürken

  14. Geri bildirim: Yağız’ın Abur Cuburla İmtihanı … | Oğlumu Büyütürken

  15. Geri bildirim: Yağız ve Televizyon | Oğlumu Büyütürken

  16. Geri bildirim: Yağız İlk Kez Sinemada… | Oğlumu Büyütürken

  17. Geri bildirim: Bedenim Bana Ait ve Çocuk İstismarı Üzerine… | Oğlumu Büyütürken

  18. Geri bildirim: Anneler Günüm… | Oğlumu Büyütürken

  19. Geri bildirim: Sır Versem Saklar mısın? | Oğlumu Büyütürken

  20. Geri bildirim: Yağız’ın Eğitim Serüveni :-) | Oğlumu Büyütürken

  21. Geri bildirim: Babaya Kitap… | Oğlumu Büyütürken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s